​ Tevbe ederek değişme / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Eylül '07

 
Kategori
Güncel
 

Tevbe ederek değişme

Tevbe ederek değişme
 

Medyada kopan kıyametten ve hala devam eden artçı sarsıntılardan sonra şu karara vardım. Ak Parti milletvekilleri, hükümet üyeleri ve muhafazakar kesimin tümü her sabah, büyük bir alanda diğer kamunun karşısına çıkıp, laiklik ve
cumhuriyet tevbesi yapsalar, sayısız yeminler etseler gene de, dominant fikrin temsilcilerini ikna edemeyeceklerdir.

Artık bu benim için, kesin bir kanaat halini almıştır. Şampanyanın mantarını sökmeden, kapalı başları açmadan, ziyafetlerde yiyip, içip dansetmeden, tevbe
etmenin hiç bir faydası olmayacaktır.

"Şimdiye kadar laikliğe ve cumhuriyete karşı işlediğim bütün şer'i günahlardan tevbe ettim, rucu ettim; bir daha işlememeye azm-ü, cezm-ü kasteyledim. Şaşmaz ve yüce rehberler, şimdiye kadar her neyi getirip, her neyi haber verdilerse cümlesine inandım, iman ettim. İnandığıma binaen, "Türkiye laiktir, laik kalacak!"
sözünü gönlüme sertac ettim" demeleri bile, onları tatmin etmeyecektir.

Artık bu kesinleşmiştir. Çünkü gördüğüm kadarıyla, kendilerini devletin ruhu kabul eden kesimler güvensiz ve mutsuzdur. Hal ve tavırlarından, yazı ve konuşmalarından, "esas olan biziz" imalarından memnuniyetsizlikleri kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Söz konusu muhafazakar zevat ellerine birer otuzbeşlik alıp, (70 lik pahalı olacağından tavsiye edilmez) aynı meydanda diğer kamuoyuna karşı;" bakın biz değiştik!" deyip, şişeleri kafaya diktikten sonra hep beraber; "oohhhh!" diye ortalığı inletmedikçe, tevbeleri asla kabul olunmayacaktır. Bu cenahın insanları, "biz tevbe ederek değiştik" diye kendilerini boşuna yormasınlar. Çünkü karşılarında bulunanlar, onlardan kuru bir değişim sözünün ötesinde, böyle somut davranışlar bekliyorlar.

Aslına bakarsanız böyle bir davranış bekleyip beklemediklerinden pek emin değilim. Çünkü ben, bu atışma ve tartışmaların altında bundan daha derin endişelerin yattığını düşünüyorum. Süregelen ve süregiden saltanatı kaybetmek gibi... Fakat medyaya kulak verdiğimde karşı taraftakilerin, bütün gün buna mümasil değerlendirmeler yaptıklarını görünce, tamamen ilgisiz kalamadım ve çorbada benim de tuzum bulunsun dedim.

Konular, Çankaya davetlerinde içki içilip içilmeyeceği, hanımeferdinin başını açıp açmayacağı, açmazsa bu görüntünün; T.C. nin batı dünyasındaki imajını zedeleyip zedelemeyeceği ve laikliğin tehlikede olup olmadığı üzerinde yoğunlaşıyor. Bir de çocukluğumdan beri duyup durduğum, ilericilik, çağdaşlık ve medeniyet anlayışının (hayat biçimi olarak) ilk sırasına sokulan iki şeyden birinin içki içme, diğeninin başı açık gezme olduğunu hesaba kattığımda, bu değerlendirmenin o kadar havada kalmayacağını sanıyorum.

Gene konumuza dönelim.Acaba, kendilerini ülkenin her şeyi sanan bu hakim gurup, hep doğru düşünüp doğru söylediklerinden, doğru yaptıklarından nasıl bu kadar emin olabiliyorlar? "Hafızai beşer nisyan ile maluldür." kuralı bunlar için niçin geçersizdir? Hiç unutmazlar mı, hiç yanılmazlar mı, hiç hata işlemezler mi? Niçin hep karşı taraf, kendini isbatla yükümlüdür de bunlar her şeyden muaftır? Alın size bir mükaleme:

-Sen bundan on sene önce, "Battı balık yan gider" demişsin! Bunu niye ve hangi amaçla söyledin?"
-Ben öyle bir şey demedim"
-O zaman demediğini isbat et ! "
-Tamam, söyledim ama kötü bir niyetim yoktu.
-O zaman da kötü bir niyetinin olmadığını isbat et.

İşte, tartışmaları bu minval üzere devam eden iki yakalı, iki toplumlu, iki fikirli bir birliktelik. Biri üst, diğeri ast. Biri efendi, diğeri köle. Biri hakim, diğeri ezelden mahkum. Hem suçlu ilan edil, hem de masumiyetini isbata zorlan ! Eğer bir sistem insanların inançlarına, düşüncelerine, eyleme dönüşmemiş fikirlerine, hayat şekline, giyim kuşamına karışıyor ve onun adına da demokrasi deniyorsa, (ki denmiyor) o zaman; insanlığın yeni bir yönetim biçimine ihtiyacı var demektir.

Bu ülkede: a- daima hesap sormak, b- daima hesap vermek üzere dünyaya gelmiş iki insan cinsi vardır. Birisi, akılına gelen her şeyin hesabını sorarak kendinden emin, mutlu bir hayat sürer, öbürü de; hesap vermek zorunda olmanın, günah keçisi seçilmenin mahçubiyeti ve ezikliğiyle ömrünü tüketir gider. Memleketin zencileri cenahında yer alan ben, insan onurunu ayaklar altına alan bu zalim ve merhametsiz anlayışa isyan ediyorum. Sanki bizim gibiler ve ataları, bu ülke için ne savaşmış, ne vergi ödemiş, ne de yararlı bir iş yapmıştır. Sanki onlar birer hatalı üretimdir.

Onlar, canınız her sıkıldıkça; "gericiler, yobazlar, yarasalar, laiklik karşıtları, cumhuriyet düşmanları" diye üzerlerine höykürebileceğiniz liyakatsız ve değersiz bir topluluktur. Onlar, inatla başlarını açmayan, türbanı Çankaya'ya çıkarmaya yemin etmiş, toplumu germekten, hır çıkarmaktan hastalık derecesinde zevk alan, saldırgan ve inatçı bir güruhtur. Çünkü bu dünyada, müslümanlık diye bir din ve o dinin tesettür diye bir kuralı yoktur. Bunu, sırf gerilim çıksın diye onlar uydurmuştur. Onları Çankaya'ya kimse çağırmamıştır, kendileri gelip zorla girmiştir.

Neredeyse bin yıldan beri başını örten insanların yaşadığı bu ülkede baş örtmek, laik sistem açısından, "en büyük günah" sayılmaktadır. Kadınlarının yüzde altmıştan fazlasının örtülü gezdiği bu topraklarda, örtüye bu kadar karşı olunması, onun "siyasi simge" yaftasıyla karalanmaya çalışılması anlaşılabilir değildir.

Artık bu kavganın, bu gerilimli havanın bitmesi, herkesin birbirini anlaması lazımdır. İktidardakilerin inançlarından ve örtülerinden değil, yönetimde başarılı olamamalarından korkmalıdır. Başarısız bir yönetimin faturası hepimize çıkacaktır. Bu sözlerime karşı; "Takma kafanı, bizim her daim tuzumuz kurudur ." diyenler varsa, Mevlana'nın deyimiyle;"Ben, ondan da o sözden de bizarım."(1)

(1) Bizar:bezmiş, bıkmış, usanmış.

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..