​ Sol = Demokrasi, Özgürlük ve Eşitlik / Blog yazarları tartışıyor! / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Temmuz '10

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
 

Sol = Demokrasi, Özgürlük ve Eşitlik

Sol = Demokrasi, Özgürlük ve Eşitlik
 

Türkiye’de sol’u yeniden ve yeniden tariflendirmek uzun yıllardan beri eğlenceli bir siyasal uğraş haline dönüştü. Biliyoruzki birçok gazete, dergi ve yayın organı sık zaman aralıkları ile ülkedeki sol’un durumunu tartışmaya açar ve bir bacağı eksik olan sol’un durumunun bu tartışmalar neticesinde çıkan sonuca göre yeniden derlenip toparlanmasını salık verir. Ve topluma yayılan genel kanı ise verili durumların sonucu olarak “Sol sadece konuşur ve konuşmaktan öteye her hangi bir iş yapmaz” algısıdır. Kenara atılabilecek bir algı değildir bu durum. Zira pratik alanda bir tembelliği vardır sol’un. Çünkü dünyanın en eğlenceli uğraşlarından birisi okumak ve fikir üretiminde bulunmaktır ve kendisini sol’da tarif eden insanlarda okumak ve fikir üretmekte hayli mahirdir. Sol’un pratik alanda ise toplumla olan bağlarının hayli zayıf olduğu malum bir gerçektir. Zira birde ülkenin genel tarihsel yapısı gereği, tepeden inmeci bir devrimin sahnelendiği bir alan olması, otoriter bir rejim ekseninde örgütlenen devletin, toplumu keyfi istediği şekilde yönetmesininde bunda fazlası ile payı vardır. Toplumun önüne sunulmuş olan ve sınırları belirlenmiş olan belli başlı demokratik haklar için bu toplumda dökülmüş bir kan yoktur, bir mücadele örneği yoktur. Osmanlı Yüksek Askeri Bürokrasinin önderliğinde verilmiş olan bir kurtuluş savaşı vardır orta yerde ve halen hangi zeminler üzerinden geçerek ülkenin kurulduğu ise fludur. Bir ülkemiz vardır ama bu ülke hangi ödünler verilmek sureti ile kurulabilmiştir? sorusu pek bir muğlak halde önümüzde durmaktadır. Dolayısı ile Avrupa ülkelerinde yaşanan genel toplumsal gelişim, değişim ve dönüşüm süreçlerinin yaşandığı şekli ile ülkemiz toplumu bir evirilme göstermemiştir. Tabandan bir baskının sonucu olarak ortaya çıkmış olan bir devlet düzenide söz konusu değildir. Kaldıki Osmanlı’nın son dönemlerinde yarım yamalak da olsa çok partili bir rejim bahsi yapabiliyoruz. Ne varki aynı şeyi Cumhuriyetin kuruluşundan sonra tartışamıyoruz. Sınırları çizilmiş bir laiklik, sınırları çizilmiş olan bir parlementer sistem, sendika, dernek gibi baskı unsurları olan sivil toplum kuruluşlarının eksikliği pek tabiki ülkede sol’un sağılıklı bir şekilde gelişmesinin önünde engeller oluşturmuş. Ve ülkemizde sol’un tarihi dendiğinde, aklımıza gelen, sadece ve sadece TKP’nin tarihidir. 1960’lı yıllara bu vaziyette gelen Türkiye, TİP ve YÖN hareketi ile tanışıyor ve bundan sonrası için artık sol’un muazzam tartışma süreci başlıyor. Mehmet Ali Aybar önderliğindeki TİP’in, kendisini işçi sınıfının biricik önderi olarak ilan etmesi ve bu duruma tepki gösteren Doğan Avcıoğlu önderliğindeki YÖN’cülerin sol siyaseti tanımlarken askere özel görevler yüklemesi, bu gün gelinen noktanında kilometre taşlarını oluşturuyor. Bir tarafta askere biat eden bir sol ki kendisini ulusalcı olarak tarif ediyor bu kesim; anti emperyalizm kisvesi altında içe kapanmayı, her önüne geleni kendisine düşman olarak gören bir anlayışı sol olarak topluma dayatmaya çalışıyor, diğer tarafta ise dışa açılmayı, demokrasi ve özgürlükleri savunan, çoğulculuğa önem veren, farklı kimliklerin bir arada yaşaması için çaba gösteren bir sol var ortada. Kimileri için böyle bir sol tarif liberal sol tarif olarak adlandırılsada, özünde özgürlükçülüğün ta kendisidir. Bu gün için toplumun ihtiyacı olan sol’un tamda böyle bir şey olduğu kanısındayım. Tepeden inmeci olmaktan ziyade demokratik katılımı merkeze alan bir sol’un, toplumun gelişmesinde itici bir işlevi olacağına inanıyorum. Evet… Bir toplumda gelişmenin motor gücünü demokratik katılımın oluşturduğu malum bir gerçektir ve Cumhuriyet tarihi boyunca ülke sol’u bu konuda dişe dokunur düzeyde bir çabaya girişmemiştir. Verili durumları bir kenara iterek, hayal satma yarışına giren irili ufaklı örgütçüklerin hakimiyetinde siyaset yapılmıştır. Bu siyaset Sovyetler’in yıkılması ile derin bir travma yaşamış ve halen bir var olma ile yok olmama arasında gidip gelen bir hal vaziyettedir.

Bü gün ülkenin gelmiş olduğu nokta ortadadır. Daha düne kadar Milli Görüş geleneği ne durumdaydı. Oysa bu gün o gelenekten gelenlerin ve her türlü gıdasını dinden ve sağ siyaset argümanlarından alanların bile isteselerde, istemeselerde sol’a doğru evirildiklerine tanık oluyoruz. Zamanın şartları, gelişen teknolojinin emirleri bellidir. Özgürlük, eşitlik, demokrasi. İşte o Milli Görüş gibi gericiliğin kalesi bir siyasal akımın içerisinde çıkmış olanlar bile teknolojinin emirlerine kendilerini kaptırmışlar. Peki sol neydi? Avrupa’da, Latin Amerika’da, Ülkemizde sol neyi savunuyordu? Gayet basit değil mi? İşin hayal satma kısmını bir kenara koyarsak; Özgürlük, Eşitlik ve Demokrasi isteği değil midir? Ve bu kavramların içerisini doldurduğumuzda karşımıza sivil toplum örgütlenmesi çıkmaz mı? Çoğulculuk, katılımcılık, farklılıkları bir arada yaşaması gibi bir gerçek buram bura orta yere serilmektedir. Aslında sol’un öldüğü fala yok, aksine sağ siyaset iflas etmiştir. Muhafazakâr düşüncelerin bu gün internet dünyasının insanların önüne sunmuş olduğu nimetler çerçevesinde bir kıymeti harbiyesinin kaldığını ileri sürebilir miyiz?

Pek tabiki sol, demokrasiyi, özgürlüğü, eşitliği merkezine alacaktır, almalıdır. Ama gelir adaletsizliğini göz ardı edemez. Zaten sol’un en fazla sıkıntı çektiği alan budur. Oysa son derece feci bir durumdur ülkemizde çalışma hayatı. Ta anlamı ile bir sömürü mekanizmasının üzerine oturmuştur. İşte son yaşanana maden faciası buna en güzel örnektir. Tersanelerdeki yaşana iş kazaları adeta tam bir drama dönüşmüş ve istisna olmaktan çıkmıştır. Buna karşın sistem bu ve benzer sorunlara çare üretemiyor. Günde 14 saat çalıştırılmaya göz yumuluyor. Çalışma hayatında durum vaziyet böyleiken sol’un tribünde olması pek tabiki kolay açıklanabilir bir durum değil.

 
Toplam blog
: 1509
: 1145
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..