Taşlardan Sızan Siyah Yağ / Doğal Hayat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Efsane FB 1907 Baterist Metin

http://blog.milliyet.com.tr/efsanefb1907

14 Temmuz '08

 
Kategori
Doğal Hayat
 

Taşlardan Sızan Siyah Yağ

Taşlardan Sızan Siyah Yağ
 


Bataklıklarda, genellikle suyun yüzeyine çıkarak patlayan hava kabarcıkları görülür. Geceleri, içi gaz dolu olan bu kabarcıklar kendi kendilerine yanabilirler de. Bunun şaşılacak bir yanı yoktur. Çünkü hayvan ve bitki kalıntıları suyun altında çürüyerek kokuşurken, bazısı çok yanıcı olan birtakım gazlar meydana getirirler.


Bu canlı organizma kalıntıları çok eski bataklıklardan kalmış taşıl da olabilir. Uzun yıllar boyunca üst üste biriken toprak tabakalarının altında kalarak, bugün hayli derinlerde bulunan kayaların içerisinde gömülü olabilirler. Bu durumda kokuşmaları sonucu meydana gelen gazlar ve bunun yanısıra, eskiden "yağ" ismi verilen bazı sıvılar, toprağın içerisinden yukarılara sızarlar.


Kafkas Dağları'ndaki bazı ilkel kabileler, topraktan fışkıran bir ateşe taparlarmış... Bundan 300 sene kadar evvel Çin'de, insanlar yemek tencerelerini odun gerekmeden yanan kuyuların üzerinde ısıtırlarmış... Bu kuyulardan söz edilirken, Latince "taş yağı" anlamına gelen "petroleum" sözcüğü kullanılırmış ve bu "petrol" toplanıp borularla depolara doldurulabilirmiş.


Ondokuzuncu yüzyılın başlarında Polonyalı bir eczacı, bazen taşlardan sızan sıvının, lâmbalardaki yağın yerine kullanılabileceğini keşfetmişti.


Lâkin, önce Avrupa'da başlayan petrol sanayii zannedildiği kadar eski değildir. Fransa'nın Alsace bölgesindeki Pechelbronn yakınlarında, toprağın yüzeyine çok yakın yerde yağlı kumlar bulunmuştu. 1745 yılından sonra kuyulardan bu yağlı kumlar çıkarılmakta, kaynar su ile işlem yapılmakta ve bunlardan arabaların yaylarına sürmek üzere ince ve kalın yağlar elde edilmekteydi. 1845 yılında genç bir mühendis, yine aynı yerde, "mineral yağların" ilk arıtma işlemini tam olarak yoluna koymuştu.


Bütün kıtalardaki bazı bölgelerde topraktan petrol çıkarılıyordu fakat, sadece o bölgede kullanılıyordu. Sonra 1859 yılında, Amerika'nın Pensilvanya eyâletinde bir sanayi patladı. Orada da, bilhassa Titusville kasabasının yakınlarında, bugün mühendislerin "belirti" dediği izler vardı, yâni üzerinde yağ tabakalarının yüzdüğü kuyular ve kaynaklar.


Kara sakallı ve silindir şapkasıyla bugün efsaneleşmiş bir insan olan Albay Drake; gerçekte albaylıkla adından başka en ufak bir ilişkisi bulunmayan ve aslında tren şefi olan bu adam, bu "yağ"ı toprakta aramakta inat ediyordu. Fakat bir türlü bulamadığından, çevresince deli gözüyle bakılan Drake, araştırmalarına artık son verecekti; zira paralar suyunu çekmişti.


Çalışmalarına birkaç gün daha devam edebilmek için son anda 500 dolar borç para almayı başardı. Aynı günün akşamı sondaj çukurunun dibini döven burgu birden, daha az direnç gösteren bir tabakaya rast geldi. Çalışmayı yöneten kuyucu "bir çatlak bulduk" dedi. Ertesi sabah kalktıklarında kuyu ağzına kadar petrol doluydu; adamlar dört fıçıyı petrolle doldurdular.


Petrol sadece 23 metre derinlikte bulunmuştu. Bu inanılmaz bir başarıydı tabi ki. Zaten o günden beri Pensilvanya'da bu kadar az bir derinlikte bir daha petrol elde edilememiştir. Drake çok büyük bir şans eseri, tam da gereken yerde sondaj yapmıştı.


O bölge birkaç ay sonra, petrol arayan burguyu ya da petrolü çeken pompaları taşıyan bir iskeleyi dik tutan, tahta kalaslarla yapılmış, piramit biçimindeki bir "petrol kuyusu ormanıyla" baştan başa kaplıydı. Herkes, çok petrol çeken bir kuyunun mümkün olduğu kadar yakınına sokulmaya çalışıyordu. Sonra spekülasyon işe karıştı... "Kara altın" humması önce Amerika'ya, ardından başka ülkelere yayıldı.


Günümüzde ise petrol sanayii, dünyanın en güçlü endüstrilerinden birisi olmayı sürdürüyor.

 
Toplam blog
: 1907
: 3759
Kayıt tarihi
: 28.07.07
 
 

03 Şubat 1967 İstanbul doğumlu, romantik bir müzisyenim işte... Müzik, bateri, spor, Fenerbahçe, ..