- Kategori
- Güncel
Taksim Gezi Parkı ve toplumsal muhalefetin bilinçli refleksi

İstanbul, Taksim ve İstiklal Caddesi etrafına çıkan neredeyse tüm mahalle ve sokaklarda yaklaşık yirmi yıla yakın bir süredir yaşıyorum, bunun öncesinde gidiş-geliş ile birlikte, yaşayanlar başta olmak üzere simaları bir çok insan gibi biliyorum. Oturduğumuz mekanlar ve sürekli dolaştığımız yerler olması itibari ile ‘marjinal’ ve ‘ideolojik’ grupları ve kişileri az çok ayırd edebiliyoruz.
23.05.2013 itibari ile başlayan ve medyada bir türlü yer bulamayan ‘Gezi Parkı’ olayları gözlerimizin önünde başladı. Yaşadığımız şehir ve yoğun olarak ilişkilerimiz olan bu semt/mahallelerde doğal olarak yüzler bir biçimde tanıdık ve aşina, sadece kendi adıma bile söylemem abartılı değil, nişantaşından cihangire, tünelde istiklal caddesine ve tek tek ara sokaklarına kadar işportacıdan dilencisine, esnafından müdavimlerine kadar herkes herkesi bir biçimde tanır. Adı geçen yerlerde başka şehirlerden ve semtlerden gelenler bile az çok belli olur, şüphesiz bu durum yüzde yüz doğru değildir, ancak İstanbul’un en canlı ve kendi dilini yaratıp yaşayan bu semtleri ve sakinlerinin durumu kısaca bu şekilde özetlenebilir. Bu özeti de 23.05.2013’te başlayan ve 31.05.2013 ile 01.06.2013’te tırmanıp sonuçlanan olaylara müdahale ve açıklama şekilleri ile farklı bir boyut kazandırmaya çalışan başta İstanbul Valisi Hüseyin Avni MUTLU, İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin ÇAPKIN ve İlgili Birim AMİRLERİ, İçişleri Bakanı Muammer GÜLER ve Başbakan Recep TAYYİP ERDOĞAN’ın söylediği gibi marjinal/örgüt bağlantılı gençler ve insanlar olmadığını çok net biliyorum.
Şüphesiz ki yaşadığımız ‘Hayat ideolojiktir’ aksini idda etmek bile akla ziyan bir tavır/davranıştır, ancak o gençlerin hiç biri ideolojik bir işaret, bayrak çıkarıp bunlarla ilgili slogan atmadılar, ideolojik hayatlarını bile kimlik olarak bir kenarda bırakıp birlikte hareket ettiler, içlerinde olduğum ve tanık olduğum için biliyorum. Elinde Şiddet Aracı ve Unsuru Olmayan Binlerce Genç İnsan, Sadece "Yeşil Alan/lar ve Geleceğin Mirasını Koruma Adına" Sloganlar Atıp "Pasif Direniş" Sergiledileri bu ideolojik bir tavır değil aksine “Toplumsal Muhalefetin Bilinçli Refleksidir”Bunun karşısında "Gaz Bombaları, Biber Gazı, Tazyikli Su, Plastik Mermi ve Metal Jop" ve Her Türlü Şiddet İle Bastırmaya Çalışan Polisin tavrı ideolojiktir, karşılığı ise FAŞİZM’dir, evet bu karşılık tam da FAŞİSTLİKTİR ve bu tavır İDEOLOJİKTİR. Ona müdahale emri veren Polis Amiri FAŞİSTTİR, İstanbul Valiliği ve ilgili tüm birimleri FAŞİSTTİR, bilgisi ve onayı olan İçişleri Bakanı FAŞİSTTİR. Günlerdir devam eden bu kaos ortamını görüp müdahale etmeyen ve engellemeyen AKP İktidarı ve Hükumetinin tüm organları ile oy verenleri "Tepkisiz Kaldıkları" için "AÇIK/GİZLİ" FAŞİSTTİR.
Bu noktada yazılı ve görsel “medya” tam anlamıyla yalakalık örneği göstererek tüm bu olaylar anında ya normal yayın akışlarına devam etti ya da olan biten ne varsa 'çatışma/gerginlik' gibi laflarla olanları izah etmeye çalıştı, oysa orada nedensiz ve orantısız şekilde 'polis halka saldırdı', evet tam anlamıyla yaşanan buydu, hatta bir çok noktada polis provakatif şekilde olayları bazı yerlerde ‘meşru müdahale zemini’ hakkı için bizzat tırmandırdı. Aslında tüm yaşananları “medya” adına en iyi özetleyen İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Fakülte Kurulu’un Medyaya Çağrısıoldu, çağrıda özetle “Taksim Gezi Parkı’nda başlayan barışçıl protestoların orantısız polis şiddetiyle karşılanmasının yarattığı yaygın toplumsal tepki ne yazık ki uzun süre ulusal yazılı, işitsel ve görsel medya ortamlarında yer bulmamıştır. İki gün boyunca Türk medyası bu önemli halk tepkisini sayfalarına ve ekranlarına taşımamış, asli görevi olan habercilik görevini yerine getirmemiş ve yurttaşların haber alma hakkını hiçe saymıştır. Bu süre içinde vatandaşlar sağlıklı haber alabilmek için sosyal medya mecralarına ya da uluslararası kaynaklara yönelmişlerdir. Bu durum Türk medyası için yüz kızartıcı olmuştur” denmesi sanırım yeterince açık ve nettir.
Bu noktada AKP ve PKK/BDP arasında devam eden "Barış Görüşmeleri, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” ve PKK'nin Türkiye sınırları dışına çekilme süreci “ZARAR GÖRMESİN” adı altında, her türlü toplumsal olay ve eylemlerden uzak durma çabasında olanlar bana ve özgürlükleri savunan herkes adına zavallıdır, birey olma özgürlük ve özgünlüğü elinden alınmıştır, başını devekuşu misali toprağa gömmekle eşdeğer bir yaşam sürdürmektedirler. Popülist politika sergileyen bir milletvekili ve TBMM'de rüzgar estirip açıklama yapmakla toplum ve haklı eylemlerine destek verilmiş olmuyor, desteklerini bu şekilde verdiklerini ise hiç kimseye A-ÇIK-LA-YA-MAZ-LAR, bunun adı SİYASET değil, tek kelime ile AY-MAZ-LIK-TIR.
Taksim Gezi Parkı için yaşananlar sadece İstanbul ve çeşitli semtlerinde değil Türkiye’nin bir çok şehrinde hatta dünyanın farklı ülke ve şehirlerindeToplumsal Muhalefetin Bilinçli Refleksinin çok güzel bir örneğidir, hiçbir siyasi parti ve ideolojinin tekelinde de değildir.