- Kategori
- Gündelik Yaşam
Su Gölge Karga

Gecenin mırıldandığı... Belki de bağıra çağıra, eteklerini tuta tuta, avazı çıktığı kadar söylediği bir şarkı var...
Duymuyorum!
Süs havuzunda fokurdayan suyun sesi...
Evin hemen yanı başında, ince, şöyle bir adımda atlanabilecek gibi nazlı bir derenin salındığını kuruyorum...
Sözde oturduğum ev; bir ormanın kuytusuna saklanmış, tahta, köhne bir kulübeymiş!
Mevsimlerden yaz değil de kışmış!
Kar üzerini örtmüş çam ağaçlarının, kardelenler fışkırmış beyazlığın ummadık yerlerinden.
Serçeler umudunu kesmiş ekmek kırıntılarından!
Rüzgâr bulutları büyülemiş, esir etmiş yıldızları, ay, kayıp.
Balkonda değil de gaz lambasının üflediği nefeste oturuyorum!
Yorgunum.
Aklım, kulübenin dışına çıkmaz pusular atmış yırtıcılarda.
Yaşlı, kanatları buluta kesmiş karga ile göz göze geliyoruz!
“ Böyle” diyor.
“ Hep böyleydi!”
Neden bilmem garipsemiyorum yaşlı karganın konuşmasını...
Beklentiden leşlerle ziyafet çeken akbabalar şaşırmamayı öğretmişti zamanında.
“ Kabullendiğin kadar mutlusun öyle mi?”
Gülüyor karga;
“ Anlamamışsın... Mutluysan kabullenirsin!”
Dudak büküyorum belli belirsiz.
“ Eski oyuncular uyanacak” diyor gölge “ kuruldukları saatin çalmasını bekliyorlar!”
Gölge, güçlü bir kadının mı?
Gölgeyi de anlamıyorum!
“ Hep böyleydi” diyor karga...
Şimdi...
Eski...
Yeni... Karışmış birbirine!
Şimdi; eski.
Yeni; dünmüş meğer...
Zaman aynaymış, sen ne görmek istiyorsan, O!”
Takılıyorum dereye; keyfin yerinde mi?
“ Ben süs havuzuyum” diyor.
Deresin!
“ Süs havuzuyum!”
Süslü dere ol sen! Gülüyorum...
Karga kızıyor süslüye
Su, mahkûm olur mu havuza?
Gölge gidiyor...