Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Taksiler ve ayaküstü sohbetler

Taksiler ve ayaküstü sohbetler
 


Zülal'in kitabında taksi ile ulaşım için üç net sebepten en az birinin olması gerek:
Gideceği yere giden başka taşıt olmayacak,
Acelesi olacak,
Hava çok soğuk veya sıcak olacak...

Ama taksi şoförleri gün içinde bir çok başka sebepten arabalarına binen insanları taşıyorlar, taşıdıkları insanlarla kısa da olsa ikili bir ilişki kuruyorlar, ilişkinin gidişatını kendileri belirliyorlar...

Kentlerin, toplumların özgün yaşam biçimlerinden sanırım, her kentin, her ülkenin taksi şoförlerinin kendi raconları var, hemen farkediliyor... Ama bu meslek grubuna özgü, kent millet dinlemeyen ortak bir yön var:

Sohbet, muhabbet kültürü...

Estoril Portekiz;

Diğer arkadaşlar Lizbon'u gezmek isterrken okyanusa girebilme ayrıcalığına taktım kafamı, onlardan ayrılıp bir taksiye el ederek otele yollanacaktım. Beyaz 70'lerden bir mersedesti araba. Kokpitin üstünde bir toz bezi, aynadan sarkan sevimli bir portakal, içerisi temiz pak, şoför de öyle...Yaşlıca, bakarbakmaz konuşmadan anladı yabancı olduğumu...
Otelin adını söyledim, tamam dedi, çatpat ingilizcesiyle koyu bir sohbete başladı.
Nereli olduğumu sordu...
Türkiye dedim.
'Galatasaray' dedi, güldü.
Hoşuma gitti ama birazcık bozuldum: Fenerbahçeliyim.
'Biz' dedi, sizle akrabayız...'Biz, Yunanlılar ve siz',
'Yok canım hiç alakası yok' dedim.
İnandıramadım. Tarihten gelen bir bağ olduğunu iddia etti, 'akrabayız da akrabayız' diye tutturdu. Öyle akılcı bir bağ bulamıyordu. Ama 'Akrabayız' diyordu, inatla.
'hepimiz insanoğluyuz, akrabayız tabii..(!)' ile konuyu kapattım.
Otele ulaştığımızda, bozuk paramız uyuşmadı. Çantanın derinlerinde var biliyorum, ararken o cümleyi patlattı, koca bir gülümseme:
'Bir dahaki Portekiz ziyaretinde verirsiniz nasılsa...'
Düşündüm, akrabaymışız ya:)...

Kahire Mısır;

Elimizi kaldırdık, Kahire'nin aydınlık bir gecesinde, Nil kenarından otele döneceğiz.
Eski ladalardan oluşan 4-5 arabalık bir konvoy durdu. Önce aralarında bir gürlütü koptu, kavga sandık, ama selamlaştılar diğerleri gitti, biri kaldı. Taksimetre var ama yok...Zaten araba'da ilk bakışta pek güven vermiyor. Ama kafalar yola çevrildiğinde fazla da bir seçenek olmadığı hemen farkediliyor. Etraf siyah renkli, ellesen dökülecek ladalarla doluydu.

Baştan yaptık pazarlığı, kentin raconu bu...
Bindik.Arka koltuktaki delikten bagaj çok net görünüyordu ama , arabanın farları yanmadığından yol için aynı şeyi söyleyemeceğim. Zaten kimsenin farları yanmıyor yolda, şoförün hisleriyle kelle koltukta giderken bulduk kendimizi:

'Nerelisiniz?'
'Türkiye...'
'Hasan Şaş...'
Hoşumuza gitti, biraz bozuldum: Fenerbahçeliyim...
'Şahin' dedi sonra...
Şoförümüzün hayali, bir 'Şahin'miş. 'Çok lüks, şık bir arabaymış, süzülüyormuş yollarda'. Zaten kahire taksilerinin güncel hayali, Şahin marka otomobillermiş.
Hoşumuza gitti, Türkiye'de uygun fiyata Şahin bulabileceğini söyledik ama...
Sağa sola savrulurken zor tabi derdini anlatmak. Vites elinde mi kalır diye bakınırken otele nasıl geldik anlamadık.
Bozukluklar uyuşmuyordu, ama o bekledi...Parasının üstünü gözü gibi cebine yerleştirdi...

Gazi Antep;Türkiye;
Havaalanında sırası geldi bindik;
Şahin...Süzülen cinsten sarı renkli.
'Nerelisiniz?' Dedi.
'Ankara'
'Askerliğimi orada yaptım ben, çok severim. Yukarı Ayrancı, Aşağı ayrancı değil mi?...(Bunu ben ekledim(!)).
'Gelmişken çiğ köfte yemeden gitmeyin, bir de patlıcan kebabı...'
'Nereyi önerirsin kardeş?'
' Valla... Lokantası iyidir, ama benimki başka olur, bizim hanımın da içli köftesi...misafirim olun!, Kısmetimiz neyse yeriz beraber, Ankaralıymışsınız.'
Gülümsedik...
Paraüstü çıkıştı, kimse kimseye borçlu kalmadı...

Estorilli, Kahireli ya da Antepli...Üç ayrı taksi, üç ayrı insandı.

Raconları farklı, ama özde herşey aynıydı...
Güleryüzlü sohbetlerle çekilir hale getirilen içten bir ekmek kavgası vardı...

Biri daha toktu, biri değildi muhtemelen, Bizimki kısmetine ve onu paylaşmaya dünden razıydı...

 
Toplam blog
: 146
: 1061
Kayıt tarihi
: 05.12.06
 
 

Hep yazmak istedim. İnsan düşüncelerini yazıya dökünce kendi başınadır çünkü, kaygısız, katıksız ..