- Kategori
- Edebiyat
Sultanı Öldürmek, Ahmet Ümit

Tarih Kokusu Verilmiş Polisiye
Kitabın ismine veya kapaktaki resme baktığınızda, ya da arka kapak yazısını okuduğunuzda bunu bir tarihi roman sanabilirsiniz. Değil. SULTANI ÖLDÜRMEK bir polisiye roman. Kitaba tarihi roman havası vermek herhalde iyi bir pazarlama taktiği olsa gerek. İşe yaramadığını söyleyemem. En azından beni etkilediler. Polisiye romanlardan hiç hazzetmediğim halde, merak ettiğim bir tarihi dönemi incelediğini düşünerek kitabı aldım, para vermişken son satırına kadar okudum.
Sanırım bu Ahmet Ümit’e has bir tarz. Daha önce okuduğum BAB-I ESRAR da aynı usulde kaleme alınmıştı. Tarihsel rayiha verilmiş polisiye roman.
Lokantadaki menüden tavuklu pilav ısmarlıyorsunuz. Pilav servis edildiğinde bir de ne göresiniz, tavuk mavuk Hak getire. Garsonu çağırıp şikâyetinizi söylüyorsunuz. Garson gülümsüyor, “Tavuk suyu tabletle yaptık. O bakımdan…”
Ahmet Ümit kitapları da öyle işte. Tavuk suyu tabletle yapılmış tavuklu pilav kıvamında!...
Gelelim kitaba…
Psikojenik füg hastası bir profesör. O da ne? dediğinizi duyar gibiyim. Ben de ilk defa bu kitapta duydum. Psikolojik bir hastalık. Hastalar, kriz anında ne yaptıklarını anımsayamıyor.
İşte bu hastalıktan mustarip bir profesör, 21 sene önce terk eden sevgilisinin telefonla yaptığı yemek davetini geri çevirmez, yılların kırgınlığına rağmen, kendisi gibi bir tarih profesörü olan eski sevgilinin evine gider.
Asansör kapısının yanında, kitapta yazdığı gibi, “üst üste sıralanan, beş siyah düğmenin alttan üçüncüsüne” basar. Keşke üstten üçüncüsüne bassaymış!!!
Apartman dairesinin kapısı açıktır, iterek içeri girer. Bir de ne görsün, eski sevgilisi “koltukta, başı hafifçe yana kaykılmış oturmaktadır. Boynunda, sol taraftan saplanmış bir mektup açacağı vardır.” Öldürülmüştür.
Kadına kim kıymıştır? Profesör ilk önce kendisinden şüphelenir. Öldürmek gibi bir fiil unutulur mu? Unutulur. Yukarıda, adamın psikojenig füg olduğunu söylemiş, bunun ne menem bir hastalık olduğunu izah etmiştik ya! Siz de mi psikojenig füg oldunuz yoksa? Muhtemelen öldürmüş, sonra da unutmuştur. Bu cinayeti işlemek için yeterince haklı gerekçesi vardır ne de olsa.
Sevgilisine bakar mısınız? Deliler gibi sevişirken kalk adamı terk et, 21 sene arayıp sorma, başkalarıyla düş kalk, sonra da 60 yaşına gelip hiçbir adamın yüz vermediği buruşuk bir kocakarı haline gelince yemeğe davet et.
Kitap, sonuna kadar katilin, terk edilen psikojenig füg profesör mü, yoksa başkası mı olduğunun merakıyla bir solukta okunuyor. Başka zanlılar da var elbette. Maktul, Osmanlı tarihi üzerinde uzmanlaşmış dünyaca ünlü bir profesördür. Fatih dönemi konusunda çok insanın tepkisini çekebilecek, hatta cinayeti haklı kılabilecek ilginç bir tez üzerinde çalışmaktadır.
İstanbul’un fethinden sonra Fatih unvanını alacak olan II. Mehmet 19 yaşında tahta çıkmıştı; henüz 48’indeyken ölen babası II. Murat’ın yerine.
II. Murat’ın oğlundan pek de hoşlanmadığı tarihçilerin ortak kanaati. O en çok büyük oğlu Alaaddin Ali’yi sevmektedir. Ancak Alaaddin Ali bir suikasta kurban gider. Ondan sonra gelen ikinci oğul da öldürülünce taht için sıra II. Mehmet’e gelir. Bu cinayetler, II. Murat’ın da zamansız ölümüyle birleşince, profesörün aklına, baba padişahın da zehirlenerek öldürüldüğü ve bunların zanlısının II. Mehmet ve onu destekleyen vezirler olduğu gelir. Bunu kanıtlamak için II. Murat’ın, Bursa’da, en sevdiği oğlu Alaaddin Ali’yle yan yana gömülü olduğu mezarın açılarak toksikoloji testi yapılması gerekmektedir.
Bu testten zehirlenme sonucu çıkarsa, kardeş katlini mubah kılan II. Mehmet’in sadece kardeşlerine kıymadığı, babasını da zehirlediği kanıtlanacaktır…
Kitap ilerledikçe öldürülen profesörün bir başka tez peşinde koştuğu anlaşılır. Babasını zehirleyen Fatih de oğlu Beyazıt tarafından zehirlenerek öldürülmüştür. 49 yaşında… Aşağı yukarı II. Murat’la aynı yaşta.
Fatih, kendisinden sonra taht için küçük oğlu Cem Sultan’ı uygun bulmaktadır. Haliyle Beyazıt’ın hışmını fazlasıyla hak etmiştir.
İşte sırf kariyer uğruna 550 sene öncesini kurcalayan profesörün, bazı fanatiklerin hışmına uğraması pekâlâ olasıdır. Öyle ya, koca sultan, oğlu tarafından öldürülmüş olsa tarihte ne değişecek, eceliyle ölse ne fark edecek? Koca padişahı küçük düşürmenin ne âlemi var?
Romanda, profesörün katliyle birlikte II. Murat’ın ve Fatih’in ölümleri de irdelenir. Tarihe dalarken zaman zaman abartıya kaçıldığı, zehirlenmelerle hiç ilgisi olmayan olayların, bir tarih kitabı yazılıyormuşçasına ayrıntılı ele alındığını söylemem lazım. Hani satılırken kiloya gelsin diye kurbanlık hayvanlara bol su içirilir ya, bu da öyle. Daha fazla yazmak, daha kalın kitap üretmek için gereksiz detaylara girilmiş.
Ben sıkılmadan, soluksuz okudum, ama daha sade olmasını, romanın ilgisiz konularla şişirilmemesini tercih ederdim.
SULTAN’I ÖLDÜRMEK, Ahmet Ümit severler için keyifle okunacak bir kitap.
Ben mi? Yok, almayayım, polisiye bana göre değil.
Papaz iki kez pilav yemez derlerse de inanmayın. Bendeniz bu pilavı iki kez yedim, üçüncüsünde aynı tufaya gelmem.
Yine de, kandırıldığımı düşünürken kitabı okuduğuma pişman değilim doğrusu. Polisiye sevmediğim halde SULTANI ÖLDÜRMEK bir hayli hoşuma gitti…