- Kategori
- Siyaset
Tek kişilik parti!

Başbakan Erdoğan'ın gazete patronu Aydın Doğan'la olan "savaşımı" sürüyor. Ancak, bu savaşımda Sayın Başbakan "Tek kişilik ordu" görünümü veriyor. Bir tarafta bir Medya grubu, bir tarafta Başbakan Erdoğan. Bunda bir tuhaflık yok mu?
Aynı zamanda AKP'nin Genelbaşkanı olan Sayın Erdoğan, partisi ve hükumeti hakkında yazılmış her yazıya, söylenmiş her söze bizzat kendisi cevap veriyor. Bulunduğu her platformda, günün köşe yazarlarının saldırmalarına, sataşmalarına karşılık yetiştiriyor.
Oysa Ak Parti, bir siyasi parti..Hem de ülkenin en büyük siyasi partisi. En çok milletvekiline sahip parti..Bu işleri ülkenin Başbakanına bırakmayacak kadar çoklar..Ama hiç de öyle olmuyor; arada bir Dengir Mir Fırat'ın jest ve mimikten yoksun konuşmalarını saymazsak, AKP'de, Başbakanın kendisinden başka bu tür polemiklere laf yetiştirecek kimse yok, ortalıkta.
Bu durumun iki nedeni olabilir:
BİR: Gerçekten bu parti içinde, hitabetiyle, polemikçiliğiyle muhaliflerle baş edebilecek Sayın Erdoğandan başka kimse yoktur.
İKİ: Aslında böyle yetenekler vardır ama Sayın Erdoğan, bunlara iş bırakmıyor; her işe kendisi koşturuyordur.
Birinci neden geçerliyse, Ak Parti için kötü bir durumdur; zira tüm politik mücadelesini genel başkana havale etmiş bir siyasi ekip, ya ağzı laf yapmaz adamlardan oluşmuştur ya da "nasıl olsa Genelbaşkan ağızlarının payını verir" rahatlığında ense yapan tembellerdir.
İkincisi geçerli ise, AKP için daha da kötü bir durumdur; çünkü Sayın Başbakan"ın her polemiğe bizzat kendisi laf yetiştirme gayreti, hem Başbakan olarak "kimliğini" zayıflatıyor, hem de aşırı yorgunluk sebebi olabiliyor..Bu da zamanla Sayın Erdoğan'ın sağlığını bozabilir.
Gerçi Türkiye her zaman "Tek adam" ların ülkesi, kuluçkaya yatmış tavuk gibi, partisini tamamen kuşatmış Genel başkanların memleketi olmuştur. Ancak, Tek adamların hakim olduğu siyasi yapıların adama bağlı olarak göçüp gittiği de görülmüştür.
Sayın Erdoğan'ın Medya'nın bütününü değilse bile, yarısını karşısına alarak yürüttüğü son mücadele, giderek Yel Değirmenleri mücadelesine benziyor..Eğer, Türkiyede Medya unsurları da, gelişmiş Demokrasilerdeki yerlerine getirilmek isteniyorsa, Basın'ın ticari emellerle yayın yapmasının önüne geçilmek isteniyorsa, bunun yolu bu tür "düello" mücadelesi olamaz!
Başbakan'ın "Gazeteleri boykot edin.." çağrısı da Demokratik mücadelenin ruhuna uymaz..Evet, patron açısından bakınca gazete de bir ticari "meta" dır, bu anlamda sevmediğiniz tüccarın malını almayarak onunla mücadele edebilirsiniz, ancak toplum açısından bakıldığında gazete, bir haber alma aracıdır. Üstelik toplum, aldığı her habere "inanmak" zorunda da değildir..Demokratik bir hayat için, tehlikeli olan, yanlış ve yanlı haber almaktan ziyade, hiç haber alamamaktır.
Bu "güç mücadelesi" giderek şirazesinden kayıyor. Herkes eteğindeki taşı döküp, ülkenin geleceği, demokratik hayatın selameti açısından, meşru alanlarına çekilmeli ve yapacaksa mücadelesini bu alanlarda yapmalıdır. Seçilmiş bir iktidar için, yanlışlarla mücadelenin yolu, kanun yapmak olmalıdır.
Ülkenin Başbakanı, Medyanın tekelci güç olmasını engelleyici yasalar çıkarır veya çıkardığı yasaları takipçisi olur. Demokrasi ile "tekelcilik" bir arada olabilecek şeyler değildir çünkü! İster Medya'da olsun; ister siyaset'te olsun!