Türkiye İran olamaz! / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Temmuz '08

 
Kategori
Siyaset
 

Türkiye İran olamaz!

Türkiye İran olamaz!
 

Korkacak Bir Şey Yok


Soğuk Savaş kavramları ve anlayışının tedavülden kalkalı uzun zaman olmasına, Avrupa devletlerinin yeni anlayışa adaptasyonunu tamamlamasına rağmen ülkemizde küçük de olsa bir kesim hala bu değişime uyum sağlamamakta direndiğini görüyoruz.

Çağdaşlaşmaya direnen grup her ne kadar toplumun %20 nin altında bir kesimini oluşturmakta ise de ülke yönetimi için bu direnç krizleri doğurmaya devam ediyor. Çünkü, bu giderek marjinalleşen bu grup devletin bazı üst kurumlarında hakim anlayışı temsil ediyor.

Devlet imtiyazlarını kaybetmek istemeyen bu anlayış ülkemize özgü bir biçimde derin çelişkiler yumağı olarak da karşımızda duruyor.

Totaliter, baskıcı bir devlet anlayışıyla yıllarca yönetildikten sonra bu devlet yönetme anlayışının iflası ile demokratik ve sivil bir devlet anlayışına sahip olabilmek için “devlet ideolojisi” nden kurtulan dünün sosyalist Avrupa devletleri dahi ülkemizi çok gerilerden gelerek seçtiğini görüyoruz.

Çeşitli korkuları olan bir ülke geleceğe emin adımlarla yürüyemez. Topluma korkular göstererek kolay yönetilir insanlar oluşturma özelliği totaliter devletlerin önemli bir özelliğidir.

Türkiye bu konuda sayısız örnekleri olan bir ülkedir.

Türkiye’mizin önüne konulan en önemli korkulardan birisi “İran’a Dönüşme” paranoyasıdır.

Sanki İran Türkiye’ye İslam Devrimini ihraç ederek, bir cemaat lideri ise Humeyni gibi şeriatı ülkemize getirecektir.

Bu paranoyayı gündemimize sık sık getirip koyanlar devletçi bürokratlar, laikçiler ve seçkinci zümrelerdir.

Bizce ne Türkiye’nin İran’a ne de İran’ın Türkiye’ye dönüşme ihtimali yoktur.…

Çünkü, zaten her iki devlet de birbirine benzeyen anlayışlara, yapılara sahip olan iki benzer nitelikte devlettir.

Aslında Türkiye ve İran’ın birbirlerinden farkları yoktur. Çünkü; ideolojik devletler birbirlerine çok benzerler.

İdeolojik devletlerin birbirlerine benzemesini belgeleyen çarpıcı bir örnek teşkil eden İran ve Türkiye’nin birinde “İslam” diğerinde “Laikçilik” bir devlet ideolojisi olarak işlev görmektedir.

İran ve Türkiye örneği “Siyasal İslamcılık” ile “Siyasal Laikçilik” anlayışının gerçekte bir toplumu nasıl bir çözümsüzlüğe ve çaresizliğe sürüklediğini göstermesi bakımından ilginçtir.

Türkiye’de ideolojik devlet sırtını laikçiliğe dayarken İran’daki ideolojik devlet ise sırtını İslam’a dayamıştır. Türkiye’deki laikçiliğin aynısını İran’da İslamcılık görmektedir.

İran’da İslam’ın siyasal yorumu Türkiye’de ise Laikliğin siyasal yorumu totaliter-otoriter bir İslamcılık veya Laiklik olarak karşımıza çıkmıştır.

Türkiye’de İslamcılarımız kimliklerine ve yaşam tarzlarına, kıyafetlerine, ibadetlerine yöneltilmiş bir tehdit, sınırlama ve baskı ile karşılaştıklarını söylemektedirler. İran’da ise laikler aynı iddiaları Laikler ileri sürmektedir. Her iki ülkede de “farklı” olan “zararlı-tehlikeli” kabul edilmekte ve farklı olanın kimliği ve yaşam tarzı baskı altına alınmaktadır.

İran’da da Türkiye’de de özgürlüklerin sınırını devlet çizmekte, devlettin ideolojik kimliğine aykırı kimlikler ve yaşam tarzları tehdit olarak algılanmaktadır.

Her iki ülkede de devlet kutsaldır. Toplum “devletin kutsal ideolojisi” adına dönüştürülmek- değiştirilmek istenmektedir. Her iki ülkede de birey ve toplum “devlet için var” kabul edilmektedir ve tanınan bütün hak ve özgürlükler “ama”larla çerçevelenmektedir. Devlet her iki ülkede de bu yüzden eğitimin, kültürün, ekonominin tek sahibi olarak faaliyet göstermektedir.

Türkiye’deki “derin devlet geleneği”nin aynısı İran’da da varlığını gözlemliyoruz. Derin devlet her iki ülkede de devleti iç düşmanlardan korumak, ülkeye çeki düzen vermek, zararlı oluşumları engellemek, faili meçhul eylem ve cinayetlerle devletin resmi ideolojiden sapma tehlikesini ortadan kaldırmak için faaliyet göstermektedirler.

Her iki ülkede de devletin asıl sahipleri kendilerinden olmayanlara iktidarı devretmemek için devletin kurumlarını, derinliklerini, her yolu deneyerek çaba sarf etmektedirler.

Çünkü, ideolojik devletler kendi meşruiyetlerini sadece kendi ideolojilerinden alan totaliter-otoriter karakterlidirler. "Laik toplum" ve “Müslüman Toplum” projesi arasında “siyasal yönetim” ve “yönetme anlayışı” bakımından bu kadar benzemesinin sebebi her iki devletin de “ideolojik devlet” olmasıdır.

Bütün sorun siyasal alana tek başına kimin hükmedeceği veya kamusal alanın kimler tarafından tanzim edileceği sorunudur. Kavga iktidar ve egemenlik kavgasından başka bir şey değildir.

İran’lı bir yöneticiye yazar Mehmet Metiner’in sorduğu soru İran’daki siyasal rejim ile Türkiye’deki siyasal rejimin farklı kalkış noktaları olmasına rağmen nasıl örtüştüklerini göstermesi bakımından çarpıcıdır: ”Sizin kendi ülkenizde sizden olmayanlara yaptıklarınızı burada laikçiler İslamcılara aynı gerekçelerin ardına sığınarak yapıyorlar. Söyler misiniz sizin Türkiye’deki laikçilerlerden ne farkınız var?”

Gerçekten arada ne fark var?

Türkiye’deki siyasal laikçilerle İran’daki siyasal İslamcılar amaçları ayrı olsa bile yöntemlerinin aynı olması devletlerin ideolojik karakterinden kaynaklanmaktadır. Her iki grup kendi ideolojileri doğrultusunda yeni bir nesil ve yeni bir toplum yaratmak istiyorlar ve devleti toplumu dönüştürmek için bir baskı aracı olarak kullanıyorlar.

İran’da da Türkiye’de de yurttaşların hangi giyim kuşam tarzına uygun bir şekilde eğitim-öğretim göreceğine devleti yönetenler karar veriyor. İran’da kız öğrencilerin başı açık okula gelmeleri yasak iken Türkiye’de başı kapalı gelmeleri yasak.

Kamusal alan her iki ülkede de ideolojik bir alan olarak değerlendirildiği için İran’da başı açık bir kadının kamusal görev yapmasına izin verilmezken Türkiye’de başı kapalı kadınlarımızın kamusal görev yapmalarına izin verilmiyor. İran’da Laikler İslamcılara karşı başörtüsü özgürlüğü savunurken Türkiye’de bu sefer İslamcılar Laiklere karşı başörtüsü özgürlüğü savunmaktadırlar.

İran’da da Türkiye’de de resmi ideoloji referans alınarak “bizden-sizden”, “inananlar-inanmayanlar” ayırımı ve kendinden olmayanlara çeşitli baskı ve dışlamalar, demokratik hakların, insan hak ve özgürlüklerinin sınırlandığını görüyoruz.

Her iki ülke de demokrasiyi , hak ve özgürlükleri herkes kendisi için istemektedir. Bu gün ülkemizde toplumun bir kesimi İran’ı örnek göstererek İslamcılara güvenmemek gerektiğini, diğer kesimi ise mevcut laikçi uygulamaları örnek göstererek devletimizin baskıcı olduğunun altını çizmektedirler.

Sorunumuzun kaynağı bu yaklaşım biçimidir.

Sözlerimizin devletimizin resmi ideolojisinin veya İslam inancının karşıtlığı olarak algılanmamasını ümit ediyorum.

Laikliği bir din olarak algılamak nasıl yanlış ise İslam’ı bir siyasal ideolojiye indirgemek de yanlıştır. Laikliği bir din gibi algılayan laikçiler ile İslam’ı bir siyasal ideoloji olarak algılayan İslamcılar hem laikliğin hem İslam’ın içini boşaltarak bu kavramlara zarar vermektedirler.

Dahası ve belki de en kötüsü iktidar kavgasında İslam’ı ve Laikliği birer araç konumuna indirgemiş olmaktadırlar.

Ne mevcut laikçi totalitarizm ne de gelecekte kurulacağı varsayılan İslamcı totalitarizm çözüm değildir.

Sorunumuzun çözümü demokrasidir…

Bu yazının amacı ideolojik devletlerin farklı ideolojilere sahip olsalar da aynı davranışları gösterdiğini izah ederek çözümün “demokratik devlet” olduğunu göstermektir.

Türkiye “İdeolojik bir devlet”tir… Sık sık ayağının tökezlemesi, işlerin karmaşaya dönüşmesi, ideolojik elbisenin topluma dar gelerek onu sıkıntılara sürüklemesinin sebebi demokrasinin lafta kalması yani ideolojik devlet yapımızdır…

Bütün ideolojik devletler, doğaları gereği yasakçı, ayırımcı ve yaptırımcı olurlar. Bu yüzden resmi ideolojisi olan devletlerin teoride olmasa bile pratikte her zaman “zenci yurttaşları” vardır.

Devleti topluma ideoloji taşıyan, toplumu bu ideoloji için dönüştürmek için araç olarak kullanan devlet anlayışımızı yeniden gözden geçirmenin zamanı gelip geçmiştir.

“Siyasal Laikçiler” ile “Siyasal İslamcılar” arasında toplumu sıkıştırıp, gerginliklere maruz bırakarak tarafların iktidar mücadelesinin alanı olmasının önüne geçmek için birbirimizi dışlamadan demokratik bir devlet yapısını oluşturmamız gerekiyor.

 
Toplam blog
: 178
: 1496
Kayıt tarihi
: 01.10.07
 
 

Balıkesir doğumlu.1990 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu. Balıkesirspor Kulüp Yöneticili..