Tarihi bilmeden ecdat seviyoruz / Kitap / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '15

 
Kategori
Kitap
 

Tarihi bilmeden ecdat seviyoruz

Tarihi bilmeden ecdat seviyoruz
 

Ecdat sevenler, ecdada özlem duyanlar; tarihi, geçmişi, ataları gururla anarlar, geçmişlerinden şeref duyarlar, onlara toz kondurmazlar, göklere çıkarırlar...
 
Peki öyle miydi? Ecdat severlerin aşkı gibi gerçekten de yeri göklerde miydi?
 
Maalesef keşke dediğin gibi olsaydı, ama değil be geçmişi özleyen kardeşim. Değil işte!
Elbette hepten kötü değildi geçmiş, elbette külliyen yerlerde değildi ecdat; ama ecdat severlerin algısı gibi yeri göklerde de değildi.
Ecdadın, geçmişin, tarihin; iyi yönleri kadar kötü yönleri, yerinde olan durumları kadar eksik durumları, güzel tarafları kadar çirkin tarafları da vardı.
Ama objektif tarih eğitimimiz olmadığı için; nesillerin, genelin tarih algısı ecdadın sadece iyi, güzel, yerinde olan yönleriyle sınırlı... Bu da nesillerin ve genelin, tarih hakkındaki, geçmiş hakkındaki, ecdat hakkındaki algısını körü körüne benimsemek, körü körüne yüceltmek olarak şekillendirmiştir.
 
*
 
Ecdat severler, ecdattan 36 Osmanlı padişahını da tanırlar mı, hepsini benimserler mi, yüceltirler mi?
Nerede? Birkaç tanesi haricinde hiçbirini tanımazlar. Belki isimcek bildikleri olur, ama dönemleri hakkındaki bilgileri neredeyse sıfırdır.
 
Ecdat severler, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Abdülhamid  gibi padişahlardan ibarettir bildikleri.
Fatih'le İstanbul'u feth ederler, Yavuz'la doğu sınırlarını genişletip Halife olurlar, Kanuni'yle Avrupa'yı sarsarlar, II. Abdülhamit'le kurtlarla savaşırlar...
Ne Sarı Selim'le şarap içerler, ne III. Mehmet'le 19 kardeşini öldürürler, ne Genç Osman'ın Yedikule zindanlarında başına geleni bilirler, ne IV: Murat'la işleri güçleri sadrazam asmak olur, ne IV. Mehmet gibi altı yaşında tahta çıkarlar, ne III. Ahmet'le Lale Devrinin zevk ü sefasını çekerler, ne III. Selim gibi müzikle uğraşırlar, ne de II. Mahmut gibi 'gavur padişah' olurlar...
Ecdat severler, bu saydıklarımı pek bilmezler, bilseler bile üstlerine uğramazlar; ama bu saydıklarımı -IV. Murat haricinde- ecdat severlerin sevdiği padişahlara değişmem.
 
Ecdat severlerin yücelttiği şu dört padişahın iyi yönleri kadar kötü yönleri de vardır, ama ecdat severler bunu bilmezler. 
 
Ecdadımız Osmanlı padişahları tarihi, resmi tarih yazımı gibi yalanlarla, budamalarla, sansürlenmiş halleriyle yazılmıştır.
Çetin Altan 'Kullar ve Sultanlar' adlı kitabında şöyle bir anekdot verir:
 
"Seksen yıl kadar önce tarihçi ve Türkçü Necip Asım Bey, henüz basılmamış olan Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nin Genç Osman olayını bütün ayrıntıları ve iğrençlikleriyle anlatan bir sayfasını yırtıp yok etmişti. Bu davranışını kınayanlara da Necip Asım Bey şu karşılığı vermişti:
 
-Tarihimiz için bu sayfa kara bir lekedir; bunu gelecek kuşaklara göstermek doğru olmadığından yırttım..."
 
*
 
Ecdat dediğimizde çoğumuzun aklına yalnız Osmanlı padişahları gelir, ama öyle değil, Osmanlı tebaası, Osmanlı kulları, Osmanlı halkı da bizim ecdadımızdır.
Ecdat severler, ecdatın pek bir iyi, pek bir adil, pek bir medeni, pek bir dürüst, pek bir şefkatli, pek bir sevgili, pek bir saygılı olduğunu sanır, pozitif bakış açısıyla ecdadın hayallerindeki yerini allayıp pullarlar.
Ecdat severlerin bilmediği bir şey var; insan tabiatı bugün nasıl zıtlıklarla doluysa, bu geçmişte de aynıydı. Güzel ve çirkin, iyi ve kötü, düz ve ters, haklı ve haksız, doğru ve yalan, zalim ve mazlum at başı gitmekteydi. Hatta olumsuz hallerin durumu daha da ağırdı.
İnsani değerler, bilgi çağıyla yüceldi. Belki böyle dedim diye, I: ve II. Dünya Savaşlarını ve kapitalistlerin zalimliklerini örnek verecekler, ama unutmasınlar, bunlar kendilerine yakın.
 
Neyse daha çok şey yazılabilir, asıl meseleye gelelim.
 
*
 
Son günlerde Çetin Altan'ın  'Kullar ve Sultanlar' adlı kitabını okudum.
Kitap 174 sayfa. İnkılâp Yayınlarından 2000 yılında yayımlanmış.
 
Çetin Altan'ın 1979-2000 yılları arasında yazdığı köşe yazılarından bir seçki bu kitap. Yani deneme türünde...
Tabii bu yazıların geneli Osmanlı tarihi üzerine...
 
*
 
Çetin Altan'ın köşe yazılarını bilenler bilir ama ben bilmeyenler için anlatayım: Çetin Altan'ın köşe yazıları çerez gibidir, lezzetlidir, öğreticidir, bir bilgi pınarıdır, mizahın doruklarda gezdiği birer sanat ve edebiyat ışıltısıdır... Çetin Altan köşe yazılarında; hem siyasete girer, hem kültüre, hem sosyolojiye, hem edebiyata, hem tarihe, hem felsefeye, hem de sanata girer... İnsanı insan yapan bütün beşeri bilimler, Çetin Altan'ın yazılarında birer nakış gibi işlenir...
 
Çetin Altan'ın dili bir şiir gibidir; akıcıdır, sadedir, anlaşılırdır. Üslubu ise o kadar güzeldir ki, kelimeler kelimeleri, cümleler cümleleri izlerken yazının bittiğini fark edersin; akar gider gözlerinde...
 
*
 
Çetin Altan 1927 yılında doğdu. Şu an 88 yaşındadır. Milliyet gazetesinde köşe yazarlığına devam etmektedir. İlk kitabını 1946 yılında çıkarttı. Yazarlık serüvenine başlayalı 69 yıl olmuştur. Gazetedeki köşesinin adı 'Şeytanın Gör Dediği'dir.
 
-Mustafa Yıldırım - 27.06.2015
 
Toplam blog
: 480
: 715
Kayıt tarihi
: 03.11.12
 
 

Konyalıyım. Edebiyat okudum. Amatör yazar ve şairim. ..