- Kategori
- Öykü
Süper Kedi Temel'in maceraları -3 Eve dönüş yolu

Havalar iyice soğuyup kar yağmaya başlayınca yaşantımız bir hayli güçleşmişti. Gerçi dökülen yemekler ve kuşlar sayesinde karnımız iyi doyuyordu ama dışarıda kalıp çok üşüyorduk. Hastane binaları çok sıcak oluyordu ama içeri girmemize kesinlikle izin vermiyorlardı. Ah, gel de evimi arama şimdi! Bir sıçrayışta kuru otların üzerine atlar ve sıcak yuvamda sabahı ederdim. Halbuki burada, açık havada tir tir titriyorduk. Sonunda bu güçlüklerden de kurtulmanın bir çaresini bulduk. Kendilerine iyi davranınca eski düşman karalar çetesi bizi gece kaldıkları yere götürdüler. Metruk bir evdi burası. Kırık camlı pencerelerinden içeri girip üst kata çıktık. Kırık dökük eski bir koltuğun üzerine çıkıp yattım. Hastaneye bırakıldığımdan beri ilk defa deliksiz bir uyku çekecektim.
O yıl oldukça sert geçen kış mevsimini bu metruk evde geçirdik. Böylece ‘’dışarıda kalıp kuyruğu titretmekten ‘’ kurtulmuş ve bahara çıkmayı başarmıştık. Havaların ısınması ve çiçeklerin açmasıyla birlikte biraz küllenmiş olan eve dönme tutkusu yeniden canlanmıştı. Dönmekten o kadar bahseder olmuştum ki benim yaşlı bilge şimdiye kadar hiç görmediğim bir yere götürdü beni. İnsanların deniz adını verdikleri büyük suyun kenarında kordon dedikleri yerdi burası. Ben ilk defa gördüğüm denizi hayranlıkla seyrediyordum ki yaşlı bilge:
-Biraz kafanı kaldır da şu karşılara bak,
dedi. Gösterdiği yer güney tarafında, şehrin hemen üzerinde yükselen tepelerdi.
-Yanılmıyorsam seni getirdikleri zaman güneşi arkada bıraktığınızı söylemiştin değil mi?
Bu soruyla neyi amaçladığını bilmiyordum ama saf saf cevapladım :
-Evet, güneş hep arkamızdaydı.
-Tamam öyleyse. Eğer şuradan yola çıkıp hep güneşe doğru gidersen, sezgilerinin de yardımıyla eve varabilirsin.
Birden gözlerim parladı:
-Sahi mi söylüyorsun? Gerçekten varabilir miyim?
Yaşlı bilge muzipçe sırıtarak yüzüme baktı:
- Şu gözlerime iyi bak oğlum,
dedi.
-Bana boşuna yaşlı bilge dememişler. Ben varacaksın dedimse varırsın.
-Gel birlikte gidelim. Sana çok iyi bakarım.
Arkadaşımın gözlerinde açık bir hüzün vardı:
- Sağol ama ben buraya aitim artık. Sudan çıkmış balığa dönerim yoksa.
Biz insanlar gibi sarılıp öpüşemezdik ama hayvanlar gibi ‘’ koklaşarak’’ ayrılabilirdik. Yola çıkmaya hazırlandığımı görünce:
-Dur bakalım, dedi,
- Böyle apar topar nereye? Hele bu gece kal. Yarın erkenden yola çıkarsın.
Yaşlı bilgeye itiraz olur mu? Birlikte bir süre daha denizi seyrettikten sonra balıkçıların oraya gittik. Kocaman elli, gönlü bol balıkçılar tezgahların önünde sabırla beklememize fazla dayanamadılar. İki kocaman balık attılar önümüze.
Şehirdeki son gecem oldukça renkli ama bir o kadar da hüzünlü geçti. Civarın bütün kedileri beni uğurlamaya gelmişti. Son zamanlarda sık sık karşılaştığımız Karalar Çetesi bile. Reislerine şaka yollu :
-Bak haydutluk etmek yok ha!
Dedim gülerek
-Yoksa dağdan iner canınıza okurum.
Vakit bir hayli geç olunca uğurlama partisine son verip bizim metruk eve gittik. Herkes bir köşeye kıvrılıp uyurken beni nedense uyku tutmadı. Uykum gelsin diye gezinirken, yaşlı bilgenin karanlıkta parıldayan gözleriyle karşılaştım. Anlaşılan onu da uyku tutmamıştı.
Sabahleyin kimse uğurlamaya gelmedi beni. Çünkü böyle olmasını ben istemiştim. Bütün ortak anılarımızı gecenin sessizliğine emanet etmiştim.
Güneşi önüme alarak gün boyu yürüdüm. Patikalardan, ıssız korulardan geçtim. Çay tarlalarının arasından yol bulmaya çalıştım. Tepe üstüne çıktığımda şehir kilometrelerce aşağıda kalmıştı artık. Güneş iyice ufka yaklaşmış batmaya hazırlanıyordu.
Sonunda tepeyi aşıp karlı dağları karşımda gördüğümde güneş çoktan batmıştı ama ben de eve varmış sayılırdım. Çünkü yuvamın şu karşıdaki uzun sırtın arkasında olduğunu iyi biliyordum.