​ Türk; Öğün! Çalış! Güven!… / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '10

 
Kategori
Güncel
 

Türk; Öğün! Çalış! Güven!…

Türk; Öğün! Çalış! Güven!…
 

İnsan, doğası itibari ile hep kendinde olmayanı ister. Davranışlar, düşünceler, bilinçli veya bilinçsiz hep aynı istikameti işaret eder. Örneğin, yaşamaktan mutlu olduğu bir evi olan insan kendisi için yeni bir evi pek düşünmez. Farklı amaçlarla düşünse bile öncelik sırasında gerilerde kalır.

Çocuğunun okuması için en çok arzu duyan ve çocuğunu destekleyen aile, kendisi yeterince okuyamadığı için eksiklik hisseden ailedir. Özellikle sevdiklerimizle yaptığımız konuşmaları kayda alıp daha sonra önyargısız ve tarafsız bir gözle incelediğimizde, gerek bir konu hakkında görüş bildirirken, gerekse çareler üretirken kendi eksikliklerimizden duyduğumuz bilinçaltı rahatsızlıklarımız istem dışı ortaya çıkar. Eğer aşırı otokontrol altında konuşmuyorsak veya biraz sinirlenerek kontrolümüzü kaybedersek, bilinçaltında saklı olan rahatsızlıklarımız daha çok belirgin olarak ortaya çıkar.

“Ben sinirden ne söylediğimi biliyor muyum” özrü, aslında gerçek olandan kendimizin de haberdar olmadığımızın bir göstergesidir. Veya haberdarızdır da, kontrolü kaybedip gerçek yüzümüzü gösterdiğimiz için özür dileriz.

Büyük Atatürk, Türk; Öğün, çalış, güven. Cümlesini bu tür duygular içinde söylemiştir. Bazılarının çarpıtarak bir iltifat cümlesi haline getirdiği bu cümlenin anlamı çok farklıdır.

“Öğün!”

Gerçek tarihimizi(*) biraz inceleyenler görecektir ki, özellikle Osmanlı’nın son iki yüz yılında “Türk” sözcüğü, dış güçler ve yerli işbirlikçileri sayesinde gözden düşürülmüş, adata utanılacak bir söz, bir küfür gibi algılanmaya başlamıştı. Sözde aydınlar, Türklüğünü inkâr edip, “ben Osmanlıyım” demeye başlamıştı. Dış devletlerin baskısı ile Osmanlı ülkesinde her türlü azınlık itibar sahibi yapılmış, Türkler küçük görülür olmuştu. Bu aşağılamalar, birçok gerçek Türk aydını gibi Mustafa Kemal’i de çok rahatsız etmiş ve Cumhuriyet’i kurduğunda hemen her platformda yurttaşlara Türk olmakla öğünmelerini telkin etmiştir. “Ne mutlu Türk’üm diyene” cümlesi güzel bir örnektir.

“Çalış!”

Osmanlı’nın özellikle son iki yüz yılı yıkım olan savaşlarla geçti. Ordunun tamamına yakınının Türk erkeklerinden oluştuğu düşünülürse, özellikle bu dönemde Türk erkeğinin savaşmak, iki savaş arası dinlenmek dışında pek bir işle uğraşmadığı görülür. Kadınlarımız ise tarlada çalışarak bu açığı kapatmışlardır. Anadolu’da her türlü faaliyet azınlıklar tarafından yürütülmekteydi. Tabii bir de onların gönülden işbirliği yaptıkları yabancılar tarafından. Atatürk’ün verdiği “çalış” emri, her konuda süratle kendini yetiştir, anlamındadır.

“Güven!”

Burada bahsedilen “güven” yüzyıllardır güvendiğin ve başına kar yağdıran odak ve kişilere güven anlamında değildir. Kendine ve kendin gibi canla başla çalışan insanlara güven. Seni ortaçağ karanlığına mahkûm eden zihniyeti çalışman, çağdaşlaşman sayesinde bir daha hortlatmayacağına güven anlamında idi.

Peki, biz Ata’mızın bu vasiyetini ne kadar yerine getirdik?

(*): Okullarda öğretilen tarih gerçekleri objektif yansıtmıyor.

25/01/2010

 
Toplam blog
: 1508
: 1688
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..