Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '15

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
109
 

Ulusal kurtuluşun geçmişteki örneği

Ulusal kurtuluşun geçmişteki örneği
 

28 Mayıs 1925 günü İstanbul’da bir bebek dünyaya geldi. Bu bebek sessiz, içine kapanık, şiire ilgili bir çocukluk ve gençlik geçirecekti. Robert Koleji’ne gittiğinde hayatının birinci dönüm noktasında olduğunun farkında değildi. Kolejde sahnelenecek bir oyunda tek başına, perde arkasından şiir okuyacak olan Ecevit, sahnenin dekorlarını çizen, resme yetenekli güzel bir kadınla tanışacaktı. Kendisine tüm evlilik ve siyasi hayatı boyunca yarenlik edeceği, yeri geldiğinde siyasi görüşlerinde bile ayrı düşeceği ama aşklarından hiçbir zaman eksilme yaşamayacakları Rahşan Aral. Mahcup şair, arkadaşına bu bayanın kim olduğunu soracak, tanışacaklar ve bir ömrü beraber göğüsleyeceklerdi. Aralarındaki aşk her geçen gün büyüyordu. Ecevit Dolmabahçe merdivenlerinde evlenme teklif ettiği Rahşan Hanım’dan bir muğlak bir cevap alabilmişti. Ailesinin karşı çıkacağını biliyordu ki öyle de oldu. Aylarca ağlayan kızının gözyaşlarına dayanamayacak olan Namık Zeki Bey sonunda bu evliliğe müsaade edecekti. Bülent ve Rahşan Ecevit çifti Demokrat Parti seçimleri kazanınca akıllarında o zamana kadar hiç olmayan bir işe kalkışacaklardı. Yurt dışından dönerek Ankara Çankaya’da yakın bir arkadaşlarının yanında Cumhuriyet Halk Partisi’ne kayıt oldular. Bu kararı Ecevit’in hayatındaki ikinci dönüm noktasıydı. Kısa zamanda parlayacak, Metin Toker’in milletvekilliğine takip olacak ve milletvekili seçilecekti. Siyaseti usta bir kurttan yani İsmet İnönü’den öğrenecek, Atatürk’ün devrimleri ışığında kendini pişirecek, hayatının her döneminde laiklik için emek sarf edecekti.

3 koalisyon hükümetinde de yer alan iki bakandan biri olmayı başardı. Karakterindeki çalışkanlık, demokratik sol duruşu ve güçlü hitabet yeteneği onu 18.Kurultay’da genel sekreterliğe taşıdı. Öyle ki Ecevit genel sekreter olarak parti tarihinde ilk kez ilçelerden köylere bütün illeri gezdi, delegelerle tanıştı, Anadolu’nun kendisine olan saygısını ve güvenini kazandı. Türkiye’yi ve Türk Siyasetini mütevazılık ile tanıştırdı. Çalışkanlığı, halkına olan sevgisi, laik duruşu dışında Atatürk ile benzeşen bir diğer özelliği ise çok okumasıydı. Maaşını alır almaz ilk işi eşiyle beraber kitapçılara gitmek olurdu. Her kuruşun hesabını yapar, seyahatlerinde kendi otelde kalıyorsa yanındaki çalışanlarını, parasını kendi cebinden ödeyerek pansiyonlara yerleştirirdi. Ortanın Solu politikasının savunucusu oldu. Metin Feyzioğlu’nun dedesi (kendisi babası olarak görmektedir) ve 47 vekil, kaybettikleri ideoloji savaşında Güven Partisi’ni kurmak üzere CHP’den istifa ettiler. 71 Muhtırası ile siyaseti öğrendiği hocası İnönü ile karşı karşıya geldi ve kazandı. Yaptığı konuşmada “Ben İsmet İnönü’nün yerini aldığımı kabul edemem, onun yeri bu makamın çok üstündedir” diyerek mütevazı duruşuyla kendisine duyulan saygıyı arttırdı. Askerin siyasete müdahalesine karşı çıkışı 73 Cumhurbaşkanlığı seçimleri oldu. Onu bu karara en çok iten unsur başta benimsediği, ancak sonrasında pişman olduğu 60 Darbesi’ni desteklediği günleriydi. Askere karşı demokrasiyi savunmasıyla artık peşinden büyük halk kitlelerini sürükleyen, “Halkçı Ecevit” adını dağlara, taşlara yazdıran bir lider haline gelmişti. Bu sırada patlak veren EOKA ile garantör ülke olarak Kıbrıs’a çıkarma yaptı. Bu çıkarmayla “Halkçı Ecevit” artık “Kıbrıs Fatihi, Mücahit Ecevit” lakaplarını da kazanmıştı. Partinin ilkelerinden Milliyetçiliği sözde değil, icraatlarıyla gerçekleştirdiği tek icraatı bu değildi. Amerika’ya haşhaş üretimi konusundaki çıkışıyla gönülleri bir kez daha fethedecekti. 12 Eylül Darbesi ile yasaklı hale gelecek, hakkında açılan davalar 160’ı görecekti. Pes etmeyecek, hakkındaki iddialara Arayış Dergisi’nden cevaplar verecekti. Yalnız kaldığını hissediyor, en yakınlarına gönül koyuyordu. Hayatı mücadele ile geçen insanların en büyük korkusuydu belki de unutulmak. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Beni hatırlayınız” sözleri geliveriyor hemen akla. CHP’den ayrılarak Demokratik Sol Parti’yle yoluna devam etti. Bugün hakkındaki iddiaları sıfırlama çabasındakiler gibi değil, her şeye sıfırdan başlayarak yine halkın umudu oldu. Kendisinin çok hoşuna gitmese de yeni bir lakabı kazanmak üzereydi. Azınlık hükümetinin iktidarda olduğu sırada Öcalan’ın Kenya’da yakalandığını gururlar duyurdu halkına. Artık “Kenya Fatihi” Ecevit 70’lerdeki gibi küllerinden doğmuştu. Bu yazıda anlatılmak istenen Atatürk’ün bıraktığı Cumhuriyet mirasına Ecevit’in vurduğu katkıydı. Peki, bu yazı neden yazıldı? Ülkemiz gençlerinin AKP ile mücadelesinde umutsuzluğa kapılmış, yılmış, her türlü mücadele alanını terk etmiş ya da Facebook ve Twitter üzerinden yazdığı birkaç kelime dışında alanlarda emek vermeyen gençlere bir umut ışığı olması amacıyla kaleme alındı. Bir halkın umudu olmak zorundayız, en azından bulunduğumuz ili ilçe ilçe gezmeli, safları sıklaştırmalı, Osmanlı isteyen padişahlık sevdalılarına karşı sarışın, mavi gözlü bir subay gibi karşı çıkmalı, en bitti dediğimiz anda kitlelere ulaşabilen “Karaoğlan” olmalıyız. Unutmayalım; bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir yiğidi, bir yiğit bir ülkeyi kurtarır.

Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 32
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 369
Kayıt tarihi
: 15.11.10
 
 

04.09.1991 Ankara doğumluyum, Ankara'da yaşıyorum. Aksaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster