Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '08

 
Kategori
Siyaset
 

Taraflı Halil Berktay'ın "Liberalizm" vokali

Taraflı Halil Berktay'ın "Liberalizm" vokali
 

Özellikle 2003’teki tezkere oylaması (tırnak içindeki) “aydınımız” için bir turnusol kâğıdı işlevi görmüştü. Aradan geçen beş yıl sonrasında renkler biraz daha belirgin hale geldi. Bence çok da iyi oldu. Bir kere daha söylüyorum bu düşünsel zenginliktir, demokrasiyi esas kalıcı hale getirecek olan da budur.

Kimse gelişmenin önünde duramadı, duramayacak. Gelişme, insan aklı, "entropinin" (konuyla ilgili bloğu okumak için Entropi) tersine düzene doğru hareket ediyor. Bugün bizim önümüze gelişme olarak koyulanların tarihte neye hizmet ettiğini ayırt ettiğimiz anda ona sahip de çıkarız. Eğer onun miadı dolduysa da gereken cevabı veririz. Bundan hiçbir düşünce akımı kendisini kurtaramaz.

Eskiden sol içinde olduğu halde onu bir türlü içine sindirememiş olanların bugün yazdıklarıyla her satırda yıllardır gizli tuttukları şeyleri boşaltmaya başladıklarını görüyoruz. Solun sadece Marks’tan ibaret olmadığının bir türlü farkına varamadıkları; tahayyül dünyalarında yıllardır açığa vurulmamış çok ciddi bir hesaplaşma olduğu için de ortada ne var ne yok ona yüklemeye çalışıyorlar. Bunun adı aslında tahayyülsüzlüktür.

Onlardan bir tanesi de Taraflı Halil Berktay. Bu aralar liberalizmin vokalistliğini yapıyor. Aslında siyasal liberalizmden çok şey öğrenmemiz gerektiğini Murat Belge’den okumuştuk, biliyoruz. Liberalizmin kötü bir şey olmadığını, aslında çok yanlış öğrenilmiş olduğunu da Halil Berktay’dan öğreniyoruz.

Halil Berktay’ın fikri dünyasının zenginliğini ben bilemem. Sadece yazdıklarıyla değerlendirebilirim. Örneğin benim için bundan beş yüz sene önce çıkmış ekonomik ilişkilerle bağlantısı olan bir ideolojiyi arkeolojik bulguymuş gibi ortaya koymanın hiçbir önemi yok. Bunun için aydınlanma döneminin filozoflarını hatırlamamın da. Onlar benim fikri dünyamın köşe taşlarıdır. Bugüne referans olup olmayacakları tartışma konusudur.

Halil Berktay gibi birikimim olsa; bir de zamanım, sanırım geleceğin dünyası ile ilgili başka bir şeyler kurgulamaya çalışırım diye düşünüyorum.

Ama o aynı fikirde değil. Ne varsa bu liberalizmde bizim bilmediğimiz ya da atladığımız onu sürekli gözümüze sokma gayretinde.

“Liberalizm, öyle çoluk çocuğun (Taraf için bizler sorumluluk sahibi olmayan gençler oluyoruz, bizi takip ettiklerini biliyoruz - kuşkusuz burada çoluk çocuk da olabiliriz -UG) bir kalemde silip atacağı bir şey değil; insanlık tarihinde çok derin, çok önemli bir düşünce akımı. Marksizmden önce liberalizm vardı. En geniş anlamda felsefî kökleri, kapitalizm öncesine dayanır. Avrupa Ortaçağında, gerek baronların ve gerekse burgher denen embryonik burjuvazi başlangıçlarının, güçlenen krallık yetkilerine karşı kendilerini, ailelerini, mal ve mülklerini koruma ihtiyacı, 13. yüzyıl başlarının Magna Carta Libertatum’una (Büyük Özgürlükler Şartnamesi’ne) yansıdı. Varlıklıların dar sınıfsal çıkarları, deyip geçmemek lâzım; bu maddî temel, soyut ifadesini, herkes için geçerli hukukî garanti ve dokunulmazlıklarda buldu. Örneğin, bireylerin rastgele tutuklanıp hapse atılmasını önleyen habeas corpus koşulundan, lordlarla birlikte serfler de yararlandı.”

Bu arkeolojik bir bulgudur. Ama bize ne faydası vardır? Liberalizmle nasıl bir ilişki kurmamız gerekiyor? Halil Berktay bir burjuva aydını mıdır? Kendisini bu şekilde ilan ettiği andan itibaren ben onun yazdıklarını bu sınırlar içinde değerlendireceğim.

Sayın Halil Berktay’a soru yöneltmişiz gibi cevap veriyor:

<ı>“Yeni duyup tuttuğum bir deyimle bu “kazma sol”un aklî ve ahlâkî pejmürdeliğine de sıra gelecek elbet. Şimdilik, işin özünü bir kere daha anlatmayı deneyeceğim. Liberal değilim ve liberalizmi salık vermiyorum. Ama Solun, cahilce kötülemek yerine, özellikle demokrasi ve özgürlük konularında liberalizmden öğrenmek diye bir meselesi olduğu kanısındayım. Çünkü demokrat ve özgürlükçü olamayış, Solun en büyük zaafı. Kaynağını görmek için, Voltaire ve Mill’den neler öğrenebileceğimize paralel, şu diğer soruyu da soruyorum: Marx’tan tevarüs edebileceğimiz bir demokrasi, çoğulculuk ve tolerans etiği var mı? Ya da, nereye kadar?”

Liberalizmi salık vermeyen bir kişiden liberalizm aslında kötü bir şey değildir, cümlesini okumak bizim için gerçekten içinden çıkılması zor bir durum. Şimdi onu ciddiye alıp bu kadar yazı yazmanın gereği var mıydı diye de soruyorum kendime.

Bunların büyük bölümü Marks okuyarak ve ona biat ederek yaşadıkları ve onu da bir türlü anlamayıp, hazmedemedikleri için bugün karşıtların birliğinde liberalizm ve Marks çelişkisini kuruyorlar.

<ı>“Solculuğun Türkiye’deki ulusalcılaşması, SSCB ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte bir dizi eski KP’nin ve liderlerinin (Milosevic, Tudjman, Kravchuk, Haydar Aliyev; Kıbrıs’ta AKEL ve Yunanistan’da eski “dış” komünist partisi) neredeyse bir gecede milliyetçiliğe kapağı atması gibi hayli genel bir fenomenden kopuk ele alındı. (b) Bir adım gerisinde, bizim neslimizde varolan milliyetçilik damarı, gene dünya çapındaki emsallerinden soyutlandı. (c) Onun da gerisinde, problemin doğrudan doğruya Marx-Engels ve Lenin dönemlerindeki kökleri üzerinde hemen hiç durulmadı.)”

Türkiye'deki ulusalcılığın başlamasına Deniz Gezmiş'in de büyük katkı yaptığını başkasının ağzından yazma gereği duyuyor, referans veriyor. Deniz Gezmiş ve dönemin gençleri 6. Filo askerlerini denize döktü ya, bugün Amerikan karşıtlığı demek ulusalcılık oluyor ya o zaman ulusalcılık o tarihte sola da girmiştir; oysa liberalizmin özgür ortamında yapmamız gereken şey genelevlerimizi boyayarak Amerikan askerlerinin döviz bırakması için güzel kızlarımızı süslememizdir. Evet bizim geldiğimiz nokta burasıdır. Abartıyor muyum? Evet ister istemez bunu yapıyorum.

Yukarıda isim isim saydığı şahısların Marksistliğinin ve solculuğunun boyutunu bilemem. Sn. Halil Berktay’ın bugün geldiği çizgide Marks’ın ya da Mao’nun ne tür etkileri olduğunu da. Mutlaka herkese bir katkı yapmış bu koca kafalı adam. Kimini milliyetçi yapmış, kimini kazma sol, kimini ulusalcı, kimini diktatör; hiç kimseye özgürlük vermemiş. Özgür düşünceye sebep olamamış. Özgürlükle alakalı her ne varsa biz liberalizme borçluyuz. Ama bazıları onun yobazlığından kendisini zor da olsa kurtarıp bize bugün özgürlük dersi verecek kadar da şanslılar.

Yani İngiltere’de maden ocaklarında günde 18 saat çalıştırılan çocukların, Afrika ormanlarında özgürce yaşarken ağlarla avlanıp, Avrupa’ya ve Amerika’ya götürülen siyah insanların, sömürgeleştirilen Hindistan, Avustralya, Çin, Güney Asya, Arabistan, Afrika, Güney Amerika’nın hiç katkısı olmamış da; ne yapmışsa Magna Carta baronları, J. S. Mill, Montesquieu, Hume, Adam Smith, David Ricardo, Voltaire yapmış.

Biraz ara verelim...

Uzay Gökerman

 
Toplam blog
: 2033
: 1268
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..