- Kategori
- Siyaset
Türkiye demokrasisinin kilidi: Asker ve CHP
Malumunuz ülkemizde birçok şey farklı yaşanır. Sevinçlerimiz, hüzünlerimiz, korkularımız vb birçok şeyimiz farklıdır. Demokrasi kültürümüz de farklıdır bizim. Uluslararası anlamda kabul gören, gelişmiş ülkelerde uygulanan demokrasinin yazılı-yazılı olmayan kuralları bizim ülkemizde farklı algılanır, farklı uygulanır.
Genel geçer demokratik kuralları uyguladığınızda teamüllere aykırı hareket etmiş olabilir, teamüllere göre hareket ettiğinizde de demokrasinin özüne aykırı davranmış olabilirsiniz. Bu ikilemin en sık görüldüğü mecra ise asker-sivil ilişkileridir. Her YAŞ toplantısında bu konu uzun süre gündemi işgal eder. Son yapılan YAŞ toplantısında, Cumhuriyet tarihimiz boyunca olagelenin aksine hükümet, askerin belirlediği bütün general terfilerinin altına okumadan imza atmadı. Bazı generallerin terfilerini onaylamadı. Bugün gelinen noktada üç generalin açığa alınmasına –bu da Cumhuriyet tarihinde bir ilktir- varan süreç bu şekilde başladı. YAŞ toplantısının hemen sonrasında, -ülkede demokrasinin gelişmesi ve yerleşmesi adına 8 yıllık ana muhalefet döneminde ‘ve özellikle Baykal döneminde’ en ufak bir somut adım atmayan, hükümet tarafından gelen her girişime kayıtsız şartsız çomak sokan, tarihin en büyük davasında sanıkların avukatlığına soyunan- CHP zihniyeti, hükümetin bazı generallerin terfilerini onaylamaması sonrasında “teamüllerin dışına çıkılmıştır, yapılan doğru değildir” gibi söylemlerde bulunmuştur.
Bugünde takındıkları tavır, YAŞ toplantısının hemen sonrasında takınılan tavırdan farklı değildir. 29 Ekim resepsiyonunda takınılan tavır da, 2007 Nisan’ındaki e-muhtıra sonrasında takınılan tavır da aynı tavırdır. Parti içinde yönetim ve hatta lider değişmiş olsa da zihniyetin değişmesinin kolay olmadığı, CHP’nin ülke yararına, demokrasi yararına hareket etmesini beklemenin çok da rasyonel olmadığı açıkça görülmektedir. Cumhuriyet tarihi boyunca dünyaya bakışları askerle aynı olan CHP, en çok da bu yüzden -72’de Ecevit dönemi hariç- çok partili dönemde meşru iktidar olamamıştır. Türklerin geninde var olan askerlik ve askere saygı duygularının yardımıyla halk desteğini 80-85 yıl cebinde tutan asker de bu zihniyetin çoktan yolun sonuna geldiğinin farkındadır.
Asker, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ve olması gerektiği gibi sivil otoriteye tabi olduğunu fark ettiğinde, muhalefet partisi gibi konuşmayı bıraktığında, tek görevinin ülke savunması olduğunu öğrendiğinde ve ideolojik düşünmeyi bırakıp sadece görev alanında kaldığında, gelinen uluslararası konjonktürde son derece önemli bir konuma sahip olan ve geleceği fazlasıyla parlak görünen ülkemizin önündeki önemli setlerden biri daha kalkmış olacaktır.