​ Türbanı karantinaya almak / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '07

 
Kategori
Güncel
 

Türbanı karantinaya almak

Türbanı karantinaya almak
 

Türban takmak bir tercih midir? Benim duruş noktamdan bir tercihtir. Ancak bana göre doğru bir tercih olduğu anlamına gelmez elbette. Hatta samimi şekilde fikrimi söyleyecek olursam kötü bir tercih olduğunu ifade etmem lazım. Ancak benim o tercihi bu şekilde değerlendirmem, yine de onun bir tercih olduğu gerçeğini değiştirmez. Elbette bana göre.

Peki, birde türban takanın durduğu noktadan bakmaya çalışalım. Türban takan için türban takmak bir tercih midir? Görünüşte bir tercih olsa da, temelinde epey bir miktar zorunluluğun olduğunu söyleyebiliriz. Burada elbette iki yönlü bir zorunluluk mevcut; İlki inancın yarattığı bir zorunluluktur. İnanç mukayeseye, sorgulamaya, aklı devreye sokmaya müsaade etmediği için kuralları emir niteliğindedir ve inananın çokta fazla tercihte bulunma şansı yoktur. İkinci zorunluluk noktası ise, inanç gruplarının içerisinde oluşan ve inancın yapısından kaynaklanan sert disiplindir.

Yani benim açımdan tercih olan bir uygulama büyük olasılıkla uygulamanın sahibi tarafından bir tercihten çok bir zorunluluk olarak algılanıyor. Hatta daha da kötüsü, inançlı kişi bunu, yalnızca kendisine ait bir zorunluluk olarak görmez ve kendi çevresi içinde bu zorunluluğun var olmasını talep eder. Bunun adı da "mahalle baskısıdır" ve din adına söylenen tüm hoşgörü ifadelerine karşın, gerçek yaşamda toplum içinde elle tutulmayan bir baskı oluşur.

Olaya bu açıdan baktığımızda – ki büyük bir kesim tarafından bu açıdan bakılıyor zaten– türban kullanımı kendi bulunduğumuz noktadan da tercih olarak değerlendirmek hata olabilir. Çünkü tercih dediğimiz şey, kişinin kendi bilinci, zihinsel tartısı, kültürel birikimi, hayat tarzı, ekonomik ve sosyal altyapısı, eğitim düzeyi vs ile iki veya daha fazla, hatta bazen sınırsız seçenek arasında birisini yeğlemesidir. Ve bu yeğ tutma işlemi sabit değildir. Hayatın dalgalı akışı içerisinde her zaman konum değiştirebilir.

Tercih ancak demokrat bir ortamda var olabilir. Çünkü insanın kendi kaderini tayin hakkı vardır. Ancak kurallar tercihe yer bırakmaz ve kişi kendi bilinci ile karar veremez. Bu anlamıyla bir zorunluluğun ifadesidir ve kuralların hayatın her alanına el attığı düzenlere de totalitarizm denir.

Bende kişisel olarak, toplumda dini inançların yaygınlaşmasını, ama daha çok dinsel kuralların bireysel tercih noktasından, genel siyasal sisteme sıçramasını bir tehdit olarak algılarım. Ancak toplumda türban kullanımının artmasının bu konuda tek başına bir belirti olmayacağını düşünürüm. Bugün değinmek istediğim nokta bu değil. “Türban takma eğilimi dinsel bir totaliter rejimin belirtisi midir, değil midir?” tartışmasına hiç girmeden ve şu an toplumda yaygın olan korkunun gerçek olduğunu üzerinden hareket etmek istiyorum. Bugün demokrat bir sistemin, dindar insanlara ve dinsel totalitarizmden gelen tehdide dair takındığı ve takınacağı tavrı incelemek istiyorum.

Demokrasinin düşmanı olan totaliter eğilimlerin panzehiri yine demokrasi midir yoksa totaliter eğilimlere anladığı dilden mi yanıt verilmelidir? Yasaklar sistemi kurmak isteyen bir anlayışa karşı yeni yasaklar geliştirmek kimin işine yarar?

Örneğin türbanı “kamu alanı” olarak tanımladığınız alana sokmamaya çalışmak, ileride iktidarı eline geçirmesi durumunda muhafazakâr kesimin kendi adlarına yeni yasaklar koymasını meşru kılmaktan başka bir işe yarar mı? Ya da yasakları arttırmanız, korumak istediğiniz sistemi demokrasi olmaktan çıkarıp başka türlü bir totaliter rejim haline getirmez mi?

Totaliter rejimlerin panzehirinin demokrasi ve özgürlük olduğu fikri liberal bir anlayıştır. Bunun aksi yönde, yani totaliter eğilimlere onun kendi mantığı ile yanıt vermek ise daha fazla tutucu, statükocu, kapalı sistemler yaratır. Bu da zamanla demokrasiyi bir olasılık olmaktan çıkarır. Örneğin üniversitelerde türban yasağı ve bu konunun sürekli gündemde olmasının kimin işine yaradığı her seçim döneminde bir kez daha ortaya çıkmıyor mu? Yani yasak sistemi ne yazık ki, demokrasiyi değil, totaliter eğilimleri besliyor.

Demokrat olmak birazda aptalca davranmaktır. Yani demokrasi bir nebze de, karşı gücün gizli planlarını görmezden gelen, onun sizi kandırmak için giriştiği işleri bilmezden gelen, kendine güvenli, babacan, hoşgörülü, geniş yürekli, sakin, soğukkanlı ama beraberinde uyanık, kurnaz, olgun ve işbilir bir sistemdir. Bu yapısıyla da her sorunu kendi bünyesi içinde çözme becerisi gösterir. Her an paniğe girip savunma kalkanlarını devreye sokmak demokrasinin hareket tarzı değildir. Elbette tüm bu davranış kalıplarının gelişmesi için demokrasinin gelişmiş bir sosyo-ekonomik taban üzerinde yükselmesi gerektiği söylenebilir. Ancak ülkemizin bu noktada olmadığını söylemek, en başta 80 yılı deviren Cumhuriyetimize ve dünyanın en büyük ekonomik hacime ulaşanlar listesinde ilk 20 içinde yer alan iktisadi yapımıza hakaret olmaz mı?

Tüm bu gerçekler göz ardı edilerek, toplumda laikliği savunan kesimlerin, türban takanlara bakışının, artık objektiflik ve demokratlık sınırının dışına çıkmaya başladığı kesin. Uzun bir süreden beridir türban takanları vebalı olarak görme eğilimi yaygınlaşmıştı ve karantina önlemleri talep edildi, yaşama geçirildi. Ve devlet gibi virüsü toplumun en küçük birimlerine bile bulaştırma yeteneği olduğu varsayılan bir mekanizma, sürekli olarak bu virüse karşı steril tutulmaya çalışıldı. Oysaki ne yazık ki, toplum bilimin kuralları ile biyoloji biliminin kuralları birbirine uyum sağlamıyor. Belki bir virüsü toplumdan uzak tutarak bir fayda üretebilirsiniz. Ancak toplumsal sistemde bir arıza olması durumunda onun çözümü arızalı kısmı toplumdan yalıtmak değil, tam aksine arızalı kısmı toplumun geneli ile iletişim halinde tutabilmektir.

Totaliter anlayışlar kapalı mekanizmaların tek yönlü gelişen ideolojik beslemeleri ile kendini büyütür. Oysaki toplumun farklı yapısıyla temas eden her akım değişime, uyuma, törpülenmeye açıktır. Bu nedenle türbanlı bir bayanın değişiminin önünü açmanın yolu onun üniversitenin özgürlük ortamında var olmasını sağlamakken, onu üniversite kapısının önünde siyasetçilerin oyuncağı haline getirmek, değişmemesini garanti etmenin en kısa yoludur.

Adı laik düzenimizin oldukça uzun bir zamandır kendi cellâdını kendi eliyle beslediğini umarım anlamaya başlamışızdır.

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..