- Kategori
- Şiir
Tren yolu...
Şimdi bir sözcüklerim var bir de ben.
Sözcükler yan yana gelip yol oluyor.
Bu yol nereye gider?
İşte bunu ben dahil hiç kimse bilmiyor.
Tren rayları döşüyorum bu yola.
Hep yan yana ama asla bir araya gelemeyecek olan tren rayları…
Tozlar serpiyorum arada üstüne,
Bile bile kirletiyorum onları.
Geçmişin sert yüzünü örtmek için belki de…
Bazen de sadece anılara sığınmak geliyor içimden
İşte o zaman:
Önce, bir rüzgar oluyorum savuruyorum tozları,
Koca dağların arkasına gönderiyorum onları…
Kokuları iyot kokularına karışıyor,
Bütün dağlar iyot kokuyor…
Toz dumanı içinde kayboluyor geçmiş,
Bana bir tek o çok sevdiğim koku kalıyor…
Ben bir rüzgar oluyorum:
Fırtınalar kopuyor aklımın en tozlu yerinde,
Uğultular çınlıyor en eski sözlerimde…
Bir yağmur oluyorum sonra saatlerce yağıyorum,
Temizliyorum sözüm ona herşeyi.
İçimdeki bütün tren rayları sırılsıklam oluyor,
Rayların üstünden ne yapsam savuramadığım tozlar ise bir çamur…
Ve ben ne zaman yürüyüşe çıksam bu yolda,
Hep çamura batıyorum!
Ben bir yağmur oluyorum:
Bir şimşek çakıyor yüreğimde bir yerlerde,
Bir gök gürlüyor beynimin tam içinde,
Korkuyorum, üşüyorum, susuyorum…
Bu yolun kenarına istasyonlar diziyorum.
Tek tek kendi elimle bilerek ama
Kimisini isteyerek kimisini de istemeyerek…
Bir istasyonu küçük bir sahil kasabasına kuruyorum mesela,
Adını “ huzur” koyuyorum.
Diğerini gri bir kentte bırakıyorum,
Adına “ yorgun” diyorum.
Bir başkasını hayatımdan çekip giden insanlara adıyorum,
Ona “ aldanış” diye sesleniyorum.
Hayallerimi ” umut”, fikirlerimi ” özgürlük”,
Söyleyemediklerimi ”firar”, dört duvarlarımı ”yalnızlık”
İçimdeki o tek aşkı “ sonsuzluk” istasyonlarına taşıyorum…
Yani her bir istasyona bir parçamı bırakıyor,
Yağmurdan pas tutmuş o tren yolunda,
Ellerim cebimde,
Dudağımda bir ıslık,
Kulağımda bir çığlık,
Yüreğimde herşeye rağmen bir ışık!
Yürüyorum, düşüyorum, kalkıyorum, batıyorum, çıkıyorum…