- Kategori
- Gündelik Yaşam
Türklüğümden utandığım anlar

Gururla, göğsümüzü gere gere "Ben Türk'üm!" diyebilmeye hasret kaldığım günleri yaşamaktan bıktım artık. Eğer şu anda yaşadığımız, TV'lerde, gazetelerde gördüğümüz, okuduğumuz olayların zanlıları gerçekten TÜRK ise ve Türk olmak bu demekse, BEN TÜRK DEĞİLİM.
İşte size insan manzaralarından örnekler. Varın siz karar verin milliyetinize.
Ülkenize gelen bir misafirin bir yerlerine dokunabilmek için İstanbul gibi dünyanın gözü üstünde olan bir şehrin Taksim gibi ünlü bir meydanında -veya ülkenin en ücra köşesinde- ilkelliğin bile ötesinde, salyalarını akıtarak çirkefliği doruklarda yaşayanlar (Hayvanlara hakaret etmemek için “hayvanî hislerine sahip olamayanlar” demiyorum.). Aynı kişileri nasıl “yontarım” gibi kısa ve kişisel hesaplar peşinde koşarak üç kuruşluk çıkarı için bir milletin yüzünü karartanlar. Aciz, zavallı, yaşlıların, kadınların, genç kızların, çocukların ellerindeki mal varlıklarına göz dikip, kapıp kaçanlar. Sokak ortasında birbirini barbarca bıçaklayan, 3 yaşındaki bir çocuğun kafasına silahını doğrultup ateşlerken gözünü bile kırpmayanlar. Anasına, bacısına yan gözle bakana, namus bekçiliği gereğince yapılması gerekeni yapmaktan çekinmezken, kendisinde herkese sarkıntılık edebilme hakkını koruyan, küçük çocuklara bile tecavüz etmeye yeltenmekten yüksünmeyenler. Yine kişisel çıkarları veya hava atma adına dilini, kültürünü hiçe sayanlar. Onun bunun uyduruk, temelsiz devşirme ve aşılı kültürüne meyledip kendilerine ondan kılıf biçenler. Beğenmediğimiz görücü usulünü aratırcasına TV kanallarında değişik sunum yöntemleriyle kızlarını, namuslarını pazarlayanlar. Direksiyon başına geçtiklerinde dünyasını unutup canavarlaşanlar. Kalpazanlıkta dünyaya meydan okuyanlar. Akla hayale ancak onların getirebileceği inanılmaz dolandırıcılık yöntemlerini dünya kamuoyuna armağan edenler... Saymakla bitiremeyeceğim karamsarlık kokan bir sürü örnek. Bu mudur insanlık, bu mudur Türklük?
Eğer, bunları okurken içinize bir kor düşmüyor, yüzünüzün kızardığı oranda nefret ve kine boğulmuyor, benim halüsinasyon yarattığıma inanarak zırvaladığımı, hatta ve hatta “BEN TÜRK DEĞİLİM” derken yapmaya çalıştığım ince edebiyatın kara mizahından bile bîhaber, beni vatan hainliğiyle suçlamaya kalkışabiliyorsanız, sorunun cevabı koskoca bir “evet”tir.
Şimdi de bu meziyetlerden arta kalan sıradanlıklara bir bakalım:
Bir zamanlar vatan, millet, bağımsızlık denildiğinde akla ilk gelen ulusun evlatları. Atasının düsturu doğrultusunda, çalışkanlığı ve yaratıcılığıyla övünmesini, sonra da bununla kendisine güvenmesini bilenler. Yine, çalışkan, cesur ve güvenilirliğiyle bir Türk'ün dünyaya bedel olduğunu savunurcasına işine ve gücüne sarılanlar. Köklü kültür gelenekleri doğrultusunda nam saldığı konuk severlik konusunda sınır tanımayanlar. Dünyanın gelmiş geçmiş en adil, en cömert olmakla bilinen büyük imparatorluğun, tarihe damgasını vurmuş ataların evlatları. Hoş görüde dünyada eşi benzeri olmayan Yunus Emrelerin, Mevlânaların torunları. “Atam” dediğiniz, dünya milletlerinin, kendilerine ait olmadığı için kıskançlıklarını gizleyemediği, eşine 100 yılda bir nadiren rastlanma olasılığı olan eşsiz şahsiyetin, büyük komutan ve devlet adamının “izinde” olduğunu dile getirenler. Saymakla bitiremeyeceğim güzel hasletlerin bezediği bir kişilikle, bu kişiliğin özü olan dili ve kültürüyle BEN TÜRK'ÜM diyebilmenin onurunu yaşayanlar. Ya siz kimsiniz? Size ne demeli?
Ne oldu şimdi? Değişen nedir? Neden birilerine, bu birbirine zıt hatta zıt olmaya bile yakışmayan kavramlarla aynı toplumdan söz etme çanağını açıyoruz?
Orhan Veli Şöyle diyordu “Vatan” şiirinin dizelerinde:
Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk çektik.
Şimdi merak ettiğim, gerçekten günümüzde neler yapıyoruz veya yapmıyoruz şu vatan için. Yine kendimce Şekspir (Shakespeare) vari hesaplaşıyorum “Türk olmak ya da olmamak. İşte mesele burada.” Allah’a şükrediyorum. Ne mutlu bana ki her şeye rağmen onurumla, dilimle, kültürümle, kısacası varlığımla TÜRK'ÜM. Üstelik doğruyum. Hem de çalışkan. Biliyorum ve eminim ki o bir avuç ne olduğu belirsiz güruh bu milletin izzetinefsiyle oynamanın cezasını er geç çekecektir.
Siz ey medya olduğunu söyleyen basın yayın kuruluşları! Bu bir avuç düzanbazın şahsında bir ulusun karalanmasına sebep olan sizlersiniz. Reklam amaçlı abartılı yayınlarınız o kadar haddini aşıyor ki olmazları bile olduruyor. Gerçek anlamda basın hürriyeti bu mu acaba? Eğer öyleyse olmaz olsun böyle hürriyet. Pireyi deve yapanlar. Siz hiç atalarınızdan duymadınız mı? “Kol kırılır yen içinde.” diye. Sizlerin biri, fırsatçıların elinde nasıl bin oluyor hiç mi farkında değilsiniz? Sizin küçüçük bir kare resminiz yabancı basında tam sayfa olur, 2-3 saniyelik görüntüleriniz gün boyunca “İşte barbar Türklerin iç yüzü” diye tanıtımlara çanak açar. Millî çıkarlar hiçbir zaman kişisel çıkarlara feda edilemez. Ama sözüm satılmışlara ve uşaklara geçmez tabii. Bundan da eminim.
Dünya birlikteliğinin günden güne daha üst boyutlarda değerlendirildiği günümüzde; kaçınılmaz olan kültür alış verişinde kazanılan verilerin, bizi biz yapan değer yargılarını dumura uğratarak kimlik yitimine sebep olmaması dileklerimle.
Tahsin MELAN