- Kategori
- Sağlıklı Yaşam
Taşıyıcı annelik konusuna hukuki bakış

Taşıyıcı annelik kavramı son dönemde güncel bir tartışma konusu.
Herkes bu konuda farklı şeyler söylüyor.
Hekimler, hukukçular ve din adamları bu konuyu kendi mesleki alanlarına göre değerlendiriyor.
Tabii olay önceden karşılaşılmayan türden olduğu için her üç bakış açısının getirdiği yorumlar da tartışılmaya müsait.
Taşıyıcı annelik konusunun dini ve tıbbi tartışmalarını bir kenara bırakıp hukuki kısmına bakacak olursak çeşitli sorunlarla karşılaşırız.
Bu çalışmada taşıyıcı annelikle ilgili olarak hukuki metinlerimizde yer alan düzenlemeleri açıklayıp konuyu kendi perspektifimden aydınlatmaya çalışacağım.
Taşıyıcı annelik değerlendirilirken biri aktif diğeri ise pasif olmak üzere iki anneden söz edilebilir. Bunlardan biri; yumurtalık hücreleri eşinin spermleriyle laboratuar ortamında birleştirilen gerçek anne ve diğeri de bu birleşimi bünyesinde taşımak durumunda olan fizyolojik olarak çocuğu dünyaya getiren aracı anne.
Tabiidir ki bakış açısına göre aktif ve pasif taraflar değiştirilebilir.Benim yaptığım tasnifin temeli gerçekte anne olması amaçlanan kişi ile ona aracılık eden kişi kıstasına dayanıyor.
Ancak hukuk sistemimiz bu duruma farklı bir bakış açısı getiriyor. Konuyu düzenleyen Türk Medeni Kanunu bu konuda şu ilkeyi getirmiştir. “Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.” (TMK.m.282/1) Yani kanunumuz çocuk ile ana arasında soybağının kurulması için doğumu esas almaktadır. Bu durumda taşıyıcı annelik konusunda gerçek amacı çocuk sahibi olmak olmayan, başka kişilerin döllenmiş sperm ve yumurtasını bünyesinde taşıyan ve çocuklarının olmasına aracılık eden kişi hukukumuzda anne sayılmaktadır.
Yasal metinlerimiz baba ile soybağı kurulmasında farklı durumları ele alarak ana ile evlilik, tanıma ve hakim hükmü gibi kavramları getirmiştir. Ancak anne açısından böyle bir durum söz konusu değildir.
Medeni kanunumuz babalık davası ve soybağının kurulmasına ilişkin olarak ana rahmine düşme zamanını esas almaktadır. (TMK 287-288) İşte bu durum taşıyıcı annelik bahsinde kavram kargaşasına yol açıyor.
Öyle ki taşıyıcı annelik müessesinde de bir ana rahmine düşme (zigotun yerleştirilmesi) durumu söz konusudur. Yasal metinlerimizin bu bakış açısına göre, taşıyıcı annenin; çocuğun gerçek annesi olarak kabul edilmesi gerekir.
Doğumla birlikte taşıyıcı annesiyle arasında soy bağı kurulan çocuk yine TMK 286/2’ye göre soybağının reddidavası açabilir.(Tabii bu dava anneyle kocaya karşı birlikte ileri sürülür) Bu durumda yapılacak incelemelerin neticesinde kendisini dünyaya getiren kişinin aslında gerçek annesi olmaması durumu ortaya çıkar .Çünkü çocuk taşıyıcı annenin genlerini taşımamaktadır.İşte bu uyumsuzluk, nesep karışıklığına yol açar.
Konu Türk Ceza Kanunumuzda da ele elınmış ve çocuğun soybağını değiştirmek suç olarak kabul edilmiştir. Nitekim yasanın 231. maddesinde durum şu şekilde belirtilmektedir.. ‘Bir çocuğun soybağını değiştiren veya gizleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır’
Bu durumda çocuğun, kendisini dünyaya getiren annenin nesebine değil de yumurta hücresi laboratuar ortamında başka bir spermle birleşen kadının nesebine dahil edilmesi acaba TCK anlamında soy bağını değiştirmek olarak kabul edilebilir mi?
Gerçekten hukuki metinlerimizin bu düzenleme tarzı incelendiğinde ortada ceza hukuku açısından tartışılması gereken bir durumun varlığı görülecektir.
Taşıyıcı anneliğin gerçekleştirilmesi birçok tıbbı operasyonu da gerektirir.Sperm ve yumurta hücrelerinin dış ortamda birleştirilmesi bu sürecin ilk aşamasıdır. Ardından taşıyıcı anne rahmine bu birleşimin(zigot) yerleştirilmesi gelir.
Bu konuyla ilgili olarak tıp hukukunda tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğunu sağlayan endikasyon ( tıbbi gereklilik) şartından bahsetmek gerekir. Bir tıbbi müdahale eğer endikasyon şartını taşımıyorsa hukuka aykırıdır.
Bu gerçeklik Anayasamızda, Türk Ceza Kanununda, Hasta Hakları yönetmeliğinde ve Tıbbi deontoloji nizamnamesinde açıkça belirtilmiştir.
Taşıyıcı annelik müessesesinde taşıyıcı anneye yönelik müdahaleler açısından endikasyon şartının oluştuğunu söylemek mümkün değildir. Normal yollardan çocuk sahibi olamayan çiftlerin üreme hücrelerinin dış ortamda birleştirilip verimli hale getirilmesinde endikasyon şartının varlığı kabul edilir. Ancak bu birleşimin (zigot) 3. bir kişinin rahmine yerleştirilmesinde hiçbir endikasyon şartından bahsedilemez. Zigotun taşıyıcı anne rahmine yerleştirilmesi ve amaçlanan sonucun elde edilebilmesi için taşıyıcı anneye bir dizi müdahalenin zorunlu olması ve bu müdahalelerin taşıyıcı annenin bedeninde ve vücut fonksiyonlarında kalıcı değişiklikler meydana getirmesi konunun aynı zamanda Ceza hukuku anlamında da ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Gerçekten ceza kanunumuz kasten yaralama bahsinde, kasten yaralamanın temel halini incelerken başkasının vücuduna acı vermek, sağlık ya da algılama yeteneğinin bozulması kavramlarına yer vermiştir. İşte endikasyon şartı oluşmamış bu müdahaleyi kasten yaralama olarak değerlendirmek mümkündür.
Bu temel bakış açısı ışığında şu değerlendirme yapılabilir;
Taşıyıcı annelik konusunda hukukumuzda açık bir düzenleme yoktur.
Medeni hukukta ve Ceza hukukunda yapılan diğer düzenlemeler taşıyıcı anneliğin hukuka aykırı olduğunu ortaya koymaktadır.
Temel görevi toplumsal düzenin devamını sağlamak olan yasal metinlere; taşıyıcı annelik konusunda hükümlerin konulması ve önleyici tedbirlerin alınması zorunludur.