- Kategori
- Mizah
Takiyye

Milliyette bir haber vardı, hatırlayacaksınız: ’’Diyanet İşleri, kocalara okunmuş su tavsiye eden memurunu arıyor’’ diye.. Bileceksiniz. Ama çok oldu bu. N’oldu? Bulundu mu? Ne ceza aldı veya aklandı mı o memur? Korkudan Ödemiş Dağlarındaki Birgi Dede Türbesine mi sığındı dersiniz. İzini kaybettirmeğe çalışıyor olabilir. Korkarım Türbenin zeminini süpürüyordur belki de. Benimki tahmin tabi…
Diyanet, arayıp da n’apacak sanki? Yıllar yılı o okunmuş sulardan bu memlekette içilmiyor muydu? Sor o efendi memura.. ’’Vallaa, diyecek, bu işi ben dedemden öğrenmiştim. Sınıf geçmek için günde üç öğün bu sudan, oğluma da içirdim.. Şakır şakır sınıflarını geçti .. Yalanım varsa kur’an çarpsın.. Birgi Dedeler ocağıma incir diksin ki hakim bey benim bu işlerden haberim yok!’’
’’ Soruşturma sürüyor ya!.. şimdi dede piyasada yok. Dedenin de dedesini arayıp bulup, sormak lazım. Suyun başına ulaşmak lazım.. ‘’Bu ne iş?’’ diye.. Tabi, tahkikat selametle yapılacaktır. Evrak gider, memurun koltuğu altındaki dosya ile.. Nereye? ’’İkameti oradadır’’ denilmiştir. Mekanının adresi vardır elinde. Sorup soruşturacak, notlar alınacak. kağıdın altını karşılıklı imzalayacaklar.. Değil mi? İkamet gösterilen yere varır bizim memur. Başını kaldırır levhaya ki: ‘’Mezarlıklar Müdürlüğü’’ yazmaktadır. İçinden geçirir.’ ’Herhalde burada oturuyordur bizim dede.’’ diye… Bahçıvandır, kapıcıdır, mezar kazıcıdır falan filan festekiz. Memur biraz saftır.Eline yeniden bir adres tutuştururlar. ’’Sen zaten yanlış geldin’’ denilerek. İstikamet, doğruca ‘’Kokluca’’ Mezarlığı… Ehh… Gider adam koltuğunun altındaki evrakla. arır kan ter içinde. Ve aynı evrak, adamla birlikte Mezarlığın hocasına havale edilir. Bürokrasi bunun adı. Çareler de tükenmez.
İşler, Akbaba Hiciv Yazarı Mukadder Özakman’ın şiirindeki haller gibidir:
‘’Mahalle, cilt, sayı, hane,
Sigorta no, prim, karne
İyi durum, tüzük nane
Üç fotoğraftır gerisi,
Bürokrasi, bürokrasi…
İn, çık, gel, git, uğraş, didin,
Yarın gelin, bu gün gidin,
Yarın dedik, neye geldin?
Yüksek katı, silsilesi,
Bürokrasi, bürokrasi.
Yediemin, pul, kontrat,
Fasıl, madde, muamelat,
Formalite, hal mevzuat…
A vergisi, Z vergisi,
Bürokrasi, bürokrasi…’’
Memura, oracıkta zabıt tutmak düşer. Aranılan dede, falan mevkiinin, falan ada, falan parsel’de ve falan sıra nolu mezarda, kendisine ayrılan yerde ikamet eylemekte olup, nur içinde yatmaktadır. Bütün bunlar bir bir yazılır, not edilir özenle.. Tahkikat bu. Hiç bir şeye benzemez valla. Araya mezarlıklar hocası girer tekrar ve ‘’Tabip raporu, defin izni, bilahare ekte sunulacaktır’’ diye de not düşülür usulüne göre
Tahkikat bu. Lamı cimi olmaz. Böyle yürütülür ancak. Yoksa adamı yürütüverirler. Bizim alt katta bir Hacı Amcalar var. Banyolarının tavanından su akıyormuş. Israrla sizin küvet delik diyorlardı uzun müddet. Çıkıp geldi karı koca. Misafir odasında hoşbeşten sonra su akıntısı için: ‘’Müftüye gidelim soralım, hangimiz haklı’’ demesin mi? Doğru kapıyı gösterdim. Kahveleri yarım kaldı. Eeee! Üzüm üzüme baka baka kararır.. Bunların ‘’Piri’’ de, ’ ’İmamlar da nikah kıysın’’ dememiş miydi?(9.5.1955 Milliyet) Bir değerler değişimidir gidiyor. Bizim kırk yıllık tahtadan pinakyo’yu Müslüman yaptılar, Heidi ile birlikte, biliyorsunuz... Başörtülü resimleriyle çocukların sırt çantalarında yer almadı mıydı? En çok Pinokyo’ya üzülmüştük. O kocaman burnu ile yere nasıl kapaklanacak namazda? Burnunu n’apacak, maazallah bir yere çarptırırsa diye.. Şimdi de Kola’ya rakip ‘’Mecca Cola’’ içeceği çıkmış piyasaya. Patent için mahkeme, bu ismi kabul etmemiş.’’Kutsal şehir Mekke’yi çağrıştırıyor isim’’ diye. Yap bir icat, namın olsun. Ama nasıl olursa olsun. Hap yap, para kap misali. Ama, dini meseleleri vasıta kılmadan… Ayrıca bu devirde kulağın delik olacak.. Bir şey sorarken, ’’Adam’’ gibi soracaksın. Takiyye yapmadan, ’ ’Şıp’’ diye meramını apacık anlatacaksın. Adamın biri sormuş: ‘’Eeee, yahu sizin bir ölen kırat vardı ya!.. O, duruyor mu?’’ diye.. Karşısındaki de: ‘’Allasen, ölen bir kırat, şimdi durur mu yerinde’’ , diye kızmış ve sormadan da edememiş ’’Niye sordun ki?’’ diye... Adam da pişkince: ‘’Hiiiçç, konuşuk olsun diye sordum’’ diye cevaplamış karşısındakini…İşte, o hesap.. İşte.’’Takiyye’’ denilen illet, şimdiki siyasi iktidarın tutunduğu daldır. Buna bir de ‘’ çevir, kaz yanmasın’’ eklendi. Nasıl mı? Hani Bay Erdoğan ‘’Anayasa Mahkemesinin aldığı bu son karar, Türk Demokrasisine sıkılmış bir kurşundur’’ dedi ya! Yüksek Mahkeme’den bu ‘’Kurşun’ sogulandı ve Yüksek Mahkemeden Bayan Tuğce ‘’Erdoğan’ın açıklaması, sorumsuzluktur’’ dedi Bay Erdoğan ne yaptı? ‘’Kurşun adres sormaz’’ diye içinden geçirdi muhakkak ve düşündü düşündü ve öyle bir salladı ki, Kaf Dağının tepesinde uyuyan yedi cüceler sıçrayarak uyandılar: ‘’Ben öyle bir şeyi Yüksek Mahkemeye değil, Sayın Baykala söyledim’’ deyiverdi.. Ört ki, ölem!.. Çağdaşlık.. Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak… Abdest sularından medetler ummak. Takiyye üzerine takiyye yapmak.. Boş hayallerle uğraşmak, olmayacak olan şeyler için olmuş veya olacakmış gibi göstermek.. Okunmuş sularla şifalar aramak… Cüppeyi çıkararak, elin memleketlerinde, elin ski’sine binmek…Çuldan, çaputtan, ağaç dallarına dolanan gelin tellerinden medet ummaklar… Bunlar.. Bunlar Atatürk Türkiyesindeki ayak bağlarıdır. Bu bağlardan kurtulmamız lazımdır. Ört ki, ölem!