- Kategori
- Tarih
Tarih yapmak... Tarih yazmak

Sizler, bir şekilde tarih yapanlarsınız! Ama, bakalım tarih yazanlar, sizleri nasıl yazacak?
M. KEMAL ATATÜRK ;
"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir... Yazan, yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir hal alır"(1) diyor.
* Şimdi biraz gerilere gidelim...
Bu günlere, nasıl bir tarih bilgisiyle geldiğimize bakalım... Görelim bakalım, doğru mu bilgilenmişiz?
1. Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan Tanzimat Dönemi'ne kadar, İslamlık temeline datyanan "Ümmet Tarihi"...
2. Tanzimat Dönemi'nde, bu tarihe paralel olarak geliştirilen ve başlangıç olarak Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu alan "Devlet Tarihi"...
3. Cumhuriyet Dönemi'nde de, oluşturulmaya çalışılan, kimilerine göre "Devrim Tarihi"; kimilerine göre "İnkılap Tarihi" ve kimilerine göre de "Cumhuriyet Tarihi"...
Çeşitlilik bu kadarla bitmiyor.. .Bir de; okullarımızda okutulan "Resmi Tarih"; ve bu tarihe alternatif olarak üretilen ama okullarımızda değinilmeyen, "Alternatif Tarih" var...
Bu arada, Ayrupa tarihçilerinin gözüyle yazılan "Türk Tarihi" ya da tarihlerini de unutmamak gerekir.
Türk insanı (isterseniz Türkiye insanı diyelim), işte bu farklı adlardaki tarih çeşitlerinde yazılan farklı tarihi bilgilerle beslenmiş... Bilim adamlarımız, yazarlarımızın (tarih yazarları dahil), okullarda çocuklarımıza tarih öğreten öğretmenlerimiz de aynı şekilde, bu tarih çeşitleri ile bilgilenmişlerdir.
Bu kadar farklı tarih yazım şekli varken, acaba diyorum tarihçilerimiz, Atatürk'ün, bloğumun başına koyduğum sözüne, yani "tarih yapanlara sadık kalmışlar mıdır?"
Ya biz...Tarihin gerçeklerine ne kadar yaklaşmışız?...Tarihi bilgilerimizin doğruluğundan emin miyiz?
Şimdi de günümüze bakalım...
27 Mayıs, 22 Şubat, 20-21 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat... Hükümet darbeleri, arada bir verilen muhtıralar...
Ergenekon olayı... Belgeler... Kağıt parçaları... Konuşma bantları... Telefon dinlemeleri...
Bu olayları bazılarımız yaşadı; bazılarımız kitaplardan öğrendi... Yaşıyanlarla, kitaptan öğrenenler arasında, bu olayların oluşu ve yorumları arasında da farklar var...
Bu farklılıklar, tarihe nasıl geçecek? Torunlarımız bunları nasıl öğrenecek?
Tarihe not düşürenlerin, siyasi, sosyal, ideolojik ve de felsefi görüşleri bu notları gerçek doğrulardan uzaklaştırmayacak mı?
En yakınınızdan örnek alalım...
Ergenekon olayı, tarihe nasıl geçecek?
* Bir devrim başlangıcı mı?
* Başarısız bir hükümet darbesi mi?
* Bir terör örgütü mü?
* Asker-Sivil hesaplaşması mı?
* Dışarıda düzenlenmiş bir komplo mu?
Yukarıdaki sıralama, daha da çeşitlenebilir ve tarihe de bu yorumlarla geçebilir? Torunlarımız bunlardan hangisine inanacak?
Biz geçmiş ve yaşadığımız tarihten nasıl farklı bilgilenmişsek onlar da(yani torunlarımız) aynısını yapacak ve gerçeği hiçbir zaman öğrenemeyeceklerdir. Gerçek ortaya çıksa da, ya gerçek olduğunu bilmeyecekler ya da gerçek olduğuna inanmayacaklardır...
Diğer bir husus da, tarih yazanlar, tarih yapanlara nasıl sadık kalacaklar ki? Şu anda tarih yazanların gerçeği söyleyip söylemediği de belli değil...
Başbakan Tayyip Erdoğan ile önceki Genelkurmay Başkanı, Dolmabahce'de ikili bir gizli görüşme yaptılar...Her ikisi de tarihe geçmesi gereken bir olayın kahramanları, yani tarih yapanlar...Ama ağızlarını açmıyorlar...Bu olayı, hangi tarih yazarı nasıl yazacak? Ortada kayıt yok, belge yok...
Bu durumda, her tarih yazarı, bu olayı kendi yorumu ile tarihe not düşecek...
O zaman, gelecek tarihimizi okuyan torunlarımız, bugün bizim yaptığımızı yapacaklar ve birbirleriyle dalaşıp duracaklar...
Ben tarih yazarı olsam, Ergenekon olayını ve Dolmabahçe görüşmesini, önceki gelişmelerle ilgili olarak, peş peşe iki olay olarak yazarım ve yorumunu tarih okuyanlara bırakırım (bu sıralamayı bilerek ve düşünerek yapıyorum).
Bu blog bitmez... Ben, en iyisi Atatürk'ün, bu konuda söylediği bir başka sözle bloğumu noktalayayım.
"Tarih, hayal mahsulü olamaz. Tarih yazarken, gerçek olayları bulmaya çalışmalıyız. Eğer bulamazsak, meçhuliyeti ve bu noktada bilgisizliğimizi itiraf etmekten çekinmeyelim"(2)
Tarih yapanlar ve tarih yazanlar... Atatürk sizlere sesleniyor...
Ne diyor Atatürk, ya gerçeği bulun ya da bilgisizliğinizi itiraf edin... Tarih hayal mahsulü değildir.
Ben de diyorum ki, torunlarımıza tarih diye masal kitabı bırakmayın...
cdenizkent
(1) Hasan Cemil Çambel, "Atatürk ve Tarih", Belleten Dergisi, 1939, Cilt-03, Sayı-010. Türk Tarih Kurumu
(2) A.g.y.
"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir... Yazan, yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir hal alır"(1) diyor.
* Şimdi biraz gerilere gidelim...
Bu günlere, nasıl bir tarih bilgisiyle geldiğimize bakalım... Görelim bakalım, doğru mu bilgilenmişiz?
1. Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan Tanzimat Dönemi'ne kadar, İslamlık temeline datyanan "Ümmet Tarihi"...
2. Tanzimat Dönemi'nde, bu tarihe paralel olarak geliştirilen ve başlangıç olarak Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu alan "Devlet Tarihi"...
3. Cumhuriyet Dönemi'nde de, oluşturulmaya çalışılan, kimilerine göre "Devrim Tarihi"; kimilerine göre "İnkılap Tarihi" ve kimilerine göre de "Cumhuriyet Tarihi"...
Çeşitlilik bu kadarla bitmiyor.. .Bir de; okullarımızda okutulan "Resmi Tarih"; ve bu tarihe alternatif olarak üretilen ama okullarımızda değinilmeyen, "Alternatif Tarih" var...
Bu arada, Ayrupa tarihçilerinin gözüyle yazılan "Türk Tarihi" ya da tarihlerini de unutmamak gerekir.
Türk insanı (isterseniz Türkiye insanı diyelim), işte bu farklı adlardaki tarih çeşitlerinde yazılan farklı tarihi bilgilerle beslenmiş... Bilim adamlarımız, yazarlarımızın (tarih yazarları dahil), okullarda çocuklarımıza tarih öğreten öğretmenlerimiz de aynı şekilde, bu tarih çeşitleri ile bilgilenmişlerdir.
Bu kadar farklı tarih yazım şekli varken, acaba diyorum tarihçilerimiz, Atatürk'ün, bloğumun başına koyduğum sözüne, yani "tarih yapanlara sadık kalmışlar mıdır?"
Ya biz...Tarihin gerçeklerine ne kadar yaklaşmışız?...Tarihi bilgilerimizin doğruluğundan emin miyiz?
Şimdi de günümüze bakalım...
27 Mayıs, 22 Şubat, 20-21 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat... Hükümet darbeleri, arada bir verilen muhtıralar...
Ergenekon olayı... Belgeler... Kağıt parçaları... Konuşma bantları... Telefon dinlemeleri...
Bu olayları bazılarımız yaşadı; bazılarımız kitaplardan öğrendi... Yaşıyanlarla, kitaptan öğrenenler arasında, bu olayların oluşu ve yorumları arasında da farklar var...
Bu farklılıklar, tarihe nasıl geçecek? Torunlarımız bunları nasıl öğrenecek?
Tarihe not düşürenlerin, siyasi, sosyal, ideolojik ve de felsefi görüşleri bu notları gerçek doğrulardan uzaklaştırmayacak mı?
En yakınınızdan örnek alalım...
Ergenekon olayı, tarihe nasıl geçecek?
* Bir devrim başlangıcı mı?
* Başarısız bir hükümet darbesi mi?
* Bir terör örgütü mü?
* Asker-Sivil hesaplaşması mı?
* Dışarıda düzenlenmiş bir komplo mu?
Yukarıdaki sıralama, daha da çeşitlenebilir ve tarihe de bu yorumlarla geçebilir? Torunlarımız bunlardan hangisine inanacak?
Biz geçmiş ve yaşadığımız tarihten nasıl farklı bilgilenmişsek onlar da(yani torunlarımız) aynısını yapacak ve gerçeği hiçbir zaman öğrenemeyeceklerdir. Gerçek ortaya çıksa da, ya gerçek olduğunu bilmeyecekler ya da gerçek olduğuna inanmayacaklardır...
Diğer bir husus da, tarih yazanlar, tarih yapanlara nasıl sadık kalacaklar ki? Şu anda tarih yazanların gerçeği söyleyip söylemediği de belli değil...
Başbakan Tayyip Erdoğan ile önceki Genelkurmay Başkanı, Dolmabahce'de ikili bir gizli görüşme yaptılar...Her ikisi de tarihe geçmesi gereken bir olayın kahramanları, yani tarih yapanlar...Ama ağızlarını açmıyorlar...Bu olayı, hangi tarih yazarı nasıl yazacak? Ortada kayıt yok, belge yok...
Bu durumda, her tarih yazarı, bu olayı kendi yorumu ile tarihe not düşecek...
O zaman, gelecek tarihimizi okuyan torunlarımız, bugün bizim yaptığımızı yapacaklar ve birbirleriyle dalaşıp duracaklar...
Ben tarih yazarı olsam, Ergenekon olayını ve Dolmabahçe görüşmesini, önceki gelişmelerle ilgili olarak, peş peşe iki olay olarak yazarım ve yorumunu tarih okuyanlara bırakırım (bu sıralamayı bilerek ve düşünerek yapıyorum).
Bu blog bitmez... Ben, en iyisi Atatürk'ün, bu konuda söylediği bir başka sözle bloğumu noktalayayım.
"Tarih, hayal mahsulü olamaz. Tarih yazarken, gerçek olayları bulmaya çalışmalıyız. Eğer bulamazsak, meçhuliyeti ve bu noktada bilgisizliğimizi itiraf etmekten çekinmeyelim"(2)
Tarih yapanlar ve tarih yazanlar... Atatürk sizlere sesleniyor...
Ne diyor Atatürk, ya gerçeği bulun ya da bilgisizliğinizi itiraf edin... Tarih hayal mahsulü değildir.
Ben de diyorum ki, torunlarımıza tarih diye masal kitabı bırakmayın...
cdenizkent
(1) Hasan Cemil Çambel, "Atatürk ve Tarih", Belleten Dergisi, 1939, Cilt-03, Sayı-010. Türk Tarih Kurumu
(2) A.g.y.