Türkçe tartışmalarına bir katkı / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Türkçe tartışmalarına bir katkı

Türkçe tartışmalarına bir katkı
 

Türkçe ile ilgili tartışmalar alevlendi bu günlerde. Dedi mi demedi mi bir muamma da olsa Kenan DOĞULU’ nun Türkçe savunucularından geri kafalı diye söz ettiğinin iddia edilmesi ve ardından Can DÜNDAR’ ın bu konuya dair yazısı gündemin bir maddesini oluşturuverdi.

İyi de oldu aslında. İş çığırından çıkmaya başlamıştı. Bu tartışma geri döndürür mü gidişatı bilinmez ama akıntının yönünü hatırlatır en azından.

Mevcut tartışma içerisinde bile öyle belirgin durumlar var ki Türkçe’nin düştüğü hali anlatacak, başka şeyler söylemeden önce bunları yazmak geliyor içimden.

Türkçe’nin elden gitmesine gönlü razı olmuyor Can DÜNDAR’ın ama artık öyle bir yerleşmiş ki dilimize, bizzat kendisi bu konuyla ilgili yaptığı televizyon programında kurumunun adını, “entivi” diye telaffuz ediveriyor. Sonraki dakikalarda bir İngilizce sözcüğün yerleşmiş ve markalaşmış kısaltması da olsa M, S, N harflerini “emesen” olarak söylüyor.

Niyetim Can DÜNDAR’ı eleştirmek ya da “bak seni de yakaladım” gibi bir ucuzluk peşinde olmak değil. Tam aksine işin boyutlarını anlatmaya çalışıyorum. Türkçe için çırpınan birinin dahi kendini bu gidişattan alıkoymaya dayanmasının zorluğu, burada anlatmak istediğim.

Yine aynı programa telefonla katılan Kenan DOĞULU, Türkçe kullanmaktaki istek, ısrar ve maharetinden dem vurduğu konuşmasının içinde, Eurovision izleyicilerinin söze takılmadan müziğe odaklanmalarını istediği için İngilizce’yi tercih ettiğini anlatırken “fokuslanmak” diye bir laf ediyor.

Zaten düzenli okuma alışkanlığı olmayan ve birkaç yüz kelime ile idare eden bizler, dağarcığımızda mevcut sınırlı sayıdaki kelimelerin de bir kısmını, kökünü İngilizce ekini Türkçe yaparak kullanmaya devam edersek bir nesil sonra nece konuşuruz artık Allah bilir.

Bir çoğumuz, en iyi bilebileceğimiz kendimizi dahi ard arda düzgün ve anlamlı on cümle ile anlatabilmek konusunda yetersiz bir durumdayız. Üniversite öğrencilerinin çoğu için sınavlarda hazır bir metne dayanmayan yorum soruları büyük bir kabus. Yazıktır ki, bir çok üniversite öğrencisi veya mezunu, ehliyetli olduğu dalda dahi birkaç sayfalık bir metni düzgünce yazmakta zorlanıyor. Büyük bir ifade güçlüğü yaşayan geniş kitleler, meramını doğru anlatamadığı ya da yeterince anlaşılamadığı için itiş kakış içinde yaşıyor. Bağıra çağıra anlaşmaya çalışıyor.

Dilimizi bilmeyen bir yabancıya bir şeyler anlatmaya veya bir yeri tarif etmeye çalışan birini gözlediniz mi hiç? Çok garip bir refleks olsa gerek, ne söylendiğini anlamadığından boş gözlerle kendisine bakan yabancıya bir şeyler anlatmaya çalışan kişinin sesi, kendiliğinden yükseliyor ve bu şekilde yüksek sesle söylendiğinde bilmediği bir dilde söylenenleri anlayacak sanıyor.

Belki de bunca hır gür, bağırma çağırma, kavga gürültü de bu yüzden çıkıyor her gün yolda sokakta. Kendimizi ifade edemeyince, karşımızdaki insana anlatamayınca derdimizi, önce bağırmaya başlıyoruz. Ardından da saldırıya geçiyoruz. Çünkü biri birimizi anlamıyoruz. Anlaşamıyoruz.

Yeniden dildeki etkileşime dönecek olursak, bu tek yanlı etkileşime karşı dilimizi korumak zorundayız. Dünya vatandaşı olmak, küreselleşmek gibi içi boş kavramların peşine takılıp kimliğimizin temel unsurlarından birini elden çıkarmamak gerek.

Sorun sadece Türkçe’nin sorunu değil elbette. Bir çok di, kendini İngilizce’nin etkilerinden kurtarmak için çareler aramakta. Fransızların, Almanların çok ciddi çabaları var bunun için. Ayrıca etkileşimin olmaması da mümkün değil. Türkiye gibi yoğun hareketli bir coğrafyanın üzerinde yer almak, etkileşim için zaten yeterli bir sebep. Ama sorun şu ki, böylesine kuşatmacı ve tek yanlı etkileşime savunmasız ne kadar dayanacak dilimiz belli değil.

Yasaklarla, polisiye tedbirlerle dili korumak olacak iş değil. Yapılması gereken şey, -belki kısa vadede mümkün değil ama- uzun vadede insanımızı okur ve hatta yazar hale getirmek.

Geçmişte mercimek stoklarını eritebilmek için dahi uzun süreli tanıtım kampanyaları düzenleyebilmiş bu ülkenin, okuma bilincini yerleştirecek, etkin bir okuma kampanyasına dair parlak fikirler üretmesi çok zor olmasa gerek.

 
Toplam blog
: 88
: 912
Kayıt tarihi
: 26.07.06
 
 

1969 yılında Tarsus'ta doğdum. İktisat Fakültesi ve Su Ürünleri Fakültesi mezunuyum. Amatör olara..