- Kategori
- Gündelik Yaşam
Sokaktan topladıklarım...

Gençten uzun boylu bir adam kasıla kasıla girdi toplantı salonuna. Önce koltukları şöyle bir süzdü sonra "dengi olanların" yanına gidip oturdu. Bir kaç adam etrafında pervane. Onlara kaşlarını çatarak emirler yağdırdı, kasılarak geriye yaslandı ve konuşmacıya dikti gözlerini. Sordum yanımdakilere bilmem neresinin müdürüymüş. "Sevsinler" dedim içimden. Bu akşam iş çıkışı yine gördüm onu. Kokusu tüm sokağı kaplayan o güzel ekmeklerin satıldığı fırınının önünde. Ekmek almak için kuyruğa girmişti. Önünde iki adam vardı. Üstü başı toz içinde iki inşaat işçisi. "Yaaa" dedim içimden "Müdür efendi hayat böyle işte, bir arı iğnesiyle patlatıverir balonunu da atıverir seni arkaya. Kasıl bakalım şimdi. Ekmek herkese aynı ekmek. Ve sen Ahmet'le Mehmet'in arkasındasın ekmek kuyruğunda."
***
İş çıkışı havanın kararmış olmasını seviyorum. Bunun ayrı bir keyfi var. Hele bir de soğuksa, acele adımlarla yürüyen insanlar içinde böyle kayıtsız, böyle ağır adımlarla yürümenin keyfine diyecek yok. Uzun uzun yürüyüp dolmuş durağına geldim yine. O tahta sıra üzerinde sayıyı tamamlayacak yolcuları bekledim. Tam karşımda dolunay. Duraktaki taksilerden gelen bir Müzeyyen Senar şarkısı. Günlerden cuma. Kulağımda şarkı gözüm dolunayda oturdum o tahta bankta. Bir güvercin sürüsü ayın önünde daireler çizerek uçmaya başladı. Bir tanesi hep arkada hep arkada hep arkada... Neden bilmem keder sardı içimi. O hep arkada diye mi? Sonra dedim ki; belki de hep arkada olan o değildir. Her çizilen dairede en arkadaki belki en öne geçiyordur. Hala adalete inancını yitirmiş olmamak ne güzel.
****
Dolmuş eksik sayı ile yola çıktı. Taksinin arkasında genç bir kadın ve ben, önde ise bezgin bir adam. Yola çıktık. Yanımdaki kadın elindeki poşetlerle uğraştı durdu. Önümdeki adamın kulakları oynadı. Şoför başını iki yana sallayıp radyoyu açtı. Kadın, o poşetler içinde aradığını buldu sonunda. Bunca zaman aradığı küçük bir paket yer fıstığıymış. Çıtır çıtır kabuklarını soymaya başladı. Soyduklarını avucuna doldurdu ve pencereden bakarak hiç acele etmeden keyifle yedi. "Sokak onda da film etkisi mi yaratıyor acaba?" diye geçti aklımdan. Bunu düşünmek hoşuma gitti.
****
Yolda bir kadın el kaldırdı. Dolmuş durdu ve kadın sarsak hareketlerle kapıyı açıp kendini içeriye tıkıştırdı. Ortanca olmak bana düştü. Ve ben ortanca olmaktan hiç ama hiç hoşlanmadığımı düşündüm. Sonra "Boşver" dedim "bugün cuma" Yola diktim gözümü. Biraz sonra çın çın çın diye hafif hafif bir ses gelmeye başladı. Sağ tarafıma döndüm sesin kaynağını bulmak için. Küpeler. Kadın ceviz büyüklüğünde halka küpeler takmıştı. Küpelerin içinde minik metal pullar araba sarsıldıkça birbirine çarpıyor ve o belli belirsiz çın çın çın sesleri çıkarıyorlardı. Tıpkı rüzgar çanı gibi. "Acaba" diye geçti aklımdan "Arkadaşlarından biri, arkasından usulca yaklaşıp kulağına doğru hafif bir rüzgar estirip "Merhaba Bayan Rüzgar Çanı." demiş midir?" Ben olsam yapardım. Merhaba Bayan Rüzgar Çanı.
****
İşte sokak. İşte ev. Pencerede annem. Bugün cuma. Ve sokaktan topladıklarım cebimde...
Fotoğraf: http://www.deviantart.com/print/834332/
***
İş çıkışı havanın kararmış olmasını seviyorum. Bunun ayrı bir keyfi var. Hele bir de soğuksa, acele adımlarla yürüyen insanlar içinde böyle kayıtsız, böyle ağır adımlarla yürümenin keyfine diyecek yok. Uzun uzun yürüyüp dolmuş durağına geldim yine. O tahta sıra üzerinde sayıyı tamamlayacak yolcuları bekledim. Tam karşımda dolunay. Duraktaki taksilerden gelen bir Müzeyyen Senar şarkısı. Günlerden cuma. Kulağımda şarkı gözüm dolunayda oturdum o tahta bankta. Bir güvercin sürüsü ayın önünde daireler çizerek uçmaya başladı. Bir tanesi hep arkada hep arkada hep arkada... Neden bilmem keder sardı içimi. O hep arkada diye mi? Sonra dedim ki; belki de hep arkada olan o değildir. Her çizilen dairede en arkadaki belki en öne geçiyordur. Hala adalete inancını yitirmiş olmamak ne güzel.
****
Dolmuş eksik sayı ile yola çıktı. Taksinin arkasında genç bir kadın ve ben, önde ise bezgin bir adam. Yola çıktık. Yanımdaki kadın elindeki poşetlerle uğraştı durdu. Önümdeki adamın kulakları oynadı. Şoför başını iki yana sallayıp radyoyu açtı. Kadın, o poşetler içinde aradığını buldu sonunda. Bunca zaman aradığı küçük bir paket yer fıstığıymış. Çıtır çıtır kabuklarını soymaya başladı. Soyduklarını avucuna doldurdu ve pencereden bakarak hiç acele etmeden keyifle yedi. "Sokak onda da film etkisi mi yaratıyor acaba?" diye geçti aklımdan. Bunu düşünmek hoşuma gitti.
****
Yolda bir kadın el kaldırdı. Dolmuş durdu ve kadın sarsak hareketlerle kapıyı açıp kendini içeriye tıkıştırdı. Ortanca olmak bana düştü. Ve ben ortanca olmaktan hiç ama hiç hoşlanmadığımı düşündüm. Sonra "Boşver" dedim "bugün cuma" Yola diktim gözümü. Biraz sonra çın çın çın diye hafif hafif bir ses gelmeye başladı. Sağ tarafıma döndüm sesin kaynağını bulmak için. Küpeler. Kadın ceviz büyüklüğünde halka küpeler takmıştı. Küpelerin içinde minik metal pullar araba sarsıldıkça birbirine çarpıyor ve o belli belirsiz çın çın çın sesleri çıkarıyorlardı. Tıpkı rüzgar çanı gibi. "Acaba" diye geçti aklımdan "Arkadaşlarından biri, arkasından usulca yaklaşıp kulağına doğru hafif bir rüzgar estirip "Merhaba Bayan Rüzgar Çanı." demiş midir?" Ben olsam yapardım. Merhaba Bayan Rüzgar Çanı.
****
İşte sokak. İşte ev. Pencerede annem. Bugün cuma. Ve sokaktan topladıklarım cebimde...
Fotoğraf: http://www.deviantart.com/print/834332/