- Kategori
- Öykü
Telkin

İncecik bir ıslık kulağıma düşüyor. Gözlerimi açabilsem nerdeyim görsem. Elim kolum bağlı sanki. Başımda gidip gelen siyah bir gölge var. Islığı çalan da mı o? Islık gölgenin hareketine göre uzaklaşıp yakınlaşıyor. Islığı aynı ezgiyle sözlere dökülüyor. ‘’Kalbimde bir yara var. Mektubum git yara var…’’(1) Mektup, mektubu yazmam gerek. Beni bekler. Gelir mutlaka. Ağlamak istiyorum. Sesimi duyurmak. Kemiklerim kurşun, üzerime biri çökmüş te kalmış gibiyim. Göz kapaklarımı kaldırmaya yetmiyor takatim, ağzım kenetlenmiş, dişlerim dilim birbirine karışmış. Derin bir yer, belki bir çukur burası. Bazen babamın yüzü, bazen sevdiğimin gamzeli gülüşü.
Kıpırdatır gibi oluyorum kollarımı. Gölge gelip başımın üstünde birikiyor. Üstüme eğiliyor. Koluma iki kere hızlıca dokunuyor ardından kolumda yakıcı bir acı oluşuyor.
Acı girdiği yerde kalıyor. Damarlarımda vücudumu gevşeten bir sıvı dolaşıyor olmalı. ‘’Tekrar sakinleştin, şimdi daha iyisin. Güvendesin burada, anlatmaya devam et bana hadi! ‘’ Diyor tanımadık bir ses.
Dudaklarımı hareket ettiriyorum. Uçsuz bucaksız gibi görünen yeni kazılmış bağda babam elimden tutmuş keseklere (2) bata çıka yürüyoruz. Bacaklarımıza yeşil bağ yaprakları değiyor. Kimi yırtılıyor, kimi kopup düşüyor. Yeşil-ekşi bir koku gelip boğazıma yapışıp takılıyor. Babam birazdan Şanlı Pınar’dan(3) buz gibi su içersin geçer gider, diyor. Her yer pınar, her yerde bir su gözesi. Adımlarına yetişemiyorum. Ben daha gerideyim. Onun ayakları toprağı dövüyor. Altındaki toprak ezildikçe tozu sağa sola kaçıyor. Elimi uzatıyorum gelip bana da değsin. Tökezliyorum. Dönüp bakıyor babam. Yüzündeki çukura saklanıyorum. Beni omuzlarına alıyor. Bağların sınırlarına badem ağaçları dikilmiş. Başımı eğiyorum badem ağaçlarına değmesin. Çağla zamanı. Duruyor babam. En üst dallardaki tazecik kadife çağlaları topluyorum. Ceplerim bahar. Biliyor; en çok süt beyazı çekirdeğin ağzıma akan özünü severim. Az kaldı, şu tek başına duran alıç ağacını geçince vardık. Alıç’ın ardı tel örgülüyle çevrili aile mezarlığı. Büyücek demir kapıdaki köcü(4) cebindeki anahtarla açıyor.
‘’İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa o adam o toprağın insanı değildir.’’(5)
‘’Bunu böyle bil kızım, hemderdi bırak’’ deyip, toprağa karışıyor. Oy babam, topraklarıma emanetim. Türküm, şiirim… Seni anlatmaya yetmez sözüm, dilim…
Mezarlığın girişindeki alıç ağacının dibinde ziyaretçi duruyor. Dizlerine, saçlarına kadar toprağa batmış. Ayakları keseklerde yürümeye alışık değil belli ki. Çağlanın içindeki ışıldayan bahar gibi gülümsüyor. Yüzünde gamzesini örten boylu boyunca uzanan yara bandının kalkık duran kısmına baktığımı fark edince saçlarındaki toprağı silkelemeyi bırakıp, bandı yapıştırmayı deniyor. Çekip çıkarıyorum yüzünden bandı. Parmaklarımı yaranın üzerinde gezdiriyorum. Çocukken babamın benim yaralarıma yaptığı gibi öpüp bir dua mırıldanıyorum,’’ dua bahane, çok seversen yaralar kabuk bile bağlamadan iyileşir.’’
Gelmiş sevgili. Yüzündeki yarası gitmiş, gamzeli gülüşü; ‘’merhaba’ ’diyor.
Şiirler, türküler, bütün çağrışımlar kanından kanıma akıyor. Bir insanı sevmekle her şey yeniden başlıyor.
‘’Tamam, şimdi 3’ten geriye doğru sayıyorum bitince uyanacaksın.’’
Yâr gelip dallarıma konmuş. Uyanmak istemiyorum.
Gözlerimi açtığımda terapi koltuğunun başındaki doktor ‘’Uzun bir seans oldu. Yoruldun. Dinlen.’’ diyor.
Aldığı notları asistanına yazdırıyor:
‘’Hipnozla hastanın bilinçaltına, çocukluğuna gidildi. Geçmişte yaşadığı korkular, kayıplar saptandı. Bu seanslar boyunca bilinci yerindeyken alınan anamnezde(6) hiç bahsetmediği muhtemelen hastanın kendisinin yarattığı, Mardin’de askerlik yapan bir sevgili, hayali bir aşk ona eşlik etti. Bir sonraki seans bu yolculuğa tek başına çıkması, kayıplarından dolayı yaşadığı kaygıyla tek başına yüzleşmesi telkin(7) edilecektir.’’
Telkin. Bu soğuk sözcük karşısında; Hâller, düşeyazmak, ipince, hemdem, hemdert boynu bükük gelip koynuma giriyorlar. Kaygılarımdan kurtulmam için koynumdan çıkıp gitmeleri telkinle sağlanacak.
Düşmemek için uyku bulaşığı gözlerimi dikkatle açarak yavaş adımlarla dışarı çıkmaya çalışıyorum.
Birkaç adımla dışarı çıkıyorum. Midem bulanıyor. Hipnoz boyunca avcumda sıkıca tuttuğum mendili ağzıma götürüp yutkunuyorum. Lavaboya gidemeyecek kadar güçsüz hissediyorum. Tükürmem gerekiyor. Mendili açıyorum. İçinde bir iple karanfil şekli bir kan gülüyor.
Bir Malatya Türküsü(1)
Belle kazılmış topraktan ayrılan büyük parçalar(2)
Şimdilerde kuruyan Elazığ Göz pınar Köyünde bir pınar(3)
Köç; Asma kilide Elazığ’da verilen isim(4)
Yüzyıllık Yalnızlık Gabriel Garcia Marquez(5)
Hastadan teşhis amaçlı alınan etraflıca öyküsü(6)
Bir duyguyu, bir düşünceyi birinin beynine sokma(7)
Okuyan tüm gözlere not:
Okuyup, yorumlayan herkese teşekkür ediyorum. Sevgili Üç Nokta ve tabi tüm blog arkadaşlarım; yazıyla ilgili böyle yaratıcı, güzel her fikrin içinde olmaya daima hazırım. Hepinize sevgilerimi sunuyorum…
https://www.youtube.com/watch?v=C0-KBVWvGH4&list=RDC0-KBVWvGH4