- Kategori
- Gündelik Yaşam
Tutuldum kaldım!

Ne elim ne yüreğim yetemedi yazmaya… Günüme damgasını vurmuştu halbuki on beş şehit!
On beş yeni yetmiş can!
Her birinin yirmişerden yakını olduğunu düşünürsek!
Her bir yakının yirmişerden yakınını…
Hesaplamaya ne hacet, çağlayarak artar bu vahşet!
Kaç evlerde keyifle uyunan uykular varken şu anda, kaç evin ampulleri açık, öyledir ya, yedi gece ışıklar açık tutulur cenaze evlerinde! Adettendir… Ruhu ziyarete gelir diye düşünülür…
Gencecik bedenler…
Hasret kokulu oğullar, kocalar…
Ve dahi babalar…
Ter kokusu dahi sevgiyle koklananlar!
Ölüm bu, geldim, geliyorum demez elbet, Ahmed Arif’im mi demişti, yanlışım olmasın, duygulardan sıyrılıp arama motorundan arayamayacağım, her birimizi elbet bir kapı aralığında bekler!
Ama hıyanet!
Ama kumpas!
Ve de siyasal amaçla ölümle karşılaştığında insan isyanına katılmamak olmaz!
Kim kime böyle bir yetki verir, kim kendinde bu yetkiyi bulabilir?
At gözlükleri kahrola!
Hangi din… Hangi devlet… Hangi insanlık bunu kabullenebilir?
Bazı evlerde ışıklar yanıyor, ruhu ziyarete gelir diye, elektrik bedeli elbette ki hesaplanmıyor, can karşılığı elektriğin bedeli mi sorulur!
Elektriğin bedelini hesaplayanlardan can bedeli de sorulur, ama!
Lütfen, bunu da atlamayalım!
“Acımız büyük” denildi her bir keresinde, toplam kaç şehidimiz, kaç kaybımız oldu…
Hesabım pek de kuvvetli değildir, saydım saydım, işin içinden çıkamadım!
Hani acaba ben yanlış mı yaptım, çıkan sonuç korkunçtu da…
Aynı ateş düşse mesela gündemdeki adamların ocağına, hoş, onların çocukları eşit değil elbette ki ucuz mehmetciklerle, olmaz ya, tutun ki oldu, ruhu şad olan mehmetciklerin anneleri, babaları… Eşleri ve de çocukları…
Amca, teyze… Hala ve de Enişteleri gibi…
“Vatan sağ olsun” kaç biri derdi?
Gülgün Karaoğlu
Ekim,05/08