- Kategori
- Deneme
Umutsuzca
Dünya da büyük acıların bazılarının ne kadar umutsuzca olduğunu anladım büyüdüğümde. Küçükken sadece oyunlara ağlayan bir çocuk olmayı nasılda özlemiştim oysa ki. Sevdiklerini kaybetmek, umutsuzluk gibi büyük kırbaçlar var yaşamda öldüresiye acıtan.... Öyle acıtıyor ki bir daha o acını tamamen unutup arınamıyorsun...
Umut güzel şey gibi gelir ilk duyuşunda insanın kulağına. Umut ederek yaşamak hep bir heyecan heves barındırır ardında. Olacak, daha iyi olacak, güzel olacak gibi cümleler getirir devamında. Ama bir düşersen eğer bir umutsuzluğun içine, hem umudunu yitirdiğin zamanın kötü sonuca varma süresi, hem de umutsuz kalmış olmanın dayanılmaz acısı o belirsiz sürede eritecektir etten ve kemikten bedenini güneşin altında kalmış bir buz kütlesi gibi... Umut edip hüsrana uğramak ise umutsuzluk kadar olmasa da yine de büyük bir acıdır aslında... Yine de umutsuzluk işkencesi üzerine bir işkence yaşamaz diye düşünüyorum...
Bir de ölüm var; şu süresi kısıtlı hayatın final sahnesi. Kendi final sahnemiz için çok da korkarak yaşamayız ama, sevdiklerimizin o finale yaklaştığını görmek işte acıların işkencelerin en büyüğü. Çaresiz kaldığımız bir noktadır orası, elden gelenler tükenmiş sadece acı bir bekleyiş ile savrulur dururuz büyük bir acı pınarının içerisinde. Dua edip zamanı uzatmasını istemekten başka çare kalmamışken elimizde o duayı her gün edemeyecek kadar da unuturuz bazen hayatın koşturmasının içerisinde. Belki bir nefestir bu unutma zamanı ama hiç unutmadan yaşayanlarımız var elbet. İşte onların hali o kadar acı yüklüdür ki, bir çare için hayatlarının en büyük fedakarlıklarını yapmaya hazır gönüllü askerlerdir onlar.
Dram... Okuması, yaşaması kadar zor ve istenmeyen bir haldir... Yazması da zordur dramı yaşaması kadar. Ama güç almak için bir şeylerden hep birilerinin yaşanmışlıklarını dinlemeye de ihtiyaç duyarız ya, işte o yüzden mutluluklar kadar acıların, hüzünlerinde yazılması taraftarıyım.
Yaşam gençlik zamanlarından çıkan her bireyi farklı farklı acıları yaşamak ve izlemek noktasına getirir. Algı ve sorumluluğun arttığı o nokta da insanlar oldukça mutsuzlaşır ve mutlu olabilmek uğruna bir çok farklı oyuncaklar aramaya başlar kendisine. Bu oyuncaklar acıları ortadan kaldıramaz ama hiç olmazsa unutturmaya yardımcı olur. Umutsuz bekleyişlerde oyuncakların pek de bir önemi yoktur ama. Bekleyiş, her zorluktan daha zordur. Sonuçların acısı süreçlerin acısı ile dans edemeyecek kadar amatördür hayat valsinde.
Peki ya ne yapmalıyız? Her birimiz için değişecek bu elbet. En zor zamanları yaşayıp sonrasında ayağa kalkmak kolay iş değil... Ben en büyük acılarının finalini değil, umutsuzluğunu yaşayan küçük bir çocuk kalbiyle dolu kocaman bir insanım... Umutsuzluğu sizlere tarif edebilirim lakin son acıyı sadece yaşadığım zaman anlatabilirim... Tabi o zaman gelince anlatacak bir ben daha kalırsa... Lakin, hayat her zaman iyiyi yaşatan bir şeylere sarılmak ile yaşanabilecek bir süreç olduğu için ki aksi halde yaşanması mümkün değildir, o halde bulacağız elbet sarılacak bir şeyler... Belki bir kitaba, belki bir dosta, belki bir sevgiliye, belki bir evlada, belki bir olguya, bir eyleme ya da yine bir umuda...
Yazarken, umutsuzluğun kelimelerini bulmak bile o kadar güç ki, düşünün ki bunu yaşamak ne kadar umutsuzca... Umudunu yitirme sözünün sizin için kifayetsiz kaldığını bilmek ise buruk acınızın içinizi yeniden titretmesinden başka bir şey sağlamıyor... Umuttan bahsetmek ise o kadar renkli güzel ve zengin cümleleri bezetir ki birden coşuveriyor kelimeler, haz pınarları!
Umutsuzluğa düşmeyin dilerim, umutsuzluğa düşürecek bir acınız olmasın, bunun için dua edelim her zaman büyük bir umutla...
Ayça Marangoz Coşar