- Kategori
- Güncel
Tabelalarda yol tarifi

Yalan ve yanlış bilgiler gerek bize, unutmak için gerçekleri.
Yüzleşmek ve ayakta kalmak, kolay mı ?
Başa çıkarılmaz ama baştan da savılamaz bir anda.
Bırakır insan ruhunu, bir kaldırım taşında.
Önce ağır gelir, kimseler anlamaz bastığında, kaldırım taşından sıçrayan sesi.
Ezilir, içinizden geçen gölge, her adımda.
Boyun kıldan ince, eğilir, alır yerden ve gider gideceği yere kadar bilmeden.
Yürümek zordur.
Kaçmak ne mümkün.
Her daim, akılda aynı istek; geri dönmek.
O da bir o kadar zor.
Dibe vurur, bünyede akıl.
Akıl uçmuş sananlar yanılır.
Yollar açık, tabelalar da yollar tarif edilir.
Beyaz üzerine siyah, kısa mesafeyi anlatır,
Siyah üstüne beyaz ise uzun bir alan, ulaşılmayan.
Of anam, garip anam...
Bir de çıkmaz sokaklar, siyah bantla sonlandırılan ve anlayamadan ulaşılan.
Ve gerçekler… Hakikat aynası…
Sır’sız…
Bakan yüzler, yüzlerini arar
Yüzleri varmış gibi…
Yüzün düştüğü, bilinir mi ?…
Yüzsüzlüğün sınırları olmalı oysa, bakabilmek için hakikat aynasına.
O kadar sessizce bağırır ki, çekinmeden ne varsa
Çarpar yüzünüze, yüzünüz düşer derine.
Derinlikler; yerin yedi kat dibinde,
“Dante” söylemedi mi ki; hayat bu, “ ilahi bir komedi” diye.
Yedi kat , yediririr bitirir sizi.
Kısalsın istersiniz, bir yerlerinden hayat, indikçe birer kat daha derine.
Ömür söylendiği gibi değildir.
Sonu nerdedir...
Sonsuzluk kaybolur, kaybolmak isterken siz sessizce.
Kaybolanlarla aynı şehirde, kayıpların peşindesinizdir.
Yedi kat, yedi dip manzara.
İndiğiniz derinlik malum ya, çıkmayı hayal ediniz.
Ne pencere vardır bulutlara açılan, ne de leb-i derya .
Gözlerde karanlık.
Hep karanlık karanlığı aydınlatan ateştir, yakan.
Kaybı, kendinden mesul; yürektir.
Her parladığında ateş, çıkan rüzgarda, kıyametler kopar, bu daha başlangıçtır.
İki film arası fragman.
Saniyeler ve dakikalar bitmiştir hep karanlık perdede.
Evren, unutur yasasını, küser bedene, küser sessizce böylesi bir hainle, hain dediğimizi duysa keşke. Duyarsa döner deliye, hiç olmazsa bu vesile ile bir kat daha atar sizi dibde biryerlere.
Ne kadar hızla -hızlı olursa, o kadar çabuk geçer zaman.
Ve ulaşınca, yerin en birinci katına, hiç olmazsa, bu yolculuk biter bünyede.
İnerken gördüklerinizden ziyade, bir an önce inmeye bakın bence.
Her inişin çıkışı olduğu ise, ayrı bir hikaye. Hatta hikaye ötesi düzmece.
Yok öyle bir dönüş geriye.
Siz, siz olun düşmeyin bu deliğe.
Hatırlamak için kısalığını ömrün, bir saat edinin kendinize…
Zaman boşa geçmesin elinizde…
Boşluk şaşırtır elbet, düşersiniz bu deliğe.
Biliniz, orda hep karanlıklar hakimdir.
Karanlıklar ülkesinde, bir garip yolcu, hala düşmekte olan derinliklere bendenizin.
Can-ı figan etmesini ve canımın yanmasını unutun.
Ben unuttum.
Derdim başka; sanmayın ki görememek bir daha güneşi, neticede; o da bir ateş, değil mi?
Sonsuzluğun kaybolmasındayım, “bir sonu olmalının” peşindeyim bir pencere, bir kapı aramaktayım. Karanlıkta ve köşede de olsa, bir duvar.
Bir yangın yeri gibi dağılmış; bir köşe, bucak …
Yedi kat ardı karanlığın, yedi dibi dünyanın altının ve bir beşik ağaç gölgesinde tahtadan…
Şaşkınlıklardan azad edilimiş; yedi köşe, yedi bucak…
Kimdi atan beni bu yere, unuttum kimden şikayet ederdim.
Hoş ne saydım, nede sövdüm olana bitene ne de zaman buldum farkına varacak ve de istek ardından atıp tutacak.
Karanlık almıştı aklımı başımdan, ruhum çoktan kaçtı, korkudan! Gözlerim kaldı bir, bu dünyada ve biraz hıçkırık boğazımda !…
Jülide ÖNCEL / 23.10.2007