- Kategori
- Gündelik Yaşam
Üç kadın arasında kaldım…

Şarkıların büyük bölümü onlar içindir.
Türkülerde öyle…
Romanlar, öyküler, şiirler…
Aşk, yeryüzünde en çok tanımlanan olgudur sanırım. Yani çeşidi ve tanımı en fazla olan olgu…
Genelde seks ile bütünleşik algılanır Aşk. Oysa ne büyük yanılgıdır.
Yaradan’a aşk, ebeveyne aşk, çocuklarına aşk, ulaşılmaz idollere aşk, mesleğe aşk… Sıralanır gider bu çeşitlemeler...
22 Temmuz kararını aldığından bu yana Parlemento; Ferdi Tayfur’un ünlü şarkısı dolanır oldu dilime ‘Huzurum kalmadı fani dünyada’...
Üç kadın arasında kaldım Mayıs başından beri.
‘İlkbahar vurgunudur’ dedim önceleri, ‘geçer, takma kafanı’…
Geçmedi. Geçmediğinden vazgeçtim, her geçen gün artan bir baskı ile karşı karşıyayım.
Karım bir yanda, diğer yanda vazgeçemediğim iki kadın daha…
Biri Annem, diğeri kızım…
Üç kadın arasında kaldım…
Annem Abdullah Gül’ün temiz yüzünü seviyor. “Oğlum insanın kalbi yüzüne yansır. Bak pırıl pırıl bir yüzü var bu çocuğun. Cumhurbaşkanı olmalı” diyor.
Eşim “ Ahmet Necdet Sezer için başlatılan imza kampanyası” için seferber olmuş durumda.
Kızım “ kim gelirse gelsin, bu ülke değişmez, değişmeyecek” modunda olduğundan babaannesi ve annesi ile haftada bir kez de olsa bir araya geliyor ve ver yansın ediyor…
Ben mi? Erkekliğin 9/10’u kaçmak diyerek sıyrılıyorum aralarından..
Kadın milleti ile başa çıkabilecek babayiğitler varsa aranızda şunu diyebilirim “ kandırmayın kendinizi!”