- Kategori
- Güncel
Uğur Mumcu cinayeti çözülebilseydi, Hrant Dink cinayeti belki de işlenemeyecekti

Öldürülmesinin 19. yılında Uğur Mumcu'nun katil ve azmettiricileri halâ yakalanamadı.
Bugün 24 Ocak, Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin 19. yılı. Geçen onca senenin ardından, bırakın Mumcu cinayetinin azmettiricilerinin yakalanıp cezalandırılmasını, henüz daha bu menfur suikastın tetikçilerine bile erişilebilmiş değil.
Sorumluluğu, İran İslâm Cumhuriyetinin derin devletiyle ilişkili olduğu ileri sürülen karanlık ve şaibeli bir örgüte, Kudüs Savaşçılarına yıkılan bu cinayet, yapılan onca soruşturmaya karşın, ne yazık ki, karanlıkta kalmış siyasal cinayetlerin en önemlilerinden birisi olma vasfını korumaktadır.
Bu arada, cinayet sırasında iktidar olan DYP – SHP koalisyonunun önde gelen bütün önemli simalarının, Mumcu’nun Karlı Sokak’a dökülen kanı daha soğumamışken, ‘Uğur Mumcu suikastını aydınlatmak ve suçluları, sorumluları kanun önüne çıkarmak bizim namus borcumuzdur’ demelerine karşın, daha sonra sergiledikleri icraatlarla bu konuda tam manasıyla ‘sınıfta kalan’ bir performans sergilediklerini de hatırlayıp bir kenara not etmekte de fayda vardır.
Araştırmacı gazetecilik denilen mesleki janrın Türkiye’deki en önemli temsilcilerinden olan bu dürüst, samimi, çalışkan ve yurtsever habercinin katillerinin ve azmettiricilerinin halâ yakalanamamış olması, karanlık güçleri, bunun akabinde de benzer eylemlere girişmek noktasında cesaretlendirmiş olmalıdır. Öyle ki, meseleye bu açıdan bakıldığında, 19 Ocak 2007’de öldürülen Hrant Dink’in azmettiricilerinin de, Uğur Mumcu cinayetinin faillerinin yakalanamamış olmasından cesaret buldukları pekalâ söylenebilir.
Araştırmacı gazetecilik dendiğinde, öldürülmesinin üzerinden 19 yıl geçtikten sonra bile, ülkemizde halâ ilk akla gelen isim olması, Mumcu'nun; mesleğine, insanına ve ülkesine yaptığı katkıların somut bir nişânesi gibidir. Kısa sayılabilecek hayatı boyunca yapıp ettikleriyle Uğur Mumcu, hem ülkesinin kayda değer aydınlarının ve hem de unutulmaz gazetecilerinin arasına ismini yazdırmayı başarmış ve böylelikle de tarihteki yerini almıştır.
Uğur Mumcu, sadece Türkiye toplumsal formasyonunun parçası olan insanımıza değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz ve Orta Doğu coğrafyasının sakinlerine de ait olan çok bir temel zaafı 'bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak' şeklinde formüle ederek Türkiye kültür dairesine işlevsel, kuşatıcı, kapsayıcı ve unutulmaz bir deyim kazandırmıştır.
Ödürülmesinden sonra yapılan bir anma etkinliği sırasında, eşi Güldal Mumcu'nun, aynı zamanda yakın aile dostları olan dönemin kudretli simalarından Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'a 'Mehmet Abi, Uğur'un katillerini' bulun diye ağlayarak yalvardığı, Ağar'ın ise buna 'yapamam Güldal, bunu benden isteme, tuğlayı çekersem Türkiye Cumhuriyeti kalmaz!' mealinde cevap verdiği toplumsal hafızamıza mal olmuş önemli veenteresan bir anekdottur.
Uğur Mumcu'nun katledilmesinin ondokuzuncu yılında, onun gerçek katillerinin ve bu menfur eylemin azmettiricilerinin bir an önce yakalanıp kanun önüne çıkarılmaları ve hak ettikleri cezaya çarptırılmaları doğrultusunda güçlü bir kamuoyu beklentisi olduğuna işaret etmek, bu konuya dair verili havayı objektif yansıtmak adına gereklidir.
Türkiye toplumsal formasyonunun dürüst, namuslu, demokrat ve yürekli kadın ve erkekleri; Uğur Mumcu’nun katillerinin ve azmettiricilerinin yakalanmasının Hrant Dink’in azmettiricilerine giden yolu aydınlatacağını; aynı şekilde, Hrant Dink’in gerçek azmettiricilerinin kanun önünde hesap vermesinin de Uğur Mumcu’nun katil ve azmettiricilerinin açığa çıkarılmasına yardımcı olacağına inanmaktadır.
Bir diğer deyişle, Uğur Mumcu ve Hrant Dink cinayetlerinin gerçek azmettiricileri kanun önüne çıkarılıp, lâyık oldukları üzere, en ağır cezalara çarptırılmazlarsa, bu durumun, gelecekte de benzer türden komplolara girişmek isteyen karanlık güçlere cesaret vermesi söz konusu olabilecektir.