Tek partili koalisyon / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '07

 
Kategori
Siyaset
 

Tek partili koalisyon

Tek partili koalisyon
 

Yarın seçim oldu ve seçime katılan iki parti oyları %51 ve %49 olarak paylaştı. Hatta seçim sistemi o kadar adil idi ki, milletvekili dağılımı da, oy dağılımı ile eşit oldu ve 276 / 274 olarak gerçekleşti.

Şimdi bu durumda, 276 milletvekili ile hükümeti kurma hakkına sahip olan partinin, ülkenin tüm kaderini elinde bulundurması ne kadar adil bir uygulamadır. Topu topu 2 adet milletvekili fazlalığından dolayı, tüm bakanlıklara sahip olmak, mecliste her türlü kararı çıkarmak ne kadar vicdanlara sığacak bir yönetim tarzıdır. Sırf bu dağılımdan dolayı, acaba iktidar bir partisi lideri, halkın eğilimlerini de gözeterek, Bakanlar Kurulu'na muhalefet partisinden de bazı üyeler atayabilir mi?

Fransa’da Sarkozy’nin Cumhurbaşkanlığı seçilmesinden sonra atadığı bakanlara hiç dikkat ettiniz mi? Çok ilginç atamaların gerçekleştiği bir gerçek. Sarkozy'nin (kendisi sağ muhafazakar bir anlayışa sahiptir), geçen hafta açıkladığı kabinesinde Dışişleri Bakanlığı koltuğuna Fransa Sosyalist Partisi’nden Bernard Kouchner, Kamu Politikalarından Sorumlu Devlet Bakanlığı'na yine Sosyalist Parti’den Eric Besson, ayrıca, Adalet Bakanlığı'na da kendi partisinden (UMP) biri olan, Mağrip kökenli ve Müslüman Raşida Dati yer aldı.

Kabinedeki dağılım oldukça ilginçti. AB ile ilişkiler ile kamu düzeni konusunda bakanlıklarda sosyalistler tercih edilirken, ekonomi ile ilgili bakanlıklarda liberallere yer verilmişti. Adalet Bakanlığı ise bir Müslüman’a. Yani neredeyse her fikirden insan, en iyi icra edeceği konuda görevlendirilmişti. Aslında benim bile Sarkozy’den beklemediğim bir tercih listesi olduğunu söyleyebilirim. Ama işlerin göründüğü gibi yürüyüp yürümeyeceğini zamanla anlayabiliriz.

Fransa’da bu gelişmeler yaşanırken, seçim arifesindeki ülkemizde de, siyasal partilerin, yer aldıkları siyaset yelpazesinin ters cephesindeki isimleri, bünyelerine katma yarışına girdiğini gözlemliyoruz. Aslında “yeni bir Fransa örneği midir?” diye bir sevinç kaynağı üretilebilinir elbette. Ancak ülkemizdeki siyasetin ayraç noktaları bu sevincimizi kursağımızda bırakacak kadar sağlıksız.

Bu süreci daha çok iki partili sistemi ayakta tutma çabası olarak algılıyorum.

2002 seçimlerinde, ülkedeki siyasal sistemin iki partili bir dengeye gelmesine karşın, çıkar odaklı siyasetin ön plana çıktığı ülkemizde, farklı çevrelerin (cemaat, cemiyet, sermaye sınıfları, meslek grupları, yerel güç odakları, bürokratik etkinlik kaynakları, sektörel gruplar, dev şirketler ya da şirket grupları) çıkarlarının iki parti çatısı altında karşılanamaması sonucunda, 4-5 partilik meclis oluşumu süreci hızlandı. Hatta mevcuttaki partiler, sayısal fazlalıkları ancak oy oranlarındaki yetersizlikleri karşısında, özelikle merkez sağ partiler olmak üzere, birleşerek kendileri için bir meclis olasılığı yaratmaya ve şekilde de, çıkar çevreleri içinde bir alternatif çekim merkezi olmaya çalışıyorlar.

Ancak, geçen 5 yılın iki partili sisteminin aktörleri de, yeni partilerin meclise girerek kendi konumlarını aşındırmalarına engel olmak maksadı ile, geniş kesimleri temsil ettikleri iddiasını güçlendirmek için, siyasal yelpazenin değişik kesimlerden siyasetçileri bünyelerine katma yarışına giriştiler.

Bu durum bana daha çok, sezonda çok iyi bir performans gösteren ve ilk dördü zorlayan Anadolu takımlarının futbolcularının, üç büyükler tarafından, oynadıkları takımı tarumar edecek şekilde satın alınması gibi geliyor. Ancak bence sürece daha çok etki eden şey, bürokratik merkezin, rejimin tehdit altında olduğu iddiası ile AKP’yi siyasal temsil mekanizmalarından dışlama çabasına karşın, AKP’nin savunma kalkanını genişletecek bir yelpazeyi hedeflemesi oldu.

Ve bünyeye katılan isimler karşılaştırıldığında yine AKP’nin önemli bir başarıya imza attığını da söyleyebilirim. Tüm isimleri bir yana koyacak olsak dahi ben Ertuğrul Günay isminin önemli bir fark yarattığını düşünüyorum. Açıkçası, Ertuğrul Günay bu ülkede, her fikriyatta ki insan tarafından, siyasi geçmişi, dürüstlüğü, fikri düzeyi ve samimiyeti açısından takdir edilecek bir isimdir.

Bu AKP’ye bir kazanç sağlamaktan çok, CHP’ye atılan bir gol olmuştur ve bunun şoku hala atlatılamamış görünüyor. Laik sistemi tehdit ettiği iddia edilen bir partiye alevi mezhebinin temsilcilerinin ve CHP’nin eski Genel Sekreterinin katılması, yürütülen kampanyayı boşa çıkarabilecek bir adım oldu. Peki bu adımlar, ülkeyi nereye götürür, esas sorulması gereken soru budur bence.Acaba AKP yeni bir iktidar döneminde, toplumda belirli bir ağırlığı olan kesimlerin, söylem ve politikalarının kendi hükümetlerinde yer edinmesinin yolunu açabilecek midir? Sosyal Güvenlik, Eğitim ve Dış politikada sol politikalara geçit verecek midir?

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..