- Kategori
- Deneme
Uçup gidiverdi...

Köyüm...
Söğütler içerisinde şehrin ne uzağı ne de yakınında olmasına rağmen değişik atmosferine kapılıp gittiğim bir mekanda arkadaşlarla öğlen yemeğine oturmuş, sohbet ettiğim sırada çaldı telefonum..
Arayan abimdi,
Sesi tuhaf geliyor ve hızlı hızlı konuşuyordu... Üzgündü..
Tek bir sözcükle
-kızım, yenge öldü dedi...
Kolay söylemedi bilirim, başka nasıl çıkardı ki ölüm ağızdan...
O konuşurken ne diyeceğimi şaşırdım. Yemek kaşığı elimde kala kaldı...
Arkadaşlar yüzüme baktığında gayet sakin bir durumda yengem ölmüş dedim...
Bu gece kabusla uyanmıştım uykumdan, bir sıkıntı vardı içimde nedenini bilmediğim lakin üstünde durmamayı yeğlemiştim. Sadece oda arkadaşıma anlatmıştım. Rüya işte hayrolsun inşalllah demiştik...
Etine dolgun, irice bir kadındı. Her zaman üstünde uzun, eskilerin maksi dedikleri etekten olurdu... Köyde hep şalvarlı kadınlar gördüğümden, Onun etekli halleri ilginç gelirdi gözüme...
Pek konuşmaz hatta en fazla birkaç sözcük ederdi... Belki de çocuk olduğumuzdan paylaşacak pek bir şeylerimiz olmamıştı...
Amcamla nasıl anlaştığınıysa bir türlü anlamazdım. Ne konuşur, ne paylaşırlardı... Hiç sesi çıkmayan iki insan..
Çocukluğumda onu standart yerlerde görürdüm. Ya inek sağardı sessiz sakin...
Ya çeşme başında bulaşık, çamaşır yıkar ya da ekmek pişirmek için odun toplardı.
Evlerimiz neredeyse bitişik olacak kadar yakın olmasına rağmen mesafelerimiz ulaşamayacak kadar büyüktü... Nedenini hiçbir zaman sormadım, aslına bakarsanız merakta etmedim.Sadece bahçelerine girdiğimde yani elma ya da kirazlarını yediğimde(gizlice) beni görmemesi için dua ederdim...
Bir kaç defa evlerine gittiğimde cevizler vermiş, avuçlarıma sığmadığından kazağımı şalvarımın içine sokuşturup koynuma atmıştı yarı gülümseyerek... Amcamdan korktuğumdan olsa gerek evlerinin çevresinden dahi geçmemeye dikkat ederdim.
Onunla ilgili en net hatırladığım şuydu;
Yazın abimler ve diğer amcamın oğullarıyla top oynardık. Birde deli koçumuz vardı, göz çevreleri siyah, uzun boynuzları olan, daha ufacık kuzuyken alnına ellerimizle tos yapa yapa hayvancağızı zıvanadan çıkarırdık, bizi gördüğü yerde pes etmeden kovalamaya başlar, yakaladığı yerde önce hedefi gözüne kestirir, şöyle bir bakar, ıskalamayacağını anladığı vakit, bir kaç adım geri gider ve birden koşup belirlediği hedefi yere yığana kadar toslardı.
Yine böyle birgün abilerimden biri topu koça attı ve olan oldu, dört çocuk en arkada ben, önden koşanların peşi sıra can havliyle yengemin kapısını çalmadan içeri attık kendimizi ve ilk bulduğumuz divana çıktık. Garibim kadın mindere oturmuş - ula! ne oluyor demeye kalmadan ve neler olduğunu anlamayamadan koçun onu son hızla duvara vuruşuyla kala kalmıştı.Koç, avını yakalamış hırsını alırken, biz onu öylece bırakıp kaçmış ve uzun bir süre gözüne görünmemiştik. Çocukluk anılarımızın vazgeçilmezlerinden olmuştu o an. Yengem için ne oldu inanın hiç bilmiyorum... Ama koç içerden çıkarken galibiyeti yürüyüşünden belliydi... Şimdiye kadar gülerek anlattığım bu anıyı bundan böyle acı ve pişmanlıkla anlatacağım kesin...
Onbeş yıllık evliliğinin üstüne bir oğlu olmuş, adını Çağrı koymuştu... Çağrıda annesi, babası gibi büyüdüğünde hiç konuşmayan bir delikanlı olmuştu...Mahçup, çekingen, kafası sürekli öne eğik...
En son geçen sene görmüştüm Onu... Ateşi yakmış su ısıtıyordu, çamaşır yıkamak için, üstünde yine o maksi eteği, yazması arkadan bağlı... Ateşin kor olan kısmını kenara almış, biber közlüyordu... Aradan onca zaman geçmesine karşın hemen tanımıştı beni.. Tanırdı elbet, dağın başına kimler uğruyordu ki... Birkaç bildik yüzden biriydim Onun için...Ayak üstü hal hatır sormuş, buyur otur çay getireyim demişti, çocukluğun oluşturduğu tabulardan olsa gerek yine teşekkür edip ayrılmıştım yanından...
Ve bugün biricik oğlunu bırakıp öteki diyara yol aldığını duyduğumda içimde ne olduğu belirsiz bir sessizlik oluştu... Bir kaç anım gün yüzüne çıktı... Yüzü gözlerimin önünde belirdi... Arada bir memleketten gelen ya da arayan olursa sorardım; Yenge nasıl diye, sorduğumla kalır kendisini aramak zahmetinde bulunmazdım...
Velhasıl kelam duydum ki bugün kalbine yenik düşüp, uçup gidivermiş sessiz sedasız bu diyarlardan...
Ruhun şad, mekanın cennet olsun maksi etekli yengem...