​ Sokrat Akademisi / Bir düşüncenin doğruluğu nasıl anlaşılır? / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '13

 
Kategori
Felsefe
 

Sokrat Akademisi / Bir düşüncenin doğruluğu nasıl anlaşılır?

Sokrat Akademisi / Bir düşüncenin doğruluğu nasıl anlaşılır?
 

Aslında anlaşılmaz; Tanrı’nın sözlerine bile tereddütle baktığımıza göre kesin dediğimiz o doğru hiç yoktur. Söylediğimiz, yazdığımız şeyler ilgi çeker, beğenilir, istek ve ihtiyaçlarımıza karşı gelir ve biz ona doğru deriz.

Peki, o halde insanlar doğru dedikleri o şeyin peşinden niye koşarlar? Çünkü doğru kişiye cennetin kapısını açar(en azından öyle inanılıyor),para kazanmasına yardım eder (tam tersi diyorlar ama) ve karizma katar (herhalde buna itiraz eden olmaz) Elbette en önemlisi yanlış yaptığımız zaman istediklerimize ulaşamadığımız gibi istemediğimiz sonuçlar da doğar. Kısaca doğruyu yapmama şansımız yok.

Kişilerin doğru yolda yürüme mücadelesi biraz vatan kurtaran Şaban tarzında. Yani insanlar doğru yolda yürüdüklerini sadece sanıyorlar. Çoğu kimse yaptığının doğruluğundan yüzde yüz emin değil. Daha önce de benzerini yapmış, ya da yapıldığını duymuş/görmüş, o tecrübeyle zarara da uğramamışsa (başka da bir yol bilmeyince) doğru olduğunu bildiği şeyi yapar. Fakat bizimki zamanı ve değişen şartları unutur. Her devire uyacak düşünce yoktur.

Doğru dediğimiz bu “düşünce kabulleri” yanlıştan daha az yanlışa doğru sıralanır. Hiçbirinin mutlak kurtarıcılığı yoktur. Kötü fikirle başarı sağlayan iyi adamlar ve iyi fikirle çuvallayan beceriksizler olmuştur. Bunun anlamı uygulayıcının etkisinin yüksek olmasıdır.

Bir düşüncenin doğruluğunun referansı sağladığı sonuçtur. Beklentileri –yan etkileri de hesaba katarak-en yüksek ölçüde karşılayan fikirler doğru sayılmalıdır.

Düşünceler hayatı en iyi şekilde yaşamak için kullandığımız yöntemlerdir. Bunlara deneyle, düşünerek, yaşayarak ve tecrübe ederek ulaşırız. Bilimsel deneylerle ulaşılan düşünceler önemlidir; ama her düşünceyi deneyleyemeyiz. Sadece daha önce elde ettiğimiz sonuçlara ve fikrin aklımıza uygunluğuna bakarız. Hesabı kitabı yapılmış, doğruluğu deneylerle kanıtlanmış düşünceler güvenilirdir ancak uygulayanın özellikleri ve uygulama koşulları nedeniyle bunlar da iyi sonuç vermeyebilir. Yani bilimsel diye fazla güvenmemek lazım. Bilim dışı düşünceler (deneylerle doğruluğu kanıtlanmamış diyelim) bizleri yanlış yollara da götürebilir ve bunun bedeli ağır olabilir.

İşte bu durumda düşünce adamları devreye girer. Güvenilir midirler? Hayır. Her şeyin doğrusunu bilirler midir? Hayır. Yani Sokrat konuştu, buna inanalım diyemeyiz. Ama insanları da salt kendi beyinleriyle baş başa bırakamayız. Bütün referansları deneyli bilimden (ölçerek, tartarak sonucu belli edilmiş) alamayacağımıza göre bu düşünce adamlarının aklına güvenmek zorundayız. Sıradan insandan daha iyidirler; çünkü işleri düşünmektir.

Burada yapılan hata bu düşünce adamlarına (ki söyledikleri deneylenmese bile bilim adamı sayılırlar) gereğinden fazla önem verilmesi söylediklerine inanılmasıdır. Oysa çoğunlukla söylenenlerin sağladığı neticeyi görmemişizdir. Kafamıza yatar, hoşumuza gider, doğru deriz.

Aslında uyguladığımız (inandığımız, bağlandığımız) bütün düşünceler deneylerle sabit olabilse. Ama işte ölçülemeyen çok sayıda kavram ve konuda düşüncelerimiz vardır. Bu soyut düşünceler bilimsel veriler hatta daha fazla yaşamımıza etki eder. Örneğin ahlak bir düşüncedir. İnançlar ve benzeri söylemler baz alınarak belli düşüncelerle ahlak denilen bu formasyon meydana getirilmiştir. Bugünkü bu ahlak formasyonu insanların çoğu tarafından kabul edilmiştir. Oysa sonuçları iyi değildir. Örneğin ahlak kurallarına uymamanın karşılığında insanlar ölmektedir. Oysa Allah’ın emirlerine dahi uyulmadığı zaman ölüm olmamalıdır. Biraz da bu ahlak kurallarımız Allah’ın emri gibi algılandığı, koruma/koruma endişesi içerdiği için böyle olmalı. Sonuçta ahlak dediğimiz zararı faydasından çok (bir kadının affedersin poposu görüneceğine ölsün diyebilir misiniz) sakat düşünceler formasyonudur.

Bilimsel düşünceleri şüphesiz alıp kabul edeceğiz. Diğerlerini ise Pazar tezgâhında seçer gibi mantığımıza uyması, hoşumuza gitmesi halinde sadece bir defa (ama eksiksiz) uygulama şansı vereceğiz. Sonuç olumluysa (ayrıca işimize yarıyor, bize de gerekiyorsa) modası geçinceye kadar (gereği kalmayıncaya kadar) alıp uygulayacağız.

 

 

 
Toplam blog
: 6332
: 653
Kayıt tarihi
: 21.09.08
 
 

Sadece sayfalarda kalan yazılar şaheser olsalar bile önemsiz ve anlamsızdır. İnsanlara ulaşan ve ..