​ Tahran’ın Damları / Mahbod Seraji / Kitap / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '11

 
Kategori
Kitap
 

Tahran’ın Damları / Mahbod Seraji

Tahran’ın Damları / Mahbod Seraji
 

Tahran’ın Damları / Mahbod Seraji


Uzun süredir bu denli içten ve duygusal bir roman okumamıştım. 

Fazlasıyla etkilendim. 

Büyülendim. 

Yavaş yavaş okumaya çalıştım, hiç bitmesin istedim. Bitecek diye sayfaları korkarak çevirdim. 

Dün akşam bitirdiğimde, gözlerimde yaş, kalbimde hüzün, aklımda ise Doktor, Paşa, Zari ve bu ölümsüz aşk üçgeni vardı. 

Son beş sayfa kalana kadar inanılmaz gerildim, heyecandan tırnaklarımı yedim. İçim içime sığmadı. Kalbimin atışlarını duydum. 

Yazar, kitabın sonunda müthiş bir ters köşe yaptı, beni memnun etti. 

Aşk, dostluk, neşe, gözyaşı, başkaldırı, acı, hüsran, keder, zalimlik…. Kısacası hayatın içinde sıcacık insanı sarıp sarmalayan bir hikâye. 

İran’ın başkenti Tahran’da 70’li yıllarda geçen bir öykü. 

Romanın kahramanları Paşa, Zari, Ahmet, Fehime ve Doktor. 

İran’da krallık rejiminin baskıları ve aydın düşünen insanların haksız bir şekilde cezalandırılması, romanın başkahramanı Paşa, ailesi ve arkadaşları kanalıyla anlatılıyor. 

Çocukluklarının son günlerini yaşayan yakın arkadaşlar, Paşa ve Ahmet, Tahran’daki evlerinin damlarında buluşup, hayata ve aşka dair her konudan konuşuyorlar. Bazen sıcak gecelerde damlarda uyuyorlar. 

Kader bir süre sonra bu arkadaşları hayatın değişik yerlerine savuracaktır. 

<><><><> 


Kitaptan alıntılar… 

“Doktor gözlüklerini çıkarıyor, elini hafifçe omzuma koyup, yumuşak bir sesle konuşuyor. 

Daha önce kimse senin cevher sahibi olduğunu söylemedi mi ?” Sersemlemiş bir şeklide bakmış olmalıyım ki, “Cevherden bahsedildiğini duymadın mı hiç ? diyor şaşkınlıkla. 

Kafamı sallıyorum hayır diyorum. 

Tanımlanması imkânsız olan, paha biçilmez bir niteliktir gerçekten diye açıklıyor. Ama onu büyük insanların hareketlerinde fark edersin, diyor. “ 

<><><><> 

“Geri döndüğümde Zari ile evlenmeyi planlıyorum, diyor. Daha sakin bir sesle, geldiğinden beri ilk kez gerçekten yüzüme bakaram. “Bir yuva kurmaya ihtiyacım var. Onu içtenlikle sevyiorum.” 

Zari’nin adını işitmek ve onun sevgisini temkinli bir şeklide ifade etme biçimi beni sarsıyor. Düşüncesizce gözü karalığına duyduğum bütün öfke hoşgörülü kahverengi gözlerinin engin sıcaklığında buharlaşıyor aniden. 

O biliyor mu?, diyorum. 

Hayır, diyor. Bu bizim sırrımız olacak, tamam mı ? 

Tamam diyorum. 

Yüreğimin tam ortasındaki bıçak gibi acıyı görmezden gelerek “ 

<><><><> 

“Zari bahçeye her çıkışında dikkatimi çekiyor. Utanç içinde yanıyorum ve bu durumun işleri benim için daha fazla zorlaştırdığını söylüyorum Ahmet’e. 

Yalnızca Doktor’a ihanet etmekle kalmayıp, ablasına yakın olmak için altı yaşında bir çocuğun arkadaşıymış gibi davranmak durumundayım. Ahmet sakin olmamı söylüyor. 

Zari, mavi dar bir tişört ve çiçek desenli, uzun siyah bir etek giymiş. 

Nemli saçları özenle arkaya taranmış, hafif bir makyaj yapmış. Çok gergin ve gözlerine bakamayacak kadar mahcubum; bu yüzden bizimle konuşmak için dışarıya her çıkışında hiç tanıdık olmadığım tahta parçaları ve aletlerle beceriksizce meşgul olmaya çalışıyorum…. 

Sırtı bana dönükken kalçasının kıvrımlarına ve incecik beline bakıyorum. Kollarının üzerinde güneşte parlayan ince sarı tüyleri fark ediyorum, o kadar heyecanlanıyorum ki, derimin içinden çıkmak istiyorum adeta. Bakışlarında, gülümseyen kadınsı gözlerinde huzur verici bir dinginlik var. İncecik beli onu kollarımla sarma isteği uyandırıyor. Görüntüsünü zihnimden silebilmek için başımı çevirmek ve birkaç kez gözlerimi kırpıştırmak zorunda kalıyorum…” 

<><><><> 

“Doktor ve ben doğduğumuzdan beri beraberiz diyor Zari. Ailelerimiz çocuklarının birbirleriyle evleneceğine dair yemin etmişler. Bu, onlar için dostluklarını yaşadıkları sürece korumayı garanti etmenin bir yolu. 

Vay bunu bilmiyordum diyor Ahmet. Gerçekten şaşırmış görünüyor. 

Doktor iyi bir adam çıktığı için kendimi şanslı hissediyorum, yoksa benim için buna katlanmak çok zor olurdu.. 

Anlaşmalı bir evlilik mi ? Alay ederek bunu düşünüyorum. Doktor gibi mahallemizdeki en ilerici düşünenlerden biri, böylesine saçma ve modası geçmiş bir geleneğe uymayı nasıl kabul eder? 

<><><><> 

“O gece yatakta günün her anını yeniden yaşıyorum, onu nehirler ve çiçeklerle kıyasladığım ahmaklık dâhil. Nesini beğeniyorsun görünüşünden başka tabii ? diye sormuştu. Romantik bir aptal gibi saçmalamamış olmayı dilerdim. Onun en sevdiği renklerden, en sevdiği yemeklerden, hoşlandığı filmlerden ve okumaktan zevk aldığı kitaplardan konuşmuş olmayı isterdim. 

Birdenbire Zari hakkında çok az şey bildiğimi fark ediyorum. Aslında, hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Arkadaşlarını nasıl seçer, hobileri nelerdir, nasıl insanlardan hoşlanır, hiç bilmiyorum. Tek bildiğim onu seviyor olduğum. Herkes böyle mi aşka düşüyor ? Ahmet’in Fehime’yi ne kadar tandığını merak ediyorum; muhtemelen çok değil. Babamın anneme ilk defa okul yolunda rastlayıp, bir şey söyleyecek cesareti bulmadan önce bir ay her gün onu takip ettiğini biliyorum. İlk konuşmalarından bir ay sonra anne ve babasını kızı istemeleri için göndermiş. 

Tanrım, iyice aklım karıştı. Aşk, insanı tüketen bir uğraş; hayatı tamamen sekteye uğratıyor. Hiçbir şey düşünemiyorum, ama artık Zari’yi de düşünemiyorum. Yetişkinler hem âşık olup, hem de aynı anda çalışmayı nasıl beceriyorlar? 

<><><><> 

"Zari’ye bakıyorum ve çarşafının altında bir şey taşıdığını fark ediyorum. 

Nedir o ? diye soruyorum. 

Cüzdanım, diyor. 

Ahmet bana bakıyor, bir sorun mu var ? 

Hayır. 

Benim Zariye baktığım gibi, inanmamış bir bakışla bana bakıyor. 

Sorun nedir diyor Fehime. 

Ahmet kafasını sallıyor. 

Neden buradayız ? diye Ahmet’e soruyorum. 

Meleklerimizle birlikte olmak için, diyor gülümseyerek. 

Başka yerde de birlikte olabilirdik onlarla. O da kabul ediyor, ama artık çok geç. Şah’ın halkı nasıl selamladığını görmeyi bekliyoruz. 

Caddenin yukarısından bir tezahürat dalgası yayılıyor. Birkaç yüz metre ileride üniformalı bir grup motosikletli görünüyor. Geliyorlar diyorum Zari’ye. Rengi solmuş görünüyor, çok solgun... 

Ne oluyor ? diye soruyorum yine. 

Hiçbir şey canım, hiçbir sorun yok. Bana “canım” dedi ! Gözlerimi onun beyaz, yorgun yüzünden alamıyorum. 

Konvoy git gide yaklaşıyor. Zari elimi yakalıyor “seni seviyorum” diye bağırıyor gürültünün ardından. Sözlerinin beni yatıştırması gerektiğini düşünüyorum ama yanlış olan bir şeyler var… Kalbim deli gibi atıyor. Etrafıma bakıyorum, anormal bir şey göremiyorum. Konvoy yalnızca birkaç metre ötede. 

İşte o an da benzin kokusu alıyorum. Zari’ye bakıyorum. Çarşafı açılmış, elinde tuttuğu küçük bidonun içindeki benzini giysilerine boşaltıyor. 

Ne yapıyorsun, diye haykırıyorum. 

Doktor için kandil yakıyorum... Bugün Doktor’un kırkı, diye bağırıyor. Seni seviyorum. 

Birden bire zaman duruyor, hepimiz tüyler ürpertici bir anın içinde sıkışıp kalıyoruz. Zari caddeyi koşuyor, bir kibrit tutuşturuyor ve kendini ateşe veriyor. Peşinden koşuyorum. 

Hayır, hayır, hayırrrr……. 

<><><><> 

“Bin Muhteşem Güneş “, “Uçurtma Avcıları” ve “Çiçeklerin Kanı” tadında olağanüstü bir kitap “Tahran’ın Damları”. 

Büyük zulümler altında yaşatılmaya çalışılan bir aşk’ın müthiş hikâyesi. 

Olağanüstü, büyüleyici…. 

Okumanızı kesinlikle öneriyorum. 

 
Toplam blog
: 563
: 8587
Kayıt tarihi
: 30.03.10
 
 

Kişisel gelişim uzmanıyım. Yaşam Koçu, İlişki Koçu, NLP Uzmanı ve Eğitmeni, Kuantum Yaşam Koç..