​ Türk tarihi islamiyetin kabulü ile başlamaz, öncesindeki Şamanik dönem aysbergin büyüklüğü, altıdır. / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Haziran '09

 
Kategori
Tarih
 

Türk tarihi islamiyetin kabulü ile başlamaz, öncesindeki Şamanik dönem aysbergin büyüklüğü, altıdır.

Türk tarihi islamiyetin kabulü ile başlamaz, öncesindeki Şamanik dönem aysbergin büyüklüğü, altıdır.
 

Yüzlerce yıllık bir tarihten geçmişten vazgeçip 85 yıllık bir sığlıkta kalmışız.


Bugün, Türk tarihinin Şamanik, özgür dönemi unutturulmak, tarihimizden çıkarılmak isteniyor. Türkler, Arapların baskıcı, vahşi, bozguncu Arap müslümanlığını kendi şamanik inançları, ritüelleri ile harman ederek hoşgörü esaslı adı müslümanlık ama Arap müslümanlığı ile pek aynı olmayan Anadolu Müslümanlığı haline, kabul edilebilir hale getirdiler. Araplaşma işte müslümanlıkla savaş halindedir.

Sonuçlara odaklı bir yönümüz var. Bugün bunu genişçe ele alacağım. Kurucunun ölümünden sonra Cumhuriyet kadroları, büyük bir tembellikle kıçlarının üzerinde, bir kısmı da sırça köşklerde gününü gün etmiş. Bunların önemli kısmı da eli biraz kalem tutanlar, modern Türkiye Cumhuriyetinin tarihini 1923 yılı ile başlatmışlar.

Bunun ne denli büyük aymazlık olduğunu bugünkü sonuçlardan anlıyoruz. Çanakkale savaşları dahil, Osmanlı Devletinin bütün dönemlerini Araplaşmacılara, cumhuriyet düşmanlarına ve başkalarına bırakmışlar, terketmişler yani.

Amerika 200 yıllık tarihinden olağanüstü imajlar çıkarırken sen yüzlerce yıllık tarihini tu kaka etmişsin. Bu dönem, çoğunlukla çarpıtılarak bugünkü "Araplaşma" nın motoru olmuş, bir tarihten geçmişten vazgeçip 85 yıllık bir sığlıkta kalmışız.

Kurucu, onca problemin arasında cumhuriyetin sadece gerekli ve zorunlu kurumlarını kurmakla kalmamış, cumhuriyete zemin teşkil etmesi gereken tarihi, kültürel, ekonomik vb kurumlarını da özenle, çoğunu da kendi elleriyle kurmuş. Bunu yapmasının amacı, tarihini bilmeyen, incelemeyen bir toplumun geleceğinin de olamayacağı yönündeki düşüncesidir.

Bugün, cumhuriyetçi ve Atatürkçü olduğunu düşünen insanların önemli bir kısmı için Osmanlıdan bahis açılması ihanetle, cumhuriyet düşmanlığıyla eşdeğerdir. Bunu hazırlayan zemin de yukarıda anlatmaya çalıştığım dönemin çarpık, tembel bürokrasi anlayışı ve resmi görüş anlayışıdır.

Osmanlı, gerçekte Arap Müslümanlığının, Arapların, Araplaşmanın ana hedefindedir ve düşmanıdır. Bir süre öncesine kadar en azından öyleydi. Bunun nedenini Osmanlının iktidarı sürdürüş biçiminde aramak lazım. Osmanlı, yönetim sisteminin adı şeriat olmasına karşın bugünkü Arap şeriatıyla uzaktan yakından bir benzerliği yoktu. Şekilsel uygulamalardan söz etmiyorum. Örneğin hukuk sistemi kadıların elindeydi, yürüttükleri hükümler şeriat olarak adlandırılsa bile o dönemde bile kendi özgünlüğünü koruyordu.

Asıl fark da padişahın iktidarı sürdürüşündeydi. Bu biçim aslında modern cumhuriyetin bugünkü laiklik biçimine çok uygundu, belki de bugünkü laiklik uygulamalarının o günkü versiyonuydu. İktidar, padişah tarafından kayıtsız şartsız yürütüldüğü için bir molla idaresi gibi değildi. Sonradan padişahın halifelik almasını da iktidarına dinsel kadroları dahil etmeden doğrudan en üst makam olma isteğinin tezahürüydü.

Bu gerçekler aslında Osmanlı’nın bugünkü laik yönetimin temelleri de olmak üzere modern Türkiye Cumhuriyetinin zeminini, temelini teşkil etmiştir. Dinin devlet işlerine bulaştırılmaması, gelişmenin motorlarından biri olarak ele alınması modern cumhuriyetle birlikte ortaya çıkan bir şey değildi yani.

Bu yönüyle bugüne kadar Osmanlı düşmanı olmuş topyekun Araplar ve onların Türkiye’deki uzantıları, modern cumhuriyetin bu sahiplenmemesini fırsat bilerek Osmanlı tarihini başka bir gerçekliğe taşımayı, projelendirmişler ve uygulamaya sokmuşlardır. Bu durum bugün burnumuzun dibine kadar Çanakkale Savaşlarına kadar gelmiştir. Bir din savaşı olmayan bu savaşların ulusal zemini Araplaşmış düşünce geleneği tarafından hurafelere, yeşil sarıklılar,ü görünmeyen kahramanlar zeminine kaydırılmıştır.

Daha geçmişe dönük olarak da, Osmanlı döneminin olduğundan farklı bir şeriat yönetimi olduğu gerçekliği yaratılmaya, smilasyonu yapılmaya başlanmıştır. Osmanlı, şekilsel benzerlikler gösterse de bir din yönetimi değildir. O dönemin özelliklerine uygun, laik bir yönetimdir.

Bunun günümüz açısından önemi şudur. Araplaşma, birkaç koldan modern Cumhuriyetle hesaplaşmasını sürdürürken, modern cumhuriyet köksüz bir ağaç gibi bırakılmış, derinlerde olmadığı hissi yaratılmıştır. Bugün artık siyasi bir harekete dönüşmüş bir cemaat, modern cumhuriyetin bütün varlık, düşünce, anlayış ve tarihini yok edecek komple bir mücadelenin içine girmiştir.

Bu oyuna modern cumhuriyet adına düşenler, kendilerini keskin Atatürkçü olarak görenlerden başkası değildir. Yeniden bir değerlendirme, bugün ve geçmişin tüm değerlerine sahip çıkma zamanıdır. Osmanlılıkla gurur duyma, tarihimizi yeniden anlama, cumhuriyeti geçmişiyle barıştırarak köklerine kavuşturma zamanıdır.

 
Toplam blog
: 202
: 994
Kayıt tarihi
: 29.06.07
 
 

Sosyal medya danışmanı, grafik tasarımcı.  ..