- Kategori
- Gündelik Yaşam
Tut ki sana bi kek yaptım

Gözlerim zeytin, dudaklarım kiraz, yanaklarım elma. Anaokulundan beri biliyorum, sen hayatımı meyva salatasına çevirmeden çok önceden, mini minnacık cıvık veletlik döneminden beri. Hoş, tut ki rastlaşmışız, ne lolipop, ne jelibom, ne versen bakmazdım suratına, Erol Evgin'e aşıktım, en derin hissiyatımla.
Bıçak karpuza değmeden, taze fasülye üstüne yeşil yenen yeşil erik sıralarında, belki sadece yoğurtlı semizotuyduk, sen bana, ben sana, sarımsağı bile esirgenmiş, bir-iki çatal al bırak misali, o da, ev sahibi ısrar etti diye. Hayır sarımsak değildi bizi değiştiren, benim elimin ayarı yoktu, sevgimi katmamıştım. Ama sen de inmek bilmiyorsun o zeytinin üstünden, hiç itiraf etmedin çok pişmiş olduğunu, salataya yayılıp gülümseme bana ateşi harlı unutanlar utansın diye, çok ayıp. Ben mi unuttum altını kısmayı? Boşuna beklemişler demek suyunu çekmeni, benim suçum ne?
Sen ne zamanki barbunya yemeyi bıraktın, gazın dindi, beraber mevsim sebzelerinden yapılmış türlü yeme umudu doğdu içimde, tek mevsimlik hesabı. Kebap, çiğköfte yoktu gözümde, hamsi koktu burnuma bir ara, unuttum. Soğan doğradıktan sonra limonla kokuyu almak kadar kolay olmadı ki hiç bir şey. Çünkü sen, durum milföy pasta kreması kadar yumuşak geçişlere gebeyken, keçiboynuzu çiğnemekle oyalandın, sebepsiz. Sonradan anladım, acı sende hıçkırık yapıyormuş meğer. Eğer ben, demlenmeye bırakılmış şehriyeli pilav kadar sabırlı olmasaydım, arada tadına bakıp tuzunu yoklamasaydım, zeytinyağlı pırasayla çikolatalı pasta kadar ayrı düşmüştük belki şimdi, kimbilir.
İstedin, biliyorum istedin. Mercimek fırında piştikten sonra bile ayda bir kaçamak yenen hamburger menu kıvamında olsun herşey, arada da elmalı pay yiyelim, en ucuzundan, dilimizi tarçınlar kandırsın. Ama bir yanda da biliyordun, işler bir lokmada yenen etli sarma kadar çabuk sarpa saracak. Sarpa sarmasına sarsa da kulak memesi kıvamına gelmesi için üzerini örtüp bekledik, bir kaç yıl kadar, ben arada kaçamak açtım baktım, parmak attım, çimdikledim, sen ah! ladın, ben vahladım. Zaten ben sana demiştim, özlersin, tadımdan yiyemezsin. Bak şimdi fena mı oldu, şurda yediğimiz aynı domates, içtiğimiz aynı su, iki göz bir tencerede kuzu kapama olduk, sarmaş dolaş.
Yalnız ben hala sana bir kek bile yapamadım, ona üzülüyorum.
Bıçak karpuza değmeden, taze fasülye üstüne yeşil yenen yeşil erik sıralarında, belki sadece yoğurtlı semizotuyduk, sen bana, ben sana, sarımsağı bile esirgenmiş, bir-iki çatal al bırak misali, o da, ev sahibi ısrar etti diye. Hayır sarımsak değildi bizi değiştiren, benim elimin ayarı yoktu, sevgimi katmamıştım. Ama sen de inmek bilmiyorsun o zeytinin üstünden, hiç itiraf etmedin çok pişmiş olduğunu, salataya yayılıp gülümseme bana ateşi harlı unutanlar utansın diye, çok ayıp. Ben mi unuttum altını kısmayı? Boşuna beklemişler demek suyunu çekmeni, benim suçum ne?
Sen ne zamanki barbunya yemeyi bıraktın, gazın dindi, beraber mevsim sebzelerinden yapılmış türlü yeme umudu doğdu içimde, tek mevsimlik hesabı. Kebap, çiğköfte yoktu gözümde, hamsi koktu burnuma bir ara, unuttum. Soğan doğradıktan sonra limonla kokuyu almak kadar kolay olmadı ki hiç bir şey. Çünkü sen, durum milföy pasta kreması kadar yumuşak geçişlere gebeyken, keçiboynuzu çiğnemekle oyalandın, sebepsiz. Sonradan anladım, acı sende hıçkırık yapıyormuş meğer. Eğer ben, demlenmeye bırakılmış şehriyeli pilav kadar sabırlı olmasaydım, arada tadına bakıp tuzunu yoklamasaydım, zeytinyağlı pırasayla çikolatalı pasta kadar ayrı düşmüştük belki şimdi, kimbilir.
İstedin, biliyorum istedin. Mercimek fırında piştikten sonra bile ayda bir kaçamak yenen hamburger menu kıvamında olsun herşey, arada da elmalı pay yiyelim, en ucuzundan, dilimizi tarçınlar kandırsın. Ama bir yanda da biliyordun, işler bir lokmada yenen etli sarma kadar çabuk sarpa saracak. Sarpa sarmasına sarsa da kulak memesi kıvamına gelmesi için üzerini örtüp bekledik, bir kaç yıl kadar, ben arada kaçamak açtım baktım, parmak attım, çimdikledim, sen ah! ladın, ben vahladım. Zaten ben sana demiştim, özlersin, tadımdan yiyemezsin. Bak şimdi fena mı oldu, şurda yediğimiz aynı domates, içtiğimiz aynı su, iki göz bir tencerede kuzu kapama olduk, sarmaş dolaş.
Yalnız ben hala sana bir kek bile yapamadım, ona üzülüyorum.