- Kategori
- Felsefe
Tüketim mi, tükeniş mi?
Bir hız tutkunu olduk son yıllarda, herkes yarışın yarışan atleti… Bilinçli ya da varışın bilinçsizi. Tüketimde en hızlı olan makbul mesela internetin erişimi… Oysa düşünemez olduk sınırsız erişim paketlerine maddiyat sınırımız erişir mi, erişemez mi? Örnek mi? Televizyonlar; elli bir ekrandan yetmişe, seksen ikiye ışık hızında geçti sonra flat, hatta plazma veya lcd olmayanı seyir keyfi verdi mi… İnsan, yüz altı ve üzeri dev ekranlarda sanalın içine gerçekmiş gibi gömülmeliydi. Çamaşır makinesinin akıllı programlısı, bulaşık makinesinin üst sepet çalıştırıp sözüm ona elde yıkamaya son veren ekonomisti, buzdolabının mavi ışıklısı, a sınıfı enerji tüketeni vs. vs… derken unutulan, göz ardı edilense eskiden yeniye geçişin maliyeti…
Üretime göre tüketir olduk, tükettiklerimiz için üretilene talep denklemi kurmak yerine, son sürat tüketirken yorulduk, varlığın içinde yokluğa mum yakar olduk. Cepte entegre kameralı telefonlar, üstümüzde bilmem ne marka kıyafetler varken içimiz dışımız kadar kavrandı mı, ısındı mı? Nerede kaldı azla yetinip, ekmeğe soğanı katık yaparken yaşanan mutluluklar, zaman mı değişti, mekan mı? Tükettiklerimizin içinde mi tükendik ya da tükettik o insanı insan kılan vefamızı, vicdanımızı, duygularımızı…
Batı evvelden uyanıktı, doğuysa batının batırdığı güneşle yeniden uyandı, bizler uyanışların elindeki zavallı tüketenler, tükenenler hat ta tükenişler olarak kaldık. Mesela sı mı Ayşe Hanımın evinde ki Çin malı kare tabaklar Fatma Hanımın içinde kalmamalıydı… Aynısı güllüler özenti sayılsa da papatyalısı, yuvarlak demode tabaklarını attığı için modernliğe geçişin sahte şak şakşaklarla adı sayıldı…
Pekiyi durup ne zaman silkeleneceğiz, yaşananların ardında ki pencerenin kanadına ne zaman dokunabileceğiz ya da açabilecek miyiz ufkumuzu, aklımızı, mantığımızı o pencerenin ardındaki gerçeklere… İhtiyacımızı tüketmeyi ne zaman öğreneceğiz…
Emekleyen bebek yürüyor, zaman kum saatinden süzülen taneciklerden çok daha hızlı akıyor… Değer yargılarımızsa tüketim arzumuzun içinde eriyor, eriyor…Uyanışa geç kalınsa, uyananlar kış uykusuna baki yatardı… Kim bilir vatan evladının uyanışı hangi kışın sonunda gelen hangi yazda saklı… Kim bilir, kim bilebilir?