​ Türkiye, Suriye'nin celladı oldu... / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '12

 
Kategori
Siyaset
 

Türkiye, Suriye'nin celladı oldu...

Türkiye, Suriye'nin celladı oldu...
 

Davutoğlu'nun evdeki hesabı BMGK'ne uymadı...!


Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu  büyük umutlarla gittiği New York'taki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden  (BMGK)  eli boş döndü.  Davutoğlu'nun Suriye'nin kuzeyinde / Türkiye'nin güney sınırında istediği "tampon bölge" oluşturmasına Konsey izin vermedi.

Davutoğlu, konseyin daimi üyelerinden ABD, Rusya ve Çin’in dışişleri bakanlarının katılmadığı 15 üyeli konseyin toplantısına sadece 5 ülkenin dışişleri bakanı düzeyinde katılmasına da sitem ederek konseye 5 maddelik bir önerge sundu:

1 - Güvenlik Konseyi komşu ülkelerdeki sığınma kamplarını ziyaret etmeli

2 - Güvenlik Konseyi’nin şehir merkezlerine yapılan havadan bombardımanı sonlandırmak için birleşik hareket etmesi

3 - Odak noktası Suriye içinde yerlerinden ve evlerinden edilen insanlar olmalı

4 - Bütün bu adımlara rağmen Suriyeliler hala güvenlikleri için kaçmak zorunda kalırlarsa, o zaman Suriyede yerlerinden edilmiş insanlar uluslararası alanda kabul edilmeli ve özümsenmeli

5  - Mülteci konusuyla ilgilenmek için BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve komşu ülkelerden oluşan ortak bir komite kurulmalı.

Bu maddelerden de anlaşılıyor ki, Türkiye'yi yem olarak öne atan  ABD (dolayısıyla BM),  Suriye'de başlattıkları iç savaş sonrası "mülteci" durumuna düşecek yüz binler için önceden önlem almayı hiçbir şekilde düşünmemişlerdir.

Böylece  ta başından beri anlaşılmaktadır ki, bütün kabak Türkiye'nin başına patlatılmak istenmiştir.  Emperyalist ülkelerce korkunç bir tuzağa düşürülen Türkiye'nin, yüz binlere varan mültecilerle yanlız  başına bırakılması, gelecekte Türkiye' yi daha da zor duruma düşürecektir. Korkarım yakında AB-D de "çok ileri gittin" diye Türkiye'yi suçlamaya başlayacaktır!

Bundan önceki yazımda değindiğim gibi, Beşar Esad'ın, hemen bütün suçu Türkiye'nin üstüne yüklemesi yetmemiş gibi, New York'ta, “Suriyeli Mülteciler” konulu toplantıda  en son konuşmacı olarak söz alan, Suriye BM Daimi Temsilcisi Beşar Caferi de, Hürriyet'in bildirdiği habere göre Türkiye'yi sert bir dille suçlayarak, 

- "Türkiye "Suriye’nin celladı oldu", Davutoğlu’nun Suriye sınırları içerisinde yapılmasını önerdiği  kampları  Kendi ülkesinde yapmasını tavsiye ederim”  dedi.

 Suriye temsilcisinin Türkiye'ye yönelik eleştirileri, toplantının ardından devam etti. Gazetecilere açıklamalarda bulunan Caferi;

Türkiye’deki kamplarda, teröristlere eğitim verildiğini, savaş taktikleri öğretildiğini ve bu teröristlerin Suriye hükümeti, ordusu, polisi ve halkına karşı silah kullandığını söyledi.

 Caferi, Lübnan - Suriye sınırında kaçak silah taşıyan yedi geminin yakalanması konusuna da değinirken, Lübnan Hükümeti ile bir problemleri olmadığını, sadece silah kaçakçılığı eylemlerinde artık sabırlarının taştığını ve Lübnan’ın buna bir dur demesi gerektiğini ifade etti.

Suriye temsilcisi, "Suriye’de insan hakları ihlali problemi olduğunu kabul ediyorum. Ancak, bunun tek sebebi sınır dışından desteklenen terör saldırılarıdır" dedi.

 "Suriye halkına yardım edeceğiz diye kendi ceplerini düşünen bir çok katılımcı ülke var. Bu sektör artık ‘kanlı bir borsa’ gibi işliyor" diyen Caferi, komşu ülkelerde zorla alıkonulan mültecilerin ülkesine dönmesine izin verilmesini istedi.

*

Şu anda Türkiye’de 80 binden fazla mültecinin olduğunu ve bu sayıya her gün 4 bin kişinin eklendiğini vurgulayan Davutoğlu, "BM, Suriye içinde mülteci kampları kurulmasına bir an önce öncülük etmelidir" diye konuştu.

Suriye’ye son 9 yıl içinde 62 defa gittiğini her defasında reform konuşmalarına rağmen bunların gerçekleşmediğini gördüklerini söyleyen Davutoğlu' na, Suriye'nin iç işlerine karışmada niçin bu kadar istekli olduğunu bugüne kadar kimse sormadı mı?

Acaba tarihte hangi ülkenin bir dışişleri bakanı bir ülkeye demokrasi götürmek için 9 yıl içinde 62 defa gitmiştir. Birinci ağızdan bunu söyleyen Davutoğlu, bu soruyu kendine de hiç sormadı mı acaba? Yoksa, başka güçlerin  isteği üzerine mi bu görüşmeleri yapmıştır?

Böyle olduğunu Beşar Esat bir konuşmasında, "Türkiye' den gelen haberleri bize zaten ABD elçiliğimiz getiriyor, aynı haberleri Türkiye'nin de getirmesine gerek yoktur" diyerek, kaç kere Davutoğlu'nun ABD'nin düşüncelerini kendilerine getirmemesini ondan istemişti. Ama, ABD'ye yağcılık olsun diye etten önce kazana düşmeyi hüner sayan Davutoğlu'nun başına geçirdikleri bu çorabı şimdi çıkar çıkarabilirsen!...

Daha şimdiden bile, bu kadar hızlı gitmemesi için Türkiye'yi birçok ülke  ikaz etmişti. "Tarafsızlık" ilkesinden bu denli acemice ayırlan AKP'nin amacının , Özal'ın amacından farklı olmadığını gören AB-D,  şimdi Erdoğan'ı frenlemek için Suriye'deki iç savaşta bekle-gör poitikasi yürütmeye başladı. Suriye'de kan gövdeyi götürüyormuş umurlarında bile değil.

Bugüne kadar  Afrika'da, Asya'da, Avrupa'da, Bosna'da  meydana gelen iç savaşların hiçbirinde, akan kanı bir an önce bitirelim diye acelecilik göstermeyen BM'in Suriye için göstereceğini sanmak, Türk Dış siyasetinin büyük bir zaafidir.

Belki de bu bir zaaf değil, bilerek  karşılıklı oynanan bir oyundur.  O zaman şu soruyu sormanın tam da sırası: Suriye'de çözümsüzlük oyunu en çok kimlerin işine yarar?

Çok açıktır ki en çok, bu oyunu tezgâhlayanların işine yarar. O halde,

Ortadoğu halkları başlangıçtan beri söylene gelen bu 'Arap Baharı  tuzağı'na düşmemeliydiler. Çünkü halklar, dişarıdan şırınga ile demokratikleş(e)mez, süreç içinde kendi demokratik kurumlarını oluşturarak ve yavaş yavaş bireysel dönüşümlerini sağlayarak demokratikleşirler. Ortadoğuda hiçbir halk topluluğu içten gelen bu oluşumu sağlayamamıştır. Yani, meyve olgunlaşmadan yere düşürülmüştür.  olgunlaşmadan yenen meyve karın ağırtır.  Ortadoğu bu meyveyi /ayvayı yemiştir.

Peki, Türkiye bu oyunda neden rol almıştır?  Çünkü, onun da kendisine göre planları vardır. Bir kere, Erdoğan ve Davutoğlu'nun söyledikleri gibi  rolleri,  akan kanı durdurmak değil, yani, işin insani boyutu değil. olamaz da. Çünkü, bu sorunu  tek başına çözmek boylarını aşar. Kaldı ki, oyunu oynatan kendileri değil, onlar sadece bir figüran.

Ortadoğu'da  oynanan bu oyunda AKP figüran olmayı neden kabul  etti?

Yıllardır, cumhuriyet rejimi ile sorunlarının olduğunu (laiklik, halkçılık, devletçilik, demokrasi anlayışı  gibi) dile getirerek - bir şekilde -  iktidar olmaları sonucunda şimdi bu sözlerini tutarak, devleti dönüştürmenin tek başına olamayacağı ve bunun için  gelişmiş ülkelerin ekonomik yardımlarına da ihtiyaç duyulacağını bildikleri için bu figüranlığı kabul etmişlerdir.

Nitekim, AKP, bu dönüşümü sağlamak sözü vererek, ABD' den yardım almaktadır.  Bu yardım parasal olduğu gibi, 'Ortadoğu eş başkanlığı' gibi figüranlık şeklinde de sağlanmaktadır.

Bu figüranlık rolüdür ki, Erdoğan'ı, Libya ve Suriye konusunda keskin bir "U" dönüşü yapmak zorunda bırakmıştır.

Verilen kol kopmuştur.  Türkiye artık mecburen kesik kolla bu yola devam edecektir. Kolun kangren olmasını ise zaman gösterecektir.

Alaettin Morgül / 02.09.2012 

 
Toplam blog
: 193
: 1086
Kayıt tarihi
: 02.02.10
 
 

İsveç`in Göteborg şehrinde oturmaktayım;  evli ve bir kiz bir oglan iki çocuğum var. İsveç`te..