- Kategori
- Sosyoloji
Türkiye'de ''tadilat kolik olmak'' ne demektir

TÜRKİYE kötüye doğru gelişiyor bence. Açıklanmadığına göre sanırım içindeki Terör Suçları ile birlikte Türkiye Suç İstatistikleri almış başını gidiyor. Maddi olarak; cıcılı bıcılı arabalar, Yüksek Hızlı Trenler, albenili apartmanlar yanında adaletsizlik, hukuksuzluk ve ahlaksızlık gibi nice olumsuzlukları birbirleri ile atbaşı gittiği bir ükede yaşıyoruz. Çünkü ''değişim'' adlı sarmal dörtbir yandan sarmış bulunuyor herşeyi. Bu süreçte ''değişimin maddi manevi kurbanları'' günden güne artacak ve artıyor da; bunu görüyoruz. Ayrıca içinde silah kullanmayı da içeren suçlar, özellikle kentlerimizde yaygınlaşarak çoğalmadı mı?
24 Ocak Kararları'nın bu tür açmazlar yaratacağını söyleyen küçük bir esnaf ve tüccar topluluğu ki içinde dönemin başbakanı Turgut ÖZAL'ın Malatya'dan bir sokak arkadaşı da vardır; o anlatmıştı 1984'te: Bu kararları hemen uygulamayın. Bunu bunu yapmayın; lüks malları serbest bırakmayın, ahlaksızlık daha da artar, demişler. Döviz yasağını kaldırmak gerekiyor olsa da bazı sınırlamalar getirilmeli, demişler. Ticari ahlak zaten giderek çökmekte; çek uygulaması bizde yürümez, tahsilat çeteleri ile mafya çoğalır, tedricen uygulayın bu kararları. Toplum da ticarette çöker, demişler. O da: Sizin gibi düşünmüyorum, gereği ne ise yapılacaktır, diye kesip atmış.
Kısaca: Bildiğimiz gibi Sivil Silahlanma da Özal döneminde arttı. Biraz kendine gelir gibi olan Orta Sınıf da 8-10 yıl içinde eridi gitti. Konutlar ile yeni Belediye Kanunu ile Büyükşehir Belediye Kanunu da o yıllarda (1984) çıkartıldı;oy deposu kentliler ile gecekonducular avlanmaya başlandı böylece. Rant arttı her alanda. Eski gecekonducular Ankara'da artık en az iki üç dairesi olan birer zengin durumunda olsalar da müteahhitler ile avukatların elinde oyuncak oldular. Şehir planları eski gecekondu yollarına göre yenilendiği için teras türü yapılanma ya da yol açma yerine gecekondular dönemindeki yollara göre eğri büğrü yollar yapıldı. Böylece konuttaki rantlar daha bir arttı. Görüntü ise çok çirkin. Yer yer yolların eğimlerinden dolayı araç park sorunu yanında, tırmanan araçlardan dolayı çevre gürültüsü ile karlı günlerde yollardaki tıkanıklıklar ile kazalar arttı.
Şehirlerin bazı bölümlerindeki site uygulamalarının gözellikleri yanında yapılardaki kalitesizlikten dolayı oralarda da tadilat yapılmadan oturulması ne mümkün! Konutlar da kaliteli olmadığından her yönetici masraflı işlere kalkışmak zorunda; yoksa borular tıkanacak, elektrik kabloları yanacak, asansör düşecek, yanlış proje ugulamasından ve arsa ihtilaflarından dolayı mahkeme işleri çoğaldı. İşin içine bir de ''deprem korkusu'' girdiği için; yeni konut sahipleri çar naçar: Onca depremden sonra her halde, depreme dayanıklıdır, diye kendisine sunulan senetleri imzalamak ve kendisine uzatılan ''depreme dayanıklıdır'' raporunu da cebine koymak zorunda kalıyor. İşte böyle bir hukuki yapılanma ve kentleşme sürecinde YÖNETİCİ OLMAK zor olsa gerek. Ankara 1970'lerde böyle değildi; apartman yöneticisi yakınlarımdan ve kiracı olduğun konutlardaki yöneticilerden dolayı, yaşanan gelişmeleri az da olsa karşılaştırabiliyorum.
Mersinli gazeteci Ahmet Metin TÜRKOĞLU'nun haberine göre iyi niyetler ile kurulmuş olan Mersin Yapı Müteahhitleri Derneği, benim de uygulamladaki başarısızlıklarından dolayı yakındığım ''Yapı Denetim'' konusunda oldukça sıkıntılı. Çünkü belediyeler ile ilgili Yapı Denetim Şirketleri tarafından gerektiği gibi denetlenmeyen konutlar er ya da geç bazı sorunlar yüzünden ilgililerin başlarını ağrıtacaktır. Bu yüzden Dernek Başkanı Nesim EKİNCİ haklı olarak: Bizler, yapı güvenliği ve kalitesinin sağlanması için ilimizde de yapı denetim mekanizmasının uygulanmasını istiyoruz, diye konuşmuş. Mersin Büyükşehir Belediyesi'nce çıkartılan yeni bir yönetmeliği yüzünden Dernek yetkilileri, kendilerince haklı bir çıkış yapmışlar. Buna göre Dernek ''yapılardaki kalite ve güvenlik sorunları olduğu gibi duruken bu da nereden çıktı'' anlamında; yeni yönetmeliğe göre balkonların büyüklüğüne sınırlama getirilmek istenmesine ve inşaatlarda Kule Vinç uygulaması zorunluluğuna karşı çıkmış bulunuyor. Bence bu konuda Belediye de haklı Dernek de!
Bu durumda ''balkonların büyüklükleri'' sınırlandırılırken, inşaatlarda kesinlikle çevre gürültüsünü ve işçi bağırtısını engelleyen ''Kule Vinç kurulması'' gerekmektedir. Dernek Başkanı EKİNCİ ile Dernek Yönetim Kurulu'ndaki arkadaşlarının istemiş olduğu gibi Mersin Belediyesi neden ''Yapı Denetim'' mekanizmasını devreye sokmuyor? Gazeteci TÜRKOĞLU'nun ilgili haberinden öğrendiğime göre Mersin Yapı Müteahhitleri Derneği: İnşaatların sektörünün gelişmesine ve topluma yakışır, kaliteli inşaatların yapılmasına yardımcı olmak; hileli ve meslek itibarını zedeleyici inşaat yapan, malzeme satan ve üreten kişi ve kuruluşlar ile mücadele etmek, Mersin'de yapı kalitesini artırmak, gelecek adına Mersin'de insanların rahat ve güvenli yaşayabileceği konutlareın yapılmasına katkı sağlamak, amacı ile kurulmuş. Bu konuda var olduğunu bildiğim Mersin İnşaat Müteahhitleri Birliği bakalım Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin bu istekleri karşısında nasıl bir tavır geliştireceklerdir. Umarım Mersin Yapı Müteahhitleri Derneği gibi var olan sorunalrı açıkça dilegetiren ve gerektiğinde de bazı önerişlerde bulunabilen derneklerimizin sayısı arttıkça daha kaliteli konutlara kavuşabiliriz. Ne ki konut yapımının üçyüze yakın üretim alanını harekete geçirmekte olduğunu ve ilgili mevzuatın da gerekli yeterlilikten uzak olduğunu düşündükçe, bu yolda pek de başarılı olabileceğimiz söylenemez.
Süregelen Devlet demek olan T.C. Hükümetleri yurtaşlarının içine gireceği evleri kent planlaması yanında sağlamlığı ve müştemilatı bakımlarından bir otomobil üretim firması titizliği ile incelemelidir. Yoksa biz bu kanunlar ile ortaya çıkan sokaklar ile caddeler boyunca; hayıflanarak gezmeye devam ederiz. Bir de konutları yüksek karlar uğruna ''yapıveren'' yapsatçıların kâr amaçlı binbir türlü dalevereleri ile ortaya çıkan dört duvar içindeki yanlışlıklar ile kalitesizlikler için daha çok uğraşır ve Tadilatkolik olup çıkarız. Bu tadilat koliklik yeni bir konutta bile; elektrik tellerinin temase edip etmemmesinden kombilere şalter takılıp takılmamasına, uydu anteninin sonradan takılmasından çoğu gider borularının çaplarının küçüklüğüne, çevre düzenlemesinden sıhhı tesisattan su sızıp sızmamasına, karo fayanasların fasonluğundan aralıklarının dengesiz açıklıklarına, kapı ve pencerelerin düşük kaliteli oluşlarından, klozetin ve küvetin kalitesizliğine kadar bizi canımızdan bezdirebilir.
Bu durumda cebinize asılmanız gerektiği gibi sık sık ortaya çıkan masraflar yüzünden Apartman Yönetimi ile tatlı tatlı (!) sohbetlere bile dalarsınız, yeri geldiğinde. İlgili yasa ''ortak mülkiyet'' hükümleri gereğince; hiçbir masraf, kendisi aynı apartmanda otursa bile, binayı yapan müteaahite rücu edemiyor. Çoğunluk sağlayarak mahkemeye gitme yollarınızda nerede ise kapalı. Çünkü kimi konut sahiplerinin daha önceki bağlantıları ile al ver yüzünden müteahhit ile kurmuş olduğu dostane ilişkiler, önünüze bir engel olarak çıkmakta gecikmiyor. Bu yüzden gider boruları, uydu, kombi, çevre düzenlemesi, santrafüj ile giriş kapısı gibi kimi kalitesiz malzemeler yüzünden ''ortak mülkiyet'' hükümlerince ortaklaşa olarak ''tıpış tıpış'' tadilatlar yapılması gündemden düşmüyor. Belki belirli bir azınlık bu gibi sorunları yaşamıyor olsa bile bana göre kimi kiracılar ile yeni konut sahipleri bu gibi tadilat sorunları ile boğuşmaktadır. Burası TÜRKİYE! Kimilerine göre Çağ Atlayan TÜRKİYE burası.
Buradaki eleştirilerim TOKİ ile bazı büyük inşaat şirketleri ile dürüst çalışan müteahhitler dışında kalan ve ne yazık ki mesleğinin olduğu kadar sorumluluklarının da bilincinde olmadan; bile bile kâr için her türlü kalitesizliği ve göz boyamacılığı mübah gören yapsatçı kişiler içindir. Bunların sayılarını da ne yazık ki bilemediğim için belirli bir oran ya da sayı veremiyorum. Bence hiç de azımsanacak kadar az değildir sayıları.
Aklıma geldi 1873'te Friedrich ENGELS'in tartışmak zorunda kaldığı Konut Sorunu bizde daha yani yeni mi gündeme geliyor? Çünkü bizde de işin içinde ''emek'', ''toplumsal emek'', ''üretim'', ''maliyet'', ''artı değer'', ''adalet'', ''kiracı'' ''ekonomi'', ''faiz'', ''tefecilik'', ''küçük burjuva'', ''planlama'', ''ev sanayii'', ''mülk sahibi olmak'', ''kapitalizm'' ve ''inşaat işçileri'' gibi kavramlar yanında o dönemde Almanya'da olmayan ''taşeronluk'', ''sigorta primi'', ''emek sömürüsü'', ''iş ve işçi güvenliği'', ''şantiye elektriği'' ile ''şantiyelerde kaçak elektrik kullanımı'', ''rüşvet'', ''bazı müteahhitlerin dayattığı emlakçılık ücreti'', ''zamanında teslim edilemeyen konutlar için düzmece bir kağıt imzalanması'' gibi nice kavramlar da gündemimizden düşmüyor olsa gerek.
Bu açıdan Filozof Friedrich ENGELS'in Konut Sorunu adlı incelemesi için 1887'de yazmış olduğu girişin bazı cümlelerini buraya almakta yarar vardır sanırım:
''... daha önceki bir tarihsel aşamada, işçilerin göreli gönencinin temeli olan şey, yani tarım ve sanayi bileşimi, ev, bahçe ve tarla, ve mesken mülkiyeti güvencesi, günümüzde, büyük sanayi egemenliğinde, yalnızca işçiler için en kötü engel değil, ama bütün işçi sınıfı için en büyük şanssızlık, yalnızca ayrı bölgelerde ve iş kollarında değil, ama bütün ülkede ücretlerin, örneği görülmemiş düşüklüğünün temeli haline gelmektedir. Ücretlerden yapılan bu anormal indirimle geçinen ve zenginleşen büyük burjuvazinin ve küçük-burjuvazinin, kırsal sanayii ve işçilerin kendi evlerinin sahibi olmalarını heyecanla savunmalarına, ve kırsal sıkıntılara tek çare olarak yeni ev sanayilerinin başlatılmasını görmelerine şaşmamak gerekir!'' (Alıntıdır: Sanal ortamda ''Engels Konut Sorunu'' yazıldığında okumanız mümkün.)
''Bu sorunun bir yüzüdür, ama bunun bir de öteki yüzü vardır. Ev sanayii, Alman ihracat ticaretinin ve dolayısıyla (sayfa 360) bütün büyük sanayiin geniş tabanı haline gelmiştir. Bu nedenle Almanyanın geniş bölgelerine yayılmıştır ve her gün daha da yayılmaktadır. Küçük köylünün, kendi kullanımı için ev sanayi üretiminin, ucuz konfeksiyon ve makine ürünleri tarafından yıkılmasıyla, hayvancılığının ve dolayısıyla gübre üretiminin, mark sisteminin dağılması, ortak markın ve zorunlu nöbetleşe ekimin ortadan kaldırılması sonucu yok edilmesinden beri kaçınılmaz olan çöküşü — bu çöküş, tefeciye kurban düşen küçük köylüyü zorla modern ev sanayiinin kollarına sürüklemektedir. İrlanda'da toprak sahibinin toprak kirası gibi, Almanya'da ipotek tefecisinin faizi toprağın ürününden değil, ancak sınai köylünün ücretinden ödenebilir. Ancak, ev sanayiinin gelişmesiyle birbiri ardından köylük bölgeler günümüz sanayi hareketinin içine sürüklenmektedir. Almanya'da sanayi devrimini İngiltere ve Fransa'dakinden çok daha geniş bölgelere yayan, kırsal bölgelerin ev sanayii tarafından bu şekilde köklü bir biçimde değişikliğe uğratılmasıdır. Sanayimizin göreli olarak bu düşük düzeyidir ki, onun alan olarak yayılmasını daha da zorunlu kılmaktadır.''(Alıntıdır: Engels)
''... her işçiye kendi küçük evinin mülkiyetini verecek ve böylece onu, özel kapitalistine yarı-feodal biçimde zincirleyecek olan burjuva ve küçük-burjuva ütopyası çok değişik bir görünüm almaktadır. Onun gerçekleşmesi yerine bütün küçük kırsal ev sahiplerinin ev sanayii işçileri haline dönüşmesi; "toplumsal girdaba" sürüklenen küçük köylünün eski tecridinin yokedilmesi ve onunla birlikte siyasal hiçliğinin yokedilmesi; sanayi devriminin kırsal bölgelere yayılması ve böylece nüfusun en kararlı ve tutucu sınıfının bir devrim yuvası haline dönüştürülmesi; ve bütün bunların sonucu olarak ev sanayii ile uğraşan işçilerin, onları zorla ayaklanmaya iten makine tarafından mülksüzleştirilmesi olacaktır.'' (Alıntıdır: Engels)
İleride bu konuya Kent Sosyolojisi ile Çarpık Kentleşme ve kimi belediye başkanlarının ağızlarından düşmeyen ballı sakız ''rekreasyon alanları'' kavramı çerçevesinde değinmeye çalışacağım.