- Kategori
- Gündelik Yaşam
Starbucks’ta İnternet Eziyeti

Efendim üstünüze afiyet yıllık izne ayrıldım. Yıllık iznimin bir bölümünü kullanacağımdan yazılarıma da ara verebilirim belki diye düşündüm. Yazılara ara vermemin sebebi gittiğim her yerde İnternet erişimi olmaması tabi. Yoksa yazmaktan imtina etmiyorum.
Ev ortamında rahat rahat internete girmeye alışmışım, dışarıdayken kendimi her nedense çıplak hissediyorum. Her ne kadar diz üstünde açılabilen ve hayret ki çalışan bir bilgisayarım olsa da ulu orta yerlerde internete girmeye utanıyorum.
İnternette ayıp-ayıp sitelerde gezdiğim için değil bu utanç. Arkamdan gelip geçenlerin beni seyrediyor olma ihtimalinin bünyemde yarattığı basınç hissinden kaynaklanan bir utanç bu. Bir risalemde bahsetmiştim, seyredildiğimi anladığımda elim ayağıma dolanır benim.
Birisi yaptıklarımı izliyor ise elim ayağım dolaşır, bu dört uzuv sanki benim değilmiş gibi davranır, kendi başlarına iş işlemeye çalışır. Elimde bir şey varsa dökülür, kırılacak bir şeyse kırılır, yazı yazıyorsam ilhamım kaçar, hatta saçma sapan yazmaya başlarım. Eğer yazı bi anda saçma sapan bir mevzua ilerlerse hiç şaşırmayın, o sırada birisi beni izlediği için gerilmişim ve kabus senaryolarım devreye girmiştir.
Şimdi bu yazıyı çok güç şartlarda yazıyorum mesela. Garson gelip geçtikçe soğuk soğuk terler döküyorum, sağı solu devamlı kontrol edeceğim diye yazıya odaklanmakta güçlük çekiyorum. Aslında niyetim yazı yazmak da değildi.
Eve yardımcı geleceğinden evden çıkmam ve bir yerlerde vakit geçirmem gerekiyordu. Ya bir kafeye oturacak bir şeyler okuyacaktım, ya da deli gibi bu sıcakta gezinecektim. Azıcık aklım kalmış olmalı ki serin bir yerde oturup vakit geçirmeyi tercih ettim.
Yakınımızda bulunan AVM’nin içinde bulunan Starbucks’ta İnternet bağlantısı olduğunu zevce hazretlerinden öğrenince az evvel bahsi geçen orta boy bir çocuk ağırlığında olan, nedense dizlerimin üstünde açtığım zaman kendimi hamal gibi hissettiğim bilgisayarımı aldım, yola düştüm.
İlk durağım bir kitabevi oldu. Biraz kitaplara baktım, evde okunmayı bekleyen yaklaşık 20 kitabım olduğundan yeni bir tane daha almayı gereksiz görerek Starbucks’a yollandım. Güzelce kahvemi ve çok sevdiğim cevizli kurabiyemi de alarak koltuğuma kuruldum.
Kurabiye bitince bilgisayarı açma girişiminde bulundum. O açılana kadar bir kahve daha içebilirdim ama bilgisayarla yarışmanın akılsızlık olacağını düşündüğüm için vazgeçtim. Bilgisayarım açılır açılmaz kablosuz bağlantıyı buldu. Bazen bu makineleri fazla akıllı buluyorum…
**
Bilmeyenler için burada özet bilgiler vermem gerekiyor. Starbucks kafelerin güzel bir uygulaması var. Hepsinde TTNET Wi-Fi kablosuz İnternet bağlantısı var. Bağlantı hızının da iyi olduğu söyleniyor. Eğer bağlanabilseydim belki ben de buna şahit olurdum. Ama ne yazık ki şu an bağlanamıyorum. Oysaki buraya geliş amacım bu idi.
İşte bu kafelere geldiğinizde İnternet tarayıcınızı açınca otomatik olarak TTNET Wifi sayfasına yönlendiriliyorsunuz, orada bulunan kayıt formunu doldurup telefonunuzu veriyorsunuz. Telefonunuza mesajla gelen şifreyi buradaki ilgili yere girdiğinizde bağlantınız hazır hale geliyor. Tamamen ÜCRETSİZ.
Bizim oralarda ucuz etin yahnisi yavan olur derler. İnternet ücretsiz olduğunda mıdır, yoksa buradaki modemle ilgili bir sorun mudur bilemem. Bildiğim şey bilgisayarı açtığım andan bu yana (45 dk) bağlanamadığımdır. İnternete giremeyince bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Sevgili Starbucks. Bence güzel ve mantıklı bir hizmet vermeye çalışıyorsunuz. Bu müşterilerinizi memnuniyetini arttıracaktır. Benimkini de arttırabilirdi. Ama nedense internete giremedim. Buraya geliş amacım bu idi. Tamam kahve ve kurabiye de çok güzeldi ama ben esas onun için gelmemiştim ki.
Kısa vadede bir müşterinizi kaybettiniz. Halbuki benden iyi müşteri olurdu. İzinde olduğum sürede eve her yardımcı geldiğinde dışarı çıkmam gerekecekti ve bu da iznimiz süresince benden epeyce para kazanmanızı sağlayacaktı. :))
İnternet kafeleri sevmediğim için sizin hizmetiniz tam bana göreydi. Kısmet değilmiş demek. Artık ayda yılda bir kahve içmeye gelirim de onun için de seçenek çok zaten :) İnternetimiz var diye hava atmak yetmiyor bazen. Hizmetin kalitesi de mühim. Sorun sizin modemde midir, TTNetin bağlantısında mıdır, link hatlarında mıdır, Gülse Birsel’de midir bilmem. Bir an önce düzeltirseniz iyi olur bence.
Not: Kocaman bilgisayarım dizlerime basınç yaptığı için artık beklemeyi durduruyorum. Zaten yazacaklarım da bitti. 1 saate yakın bir süre belki internete bağlanırım diye de hevesle bekledim. En sonunda İnternet geldi. Nasıl oldu bilmiyorum. Ben 1 saat iki büklüm yazı yazmaya çalıştığım için sırtım ağrımış. Hemen yazıyı koyup yürüyüşe çıkacağım. Bari spor yapayım. Yaz saçların lüle lüle, haydi bana güle güle :)
Özlü söz: Bir kahvenin 40 dakika hatırı var :)
Sevgi, hürmet ve muhabbetle..
Murat HACIOĞLU