- Kategori
- Anılar
Sözlük okurken ruhumuzdaki dalgaların bestesini yapamıyorum

Bu dalga ruhumuzun dalgası değil. (Sabahattin Gencal)
“Sabahattin Bey...Bizde okuma dendi mi, gazete /roman / şiir... okuma gelir akla. Yapacak işim yok, sıkıldım diyenlere en güzel öğüt / yol göterme "Sözlük oku!" olmalıdır.
Öğrencilerime "Sözlük okuyun, yaşam boyunca böyle bir alışkanlığınız olsun" dediğimde şaşırır, dalga geçtiğimi sanırlardı.
Ne mutlu sözlük okuyanlara. Saygılar, selamlar.
TURGUT ÇELİK 21.12.2011 10:49”
21 Aralık 2011’de MB yayınlanan “Sözlük Okunur mu?” başlıklı yazıma gönderilen yorumlardan birini yukarıda özellikle yazdım. Demek ki sözlük okuma tavsiye ediliyormuş.
Sözlük okuma iyi de sözlüğün nasıl okunacağı önemli. Bu konuda da başka bir eğitimci adeta uyarıyor beni;
“Sabahattin öğretmen, galiba bu sözlüğü yeni baştan yazacaksın.. Bana öyle geliyor...Fakat bu felsefe meseleleri yalnız okunmamalı, tartışılmalıdır da ... ama o her zaman mümkün olmuyor, ne yazık ki...Ama mutlaka "Felsefe" iyidir...Kafayı çalıştırır...
Erdal Ceyhan 21.12.2011 11:53”
Kendilerine teşekkür ederim. Bu uyarıları almadan önce yazdığım yazıları yayınlayıvereyim bundan sonraki okuma ve yazma çalışmalarında uyarıları dikkate alırım.
Aslını ararsanız bugünlerde rahatsız olmam neden oldu bu sözlük okumaya. Rahatsız olanlara yemek beğendiremediğiniz olmuştur. Ben de kitap seçer oldum. Oysa ben kötü bir okuyucuyumdur. Hiç seçmeden elime ne geçerse okuyan biriydim. Rahatsız olunca ne oldu bilmiyorum. Bunca kitap arasından sözlük seçtim.
Bu anda hamd olsun iyi sayılırım. Daha keyifsiz anımda kaleme aldığım yazılarımı durum tespiti için yazıyorum:
20 Aralık 2011 Salı, saat 1650
Akşam namazından sonra yine yatağa uzandım. Normalde şimdi internette geziniyor olacaktım. Ama halsizlik beni yatmak zorunda bıraktı.
Yine sözlüğü elime aldım. Tabii, kalem kâğıdı da.
Epeydir kalemle yazmıyor klavye kullanıyordum. Yine kalem kullanmaya başladım; ancak sanki kalemim eski kalem değil; ne bileyim acemi gibi.
Hiç silmeden, çizmeden yazmam da ayrı bir konu.
Yine sözlük elimde. Öğleyin ancak 2 sayfa okuyabildim. Ben hızlı okuyan biriyim. Böyle kaplumbağa hızı ile okumam da ilk oluyor. Herhalde sözlük okuduğum için böyle oluyor.
İnternette sıkıştırılan dosyalar var ya sözlüklerdeki yazılar da öyle. Sözlüklerdeki yazıları açmak lazım; örneğin:
Açık ahlâk, kapalı ahlâkı yani toplumsal tapularla önyargıları aşarak hayatın yaratıcı akımını bulan, aşka, gizemlere ve ermişliğe ulaşan kişileri dile getirmektedir,
Düşünce hürriyetini hayatıyla somutlaştıran Sokrates,
İnsanlığa iyilikseverliği aşılayan İsa ve
Doğa duygusunun değerini ortaya koyan Rousseau Bergson’a göre “açık ahlâk”ın belli başlı kahramanlarıdır.
Her madde daha doğrusu kavram önemlidir; ama çoğunu okuyup geçeceğim. Biliyorum yine unutacağım; ama yine de okumakta yarar görüyorum.
Adalet’i geçiyorum. Günümüzde de herkes adaleti geçmiyor mu?
Uykum geliyor. Kavramları tam olarak anlayamıyorum. Yatarken sözlük okunursa böyle olur.Neyse, zaten oyalanmak için okuyorum. Ne anlarsam kâr…
Alışkanlık edimlerimizi otomatik hale getirir.
Bu olumsuz okuma alışkanlığım da canımı sıkıyor.
Ben böyle birkaç sayfa okumakla sıkılacak adam değildim.Neyse yakınıp durmadan okumaya devam.
Arap âleminde “hace-i evvel” (birinci öğretmen) diye anılan Aristoteles, her şeyden önce, topladığı olguları sistemli olarak derleyip düzenlemiş büyük çapta bir bilgin- düşünür tipidir.
Bu maddeye kadar o kadar çok filozof ismi geçti, o kadar çok kavram geçti; ama hepsini okuyup geçtim. Aristotelesi ise yazma gereği duydum. Özellikle topladığı olguları sistematik olarak derleyip düzenlemesinden. Ben gayret etmeme rağmen kendime özgü bir sistem kuramıyorum. Gelişi güzel bir sistemimiz var.
Sistemli olma ihtiyacındayım; ancak nasıl bir sistemi arzu edeceğimi bilmiyorum.
Arzu, belirli ve kesin bir nesneye ilişkindir. İnsanlar bir şeyler yemek ihtiyacını duyar; ama özellikle üzüm yeme ihtiyacını duymaz. Üzüm yemeği arzu eder.
Ataraksiya, tüm heyecanlardan kurtulma hali. Konuşma dilinde iç huzur, iç rahatlığı,ruh dinginliği anlamına gelir.
Bugüne kadar heyecanlarımdan, tedirginliklerimden kurtulamadım. Evde ve odamda tam bir sessizlik hakim. Torunum da eşim de yatıp uykuya daldılar. Tv’de kapalı. Çevrede çit yok. Buna rağmen ruh dinginliğim yok. Tabii, bu kavram göreli bir kavramdır. Başkalarına sorsan benim kadar dingini yoktur. Sessiz, sakin biriyimdir. Ancak ruhumda dalgalar eksik değil.
İş odur ki ruhumuzdaki dalgaların bestesini yapalım. Okudum, yazdım, yattım kalktım demek yerine ruhumuzun bestesini dinletelim. Yaa, ben ki müzikten hiç anlamam. Nasıl böyle bir cümle kurabiliyorum. ..
Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli, 20. 12. 2011