- Kategori
- Edebiyat
Şu edebiyat eğitimi 1: Edebiyat nerede?

resim alıntı: bilgi-hazine.blogcu.com
Edebiyat ve şiir sanki 400-500 yıl öncesinde aranıyor. Bugün sanki Edebiyat yok; roman yok; öykü yok; şiir yok. Ne varsa geçmişte kalmış. Öyleyse onu geçmişte arayacağız gibi bir hava var.
Edebiyat sanki Kaf Dağı’nın arkasında ; 400-500 yıllık mesafelerin ötelerinde kadim yazarların ve şairlerin şiirlerinde saklı olarak kabul ediliyor.
Edebiyat, deyince edebiyatçılar hemen geçmişe kaçıveriyorlar ve konuyu ne kadar karanlığa, izbeye ve bilinmeze atarlarsa o kadar esrarengiz ve bilgiç olacaklarını sanıyorlar.
Edebiyat denilince …hop… Bir bakıyorsun kendini … Fuzuli’nin, Nedim’in, Baki ‘nin, Katip Çelebi’nin, Evliya Çelebi’nin zamanında buluyorsun. Ondan sonra arkaik metinlerle uğraş, dur. Yıllarca onların dilini Edebiyat Fakültelerinin sıralarında çözmeye çalışmış ama becerememiş Edebiyat öğretmenleri, bu kez , kendilerinin yüzemediği bataklıklarda çocukları yüzdürmeye çalışıyorlar. Hadi bakalım öğrenin bu metinleri, diyorlar. Alın size, Baki’den bir “Gazel” :
“Ferman-ı aşka can iledür inkiyadumuz
Hükm-i kazaya zerre kadar yok inadumuz
Baş eğmezüz edaniye dünya-yı dun içün
Allah'adur tevekülümüz i'timadumuz
Biz mükteka-yı zerkeş-i caha dayanmazuz
Hakk'un kemali lütfunadır istinadumuz
Zühd ü salaha eylemezüz iltica hele
Tutdı egerçi alem-i kevn-i fesadumuz
Meyden safa-yı batın-ı humdur garaz heman
Erbab-ı zahir anlayamazlar muradumuz
Minnet Huda'ya devlet-i dünya fena bulur
Baki kalur sahife-i alemde adumuz”
Türkçe’yi çok iyi bilmeyen günümüz çocuğunun, bu şiirin her dizesinde, beytinde mutlaka en az bir ya da iki bilmediği sözcük vardır. Şiirin güzel olduğu, apriori olarak öğretmeni tarafından öncelikle belirtilse bile, çocuğun aklı gidip gidip, bilmediği sözcüklere takılıp kaldığından çoğu kez şiirin güzelliğinden çok bilinmezlerinde dolaşıp duracaktır. Oysa, Baki’nin bu Gazel’i oldukça sadedir; bir de o kazık şairlerle karşılaşacak olursa ne yapar.
Bu durum edebiyat öğretmeni tarafından bilindiğinden ve zaten öğretmenin görevi sanki bu metinleri Türkçeleştirip, çevirip, açıklamakmış gibi algılandığından… Uzan uzadıya açıklamalara girişmeye başlar, her bir sözcüğü bu günkü dile çevirmeyi, ve bağlantılarının neyi gösterdiğini uzun uzadıya izah etmeye çalışır, analizlere girişir. Sonunda metin sanki zevk alınacak bir şeymiş gibi değil, bir bilmece-bulmaca’ymış gibi sunulur… Sonunda çocuk şaşırır kalır. “Edebiyat güzeldir.. güzel şeylerle uğraşır ön yargısıyla” sınıfa giren çocuk , aptallaşmış ve hiç bir şey anlayamamış bir şekilde sınıfı terk eder.
Zafer burada öğretmenindir. Çocuklara öyle şeyler söylemiştir ki, onların kafasını iyice karıştırmıştır; onları “Edebiyat dersinin kolay” olduğu yargısından kurtarmıştır ; aynı zamanda kendisinin ne kadar akıllı, bilgili olduğunu ispat etmiştir. Onların kafasına, “benim bildiğim şeyleri bilmeniz için sizin bin fırın ekmek yemeniz gerekir,” düşüncesini kakalamıştır. Şimdi çocukların dert edecekleri, çalışacakları ve ezber edecekleri bir ders daha vardır: Edebiyat… Arkadaş, “Edebiyat kolay bir ders değil..” . Çok iyi bir hocamız var, her şeyi çok iyi açıklıyor. Yüzü de gülüyor, ama biraz da bize; “hey aptallar! siz bunları kolay kolay anlamazsınız, ben anlatamazsam,” diye bakıyor… Edebiyat zor, arkadaş, hiç de kolay, değil… Hele o … Vezinlere sıra bir gelsin, ondan sonra.. Teşhisler, İntak’lar… havada uçuşmaya başlasın ; çocukların Maazallah felekleri şaşar, kimden yardım alacaklarını bilemez hale gelirler.
Evet, istediğiniz oldu. Öğrenciyi aptal yerine koydunuz; Edebiyatı bir bilmece haline getirdiniz ve öğrenci sizin ve bu dersin karşısında tir tir titremeye başladı… Ve diğer dersler gibi, bu derste de … Acaba ben bu dersten geçebilir miyim? Geçersem nasıl geçerim kaygısına düşmeye başladı. İşte istediğiniz bu değil miydi?
Bizde her dersteki öğretmenin gizli amacı budur: Benim dersimden ve benden korksunlar… Allahım, edebiyat öğretmenleri kendilerini ve derslerini hemen bir umacı haline getirmekte niçin bu kadar marifetlidirler?
Oysa, o dergilerdeki şiirler, öyküler ne güzeldirler… sevgililerden sözederler, hayattan ve dünyadan… Oysa Edebiyat öğretmenlerinin şiirleri de, metinleri de hep bir bilmece kutusudur. Sanki öyle olduğu için sınıfa getirilmişlerdir.
Çocuklarımızı ve Edebiyatımızı Allah edebiyatçılardan korusun ve kurtarsın.. Yoksa, Edebiyat öğrenmek için öğretmenlerin karşısına oturan çocuklar hep kaçacak delik arayacaklardır… Allah onlara yardım etsin.