- Kategori
- Güncel
Türban ve Rusya

Meydan'dan
Türk TV lerinde yoğun bi şekilde sürüp giden ''Türban'' tartışmalarından bunalıp da sokağa çıktığımda Rus kızlarını görmek zıt düşüncelerin üşüşmesine sebep oluyor. ‘’Türkiye İran’a döner mi?’’ klişe sorusu bende ‘’Türkiye Rusya’ya döner mi?!’’ ye dönüşüyor. Kadın olsun erkek olsun Türklerin çoğunluğunun bu soruyu ‘’Allah esirgesin!’’ diye karşılayacağını tahmin edebiliyorum. Yine de ‘’ille hangisini tercih edersin?’’ diye sorarlarsa(!) Rusya’yı seçerim. Ama nerdeeeee! Koşullar ne yazık ki İran’ı işaret ediyor.
Kadının % 100 yaşamın içinde olduğu Rusya’yı, bir kadın olarak elbette tercih ediyorum. İran’da da kadın hayatın içinde olabilir, ama tamamen erkeğin gölgesinde ve onun izni kadar… bu aşikar. Ülkemizin bir kısım kadın nüfusu işte bu durumu tercih ediyor ve öyle yaşamak istiyor. ''-Kendi tercihidir!'' deyip, geçemiyoruz maalesef. Bu durumun bireysellikle sınırlı kalamayacağı ve çevrelerinde başka tür bir yaşam tarzına izin vermeyeceği de bilinen bir olgu.
Yine de tartışmaya sıra geldiğinde ‘’Başörtücü’’ kesim, hemen kişi hak ve özgürlüklerinden dem vurmaya başlıyor. Bu argümanın karşı taraf üzerinde etkili olacağını bildiği için böyle yapıyor. Karşı taraf (yani bizler) saf ve iyiniyetli; önce ‘’-haklılar’’ diye düşünüveriyoruz; sonra düşünmeyi ilerlettikçe niyeti bozuyoruz. İşin nereye varacağı gözümüzde canlanıyor. Bunun daima verilen örneklerine, ben de ilk bakışta pek normalmiş gibi görünen, ama bize hak verdiren birkaç örneği sıralayacağım:
Tesadüfen denk geldiğim bir yayında Petek Dinçöz, kendi salkımı yutarken(!) ele talkını veriyordu. Programına, artık ne içinse(!?), müracaat etmiş bir kadına akıllar veriyordu… ki kadın başındaki örtüyü bir anda çekip çıkardı ve isyanını haykırmaya başladı. Kaynanası başını açmasını istemiyor hatta bunun için şiddet uyguluyormuş. Petek de kadını çok abes buldu, hatta hemen başını geri örtmesini söyledi. Bu müstehcen (!) davranış (meğer hakkaten müstehcen miş, ben ironi yaptığımı sanıyordum, bir akp 'li dün bunun ne anlama geldiğini ifşa ediverdi ya!) hemen örtbas edildi. Mesaj verildi böylece…
Denk geldikçe izlediğim başka bir tv programı ise mahkeme rolünde, toplumsal konuları irdeliyor. Rus kadını-Türk erkeği ilişkileri en sevilen irdeleme konularından biri. Her şey konuşuluyor burada… Bizim kadınımızın evlenince kendini saldığından başlanıyor, Rus kadınlarının erkeğe erkekliğini(!) hissettirdiğinden çıkılıyor. Övme de yerme de bu unsurlar üzerinden yapılıyor. Rus’u övmeye başlayan da bu söylemi kullanıyor, yerecek olan da…. Her iki tarafın işine gelen bu argümanlar hiç değişmiyor. Bu arada, sıra bir türlü Türkiye’deki ‘’namus kavramı’’nın kadınlar üzerindeki baskısına gelemiyor. Ne kadın, ne erkek lafı bir türlü buraya bağlayamıyor. Rus kadını güzelliği bir etmense, diğer önemli püf noktası bizdeki namus anlayışı…
Bilinen belli kalıplarda yetişen bizim kadınımız, erkeğe erkekliğini hissettirme kavramından fersah fersah uzakta bir kere (ayrıca neden tersi söz konusu edilmiyorsa?!) Evinde saçını süpürge ederek, her koşulda tek erkeğe bağlılığını bozmadan hayatını geçirme idealinden başka ne ile yetişiyor ki? Kızlarını bilhassa bu anlayışla yetiştiren toplum, karşısına tam zıt bir sosyal olgu çıktığında ne ilginçtir, hemen kendi kızlarını suçlamaya başlıyor. Yok kendine bakmazmış, yok şişmanlarmış, yok dırdır edermiş…! filan. Ben de Rus kızlarını beğenenlere hak veriyor ve bizimkilerin de onlar gibi olmasını istiyorum.
Ayrıca insanları tanıştırıp evlendiren bir programın ise müptelası olduk, bizi çok eğlendiriyor; ama asıl sosyologların incelemesinde sonsuz faydalar görüyorum. Toplum yapımızı açık ve seçik ortaya koyan bu programda bu güne kadar, evlenmek isteyen hiç kimse, karşısındakinden başını açmasını istemedi; ama, başını kapattığı takdirde evleneceğini beyan etmek çok normal karşılanıyor. Buna da itiraz eden hiç çıkmıyor.
Toplumda içselleştirilen bu kabul, bizi rahatsız eden en önemli olgu işte… Ben dansöz kılığına sokulmuş bir çocuktan da aşırı rahatsız oluyorum, başı sıkı sıkıya örtülmüşünden de… ve hiç de öyle az değiller ne yazık ki… İşte tam bu noktada itiraz şu: Aileler insan hakları gereği çocuklarını nasıl isterlerse öyle yetiştirmeliymişler. Öyleyse kimisi de çıksın ‘’-Ben islamiyet öncesindeki gibi kız çocuğumu gömerim istersem de’’ desin. Bu olacak şey mi!
Ama tabii şunu demek istiyorlar, ki diyorlar da:
‘’-Kızımı başı açık yetiştirirsem, bu da bir siyasi tercih olacaktır, ben kapalısını tercih ediyorum.’’
Bu söylemin varacağı yer bence tam manasıyla şudur:
''Mesele, kişi hak ve özgürlükleri değil, yaşam tarzı dayatmasıdır. ''
Çocuk kapanmayı kendisi seçemeyeceğine göre… Kadını ve erkeğiyle bu aile kendi yaşam görüşüne uygun hayatı seçiyor ve dayatıyor. Bunun için gereken ne? Sadece kadınların başını örtmesi yeter mi? Hayır etrafında başı açık kadın görmek de O’nun imanını bozuyor. Öyleyse ne yapacağız?! Beyefendi kendi görüşüne uygun yaşayabilsin diye hep beraber kapanacağız. İş yerleri buna uygun olacak. Taşıtlar buna göre tanzim edilecek. Bilinen şeyler…
Gel de Rusya’yı seçme!