​ Slow food - Hız'lı yemek mi, haz'lı yemek mi? / Ekolojik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '10

 
Kategori
Ekolojik Yaşam
 

Slow food - Hız'lı yemek mi, haz'lı yemek mi?

Slow food - Hız'lı yemek mi, haz'lı yemek mi?
 

...


Dünya turuna çıkmaya ne dersiniz?

Hadi hayal edelim, elimizde öyle bir imkân var ki; vaktimiz de, nakdimiz de sınırsız. İstediğimiz ülkeye, istediğimiz şehre gidiyoruz. Hazır mısınız?

Bugün; Hırvatistan Zagreb’deyiz, yarın Çin Pekin’de, iki gün burada gezip gördükten sonra atlıyoruz uçağa, Ekvator Quita’yı, geziyoruz görüyoruz. “Ehh yeter burası da, daha görülecek çok yer var” deyip, bu kez, Avustralya Caberra’da soluğu alıyoruz, bir haftada hafakan ruhu basıyor, nasıl olsa vaktimiz de var naktimiz de demiştik ya, bu kez Maldivler’e uçuyoruz, sonra Letonya Riga, Japonya Tokyo, biraz da kumar hayatına yatay geçiş yapalım mı, ne dersiniz? Jet sosyete ile de takılırız, tamam anlaştık öyleyse bu kez Monako’da soluğu alıyoruz. Ardından İspanya, İtalya...

Peki bu kadar değişik ülkeye seyahat ettik, ne yiyip içeceğiz. Hele ki, Uzakdoğu ülkelerinde; öyle ya köpek eti ve her türden böcek sokaklarda satılıyor. O zaman dünyanın her yerinde olan fast food zincirlerine gider, karnımı doyururum mu diyorsunuz? Eğer öyle diyorsanız bence hata ediyorsunuz. Yabancı bir ülkeye gittiğinizi nasıl anlarsınız? Sadece tarihi yerlerini, müzelerini, şehrin merkezi yerlerinde dolaşarak mı anlaşılır? Ya yemek kültürü, o da çok önemlidir. Gittiğiniz ülkenin yerel yemeklerini içinizde, “ıımm midem bozulur mu, acaba?” duygusu olsa da, yerel yemeği tatmak bence çok önemlidir.

Yoksa fast food zincirleri, dünyanın neresine giderseniz gidin standarttır. Bilirsiniz standart olan da tekdüze, monoton ve sıkıcıdır. Bıktırır insanı. Hayatta bize heyecan veren şeyler daima ne olduklarını bilmediklerimizdir.

O yüzden herhangi bir yabancı ülkeye gittiğimde, o ülkenin yerel yemeğini yemeyi tercih ederim.

Şimdi bana belki de “offf çok atıyorsun.” Dünyayı dolaşmak mümkün mü, kendi ülkene gel” derseniz; hangi şehre gittiysem oranın yerel yemeğini yemeyi kendime vazife edinirim.

Yoksa “aman bilmediğim yemeği yemeyeyim de midem bozulmasın,” diye düşünüp fast food zincirlerinden birine asla gitmem.

Tabii bir de işin sağlık yönü var; daima cola yerine ayran içmeyi, kızartma yerine zeytinyağlı ya da ızgara yemeyi tercih ederim. Defalarca kızartılmış yağda, sünger gibi ekmekleriyle, hamburger yemek bana çok itici ve sağlıksız gelir.

Hele ki aylardan haziran, gökyüzündeki yıldızlar elinizi uzattığınızda, tutacak kadar yakınsa, hafif bir meltem yüzünüzde ve saçlarınızda oyunlar oynuyorsa, keyfim de yerindedir. Bir cumartesi gecesi Seferihisar’a giderim. Denizin dibindeki balık lokantasına girer, taptaze balıkları sipariş ettikten sonra, deniz kıyısındaki bir masaya otururum. Önce denizin insanı sarhoş eden iyot kokusunu ciğerlerimin bütün hücrelerine kadar çeker, iyot kokusuyla sarhoş olurum. Hoş bir muhabbete başlarız sonra, rakımız da gelir tabii bu arada, mezelerimizde… balıktan önce başköşeye kalamarı oturturuz, sonra haydari ve deniz börülcesi. Rakı balıkla birlikte muhabbetin dibine de vururuz. Konuşma tükenirse, ay ışığının vurduğu denizin dibine bakarız. Ardından mandalin bahçelerinin yanındaki kıvrımlı yoldan, çakırkeyif olmuş bir halde, şarkılar söyleyerek şehre doğru yol almaya başlarız.

Peki bunları hangi standart fast food zincirinde yapabilirsiniz? Sadece sağlıksız ve yoz bir biçimde karnınızı doyurursunuz, o kadar!

Slow food hareketinin nasıl doğduğunu dilerseniz anlatayım: 1989’da solcu İtalyan gazeteci Carlo Petrini tarafından başlatılan harekettir. Yola çıkış amacı homojenleşen yemek kültürüne karşı yerel yiyeceklerin önemini savunmaktır.

İtalya Roma’da ilk mc donalds açıldığında, yazar bölgesel yiyeceklerin ve küçük üreticilerin haklarını savunmak ve korumak için kuzeydeki Piedmont bölgesinde kâr amacı gütmeyen gönüllü bir organizasyon kurmuştur. Organizasyon yiyecek festivalleri ve benzeri aktivitelerle giderek tüm dünyaya sesini duyurmuş ve yayılmıştır.

Yerel yemeklerin, yerel malzemelerle pişirilmesini sağlayan, orijinal lezzetlerin kaybolmasına engel olamaya çalışan bir harekettir.

İnsan sağlığını gözeten gıda üreticilerini, mevsiminde ve doğal şartlarda yetişmiş sebze, meyve, tahıl satan yerleri, ekolojik tarım yapan çiftlikleri, zengin ve değişken mönülü geleneksel lokantaları sunan lokantaları korumayı ve geliştirmeyi hedefler.

Her zaman evrenselde yereli arayan ve bu değerlere önem veren biri olarak bu hareket de slow city (yavaş şehir) kadar önemli ve değerli bana göre…

Daha geniş bilgi için

http://toprakana-slowfood1.blogspot.com/

 
Toplam blog
: 246
: 1012
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

..