- Kategori
- Blog
Türkçeye yanlış yapan babam olsa tanımam!

Gelin, damadı tanımazken.
Adresim aynı, sokağım aynı seninle.
Kuralsız Türkçenden, biraz da ben suçluyum o nedenle.
MB de 4 grup yazar var.
1) “Şiirde, serbest vezin, yazıda serbest yazın yazarım, Türkçenin Kurallarıyla kendimi fazla üzemem, fazla eleştiriye, hiç gelemem.” diyenler.
2) Bunları yazıyla ya da yorumla eleştirip duranlar.
3) Bunları eleştirip duranları, eleştirip duranlar.
4) Suya, sabuna dokunmayanlar.
Bu 4 gruptan birine dahil olmayanımız, yoktur.
Örneğin ben: 2. gruptanım.
Şimdi, “Bu grupların arasındaki prosedür; nasıl işler?” ona bir bakalım.
İlk gruptaki arkadaşlar kendi hallerinde, e-günlük tadında yazıp dururlarken;
biz 2 gruptakiler bu fazlaca “geniş” stile sinirlenip, yazının içeriğine bakmadan, yalnızca şekil hakkında, yerli, yersiz “Türkçe elden gidiyor.” tarzı yorumlar yaparız ki; bir yazarı en çok kızdıran şey de; budur. İçeriğin değil, şeklin yorumlanması. Tabii arada bir de yazı döşeniriz Türkçenin doğru kullanılmasının, öneminden dem vuran.
En ilginci ise, 3. gruptaki arkadaşların davranış biçimidir.
Belirli aralıklarla içlerinden birisi çıkar ve
“Bazı arkadaşların blogda jandarmalığa soyunma çabaları son günlerde iyice artarak, dayanılmaz bir boyut aldı, hatta sıktı. MB’nin kuralları var, Editoryası var. Bırakın insanlar, istedikleri gibi yazsınlar ya!”derler.
Jandarma yerine, zabıta, müfettiş gibi nitelendirmelerin de yapıldığı görülmüşse de, burada asıl ilginç olan, bu çıkışı her seferinde bir başkasının yapmasıdır.
Yazmadan önce zahmet edip araştırmadıkları için; bu durumu ilk kendilerinin fark ettiklerini sanırlar.
Yahu, sayın yazarım!
Bu durum seninle ve son günlerle sınırlı değil ki.
MB kurulduğundan beri var, bizim gibiler ve de bizlerden hoşlanmayan, sizin gibiler.
E hisleriniz karşılıksız da değil, hani.
Şimdi bakınız, 3. gruptaki sayın yazar arkadaşlarım.
Hani 1. gruptaki arkadaşlar, Türkçenin Kuralları hak getire, özgürce yazıyorlar da, siz de “yazarlarsa yazsınlar sana ne?” diyorsunuz ya.
Asıl sana ne?
Ve de; nasıl sana ne?
Burası kendi web sitemiz değil, ortak kullandığımız bir alan.
Biz meşhur olmuş, marka olmuş yazarlar da değiliz ki, herkesin yazdığı kendine olsun.
Yazılanların toplamı belirliyor MB’ nin kalitesini ve doğru da, yanlış da MB üzerinden hepimize yazılıyor.
Yani başta da söylediğim gibi; adresimiz de(Milliyet), sokağımız da(Milliyet Blog) aynı.
1. gruptaki arkadaşlara gelince.
Hadi beni düşünmüyorsunuz, kendinizi de mi düşünmüyorsunuz?
Anlatmak istediğinizi anlatamıyorsunuz ki, Türkçenin Kurallarına uymayınca.
O kuralların var oluş sebebi, kendimizi daha iyi anlatmamız değil mi?
Diyelim kendinizi de düşünmüyorsunuz.
Bari çocuklarımızı düşünün.
Ülkemizin çocuklarını, herhangi bir yolla, yazılarımızı okuyan çocukları.
Türkçeyi öyle bir şey sanacaklar.
Geçende bir arkadaş feryat ediyordu blogunda.
Yeni gelenlerden biri, acayip bir dille yazıyor diye.
Gittim baktım; gerçekten acayip.
Gelirken “y” harfini getirmeyi unutmuş olacak ki; “ediosun, bölece gidiosun” şeklinde yazıyor.
Ne yapsaydım yani?
“Bana ne” mi deseydim? ya da,
“Zaten, fazlaydı 29 harf, ne iyi etmişsin de, y’ yi atmışsın, eline sağlık.” mı deseydim?
Ben başka bir yol tercih ettim:
“Siz yanlış anlamışsınız sanırım, biz burada Türkçe kullanıyoruz.” dedim.
Dükkanı kapatıp, gitti arkadaş.
O gitti de, onun gibilerden daha bir sürü var.
Gitmiyorlar.
Hani “Editorya var” dı.
Hani “Bana mı düştü?” ydü
Hamdolsun Editoryaya, var olmasına var da; bu Türkçemsiler, yine var.
Demek ki; yetişemiyor adamlar.
Öte yandan, bu arkadaşların cesaretlerine de, hayranım doğrusu.
İnsanda okumadan, bu kadar yazma isteği olsun, inanılır gibi değil.
Öyle ya; “öyle” yi, “öğle” ya da “öle” diye yazan insan, gördüğünü değil,
duyduğunu yazıyor demektir.
Aslında daha kelime yazımında anlaşamadığımız arkadaşa,
İmla Kurallarından bahsetmenin de pek anlamı yok ya.
Nerede kaldı, yetkin ve özgün anlatım biçimi?
Ama şunu da, söylemek lazım.
Hele bir dol be güzel kardeşim, dol ki; boşalacak bir şeylerin olsun.
Ha, “Türkçenin iyisini, yazmaya da, okumaya da niyetim yok.”
“Beni hayat dolduruyor, bir an önce yazmam gerek “ diyorsan;
olumsuz eleştiriye de katlanacaksın çaresiz.
Evet, hiçbirimiz, yüzde yüz hakim değiliz dilimize.
Ama bu durum; kimsenin birbirini ellememesini gerektirmez.
Eleştireceğiz, eleştirileceğiz, düzeleceğiz.
Sonra kimler Türkçe hakkında eleştiri almış ve saygıyla karşılamamış da,
sen de karşılamayacaksın?
MB’ de yazıp da, kitabı çıkan 4 kişi var benim bildiğim.
“Solohan”, “Homeros”, “Akdenizli” ve “Sema ÇÜRÜK”.
Sema Hanım’ı eleştirmiştim bir yazısındaki kural hatası yüzünden, teşekkür etti.
Sayın “Homeros” un kitabıyla ilgili yazısına, bir sürü kusur buldum, teşekkür etti.
Daha geçenlerde Akdenizliye; “sinirlenince, yazının teknik kalitesi düşmüş” dedim,
“saygıyla karşılarım” dedi.
Adamlar yazar, yazar.
Kitapları çıkmış ve saygıyla karşılıyorlar.
Senin kitabın çıktı mı, yok.
E-günlük çıkarıyorsun ve saygıyla karşılamıyorsun.
Kapa gitsin öyleyse yazılarını yoruma.
Ama olumlu eleştirilerde gelmez o zaman değil mi?
Yorum seç o halde.
Beğenmediklerini sil ki zaten genellikle öyle yapıyorsun.
E niye o zaman bu tantana?
Çok mu zor, silmenin “X” işaretini tıklamak.
Sevgili 3. grup arkadaşlarım.
Hala ikna olmadıysanız, yapacak bir şey yok.
Kızacak bir şey de yok.
Sonuçta, hepimiz eleştiri hakkımızı kullanıyoruz.
Benimkisi eleştiri de, sizin ki gazoz ağacımı?
O nedenle ben eleştirmeye devam edeceğim “Türkçeye yanlış yapanlar”ı.
Siz de onları eleştirenleri eleştirmeye, devam ediniz.
Son olarak; “Herkes mutlaka bu gruplardan birine dahildir.” derken,
aynı anda, 1 den fazla gruba dahil olamaz diye bir şey, söylemedim.
Anlayan, anlamıştır.