- Kategori
- Gündelik Yaşam
Umutsuzluk damlıyor kalemimden

Acılar damlıyor kalemimden. Sevdalar, kanadı kırık kuşlara dönüyor. Yüreğim parçalanıyor sanki bir boşlukta, kırık cam parçaları damlıyor gözlerimden.
Güzel şeyler yazmalıyım diyorum kendi kendime. Mutluluğun resmini çizmeliyim kelimelerimle. Çocukların çığlıklarını duyurmalıyım bütün evrene.
Kimsesizlere yoldaş olmalıyım diyorum, yalnızlara, hayatın bozgunluğunu yaşayanlara.
Hadi, diyorum kalemime, hadi bir türkü söyle sayfalara. Kelimeler arasında bir fidayda, bir çayda çıra... Ya da, ne bileyim, şöyle tellerin arasında içimizi ısıtacak bir nağme, diyorum, yeter bana.
Yeter hepimize bir kelebek, tatlı bir ezgi, küçük bir sevda masalı.
Sanki hiç mutluluk olmamış, hiç sevdalar yaşanmamış gibi yanlızlıklar damlıyor kalemimden.
Hangi sayfaya bir çizgi çekse, sonu bir uçurumda bitiveriyor.
Hangi sayfaya bir nokta kondursa, noktalar çoğalıyor, çözümü olmayan bir denkleme dönüşüveriyor yaşam.
Soru işaretleri artıyor her cümlenin bitiminde, yaşamda sorudan başka bir şey kalmamış gibi. Her şeyin bir soruyla başlangıcı, diğerinin bir soruyla bitimine denk geliyor sayfalarda.
Umutsuzluklar damlıyor kalemimden. Yeni günde hiç çiçek açmayacakmış, dünyanın herhangi bir yerinde hiç çocuk doğmayacakmış, içimize hiç yağmur damlamayacakmış gibi.
Hayır, kara bulutları yazma kalemim, ölümleri, açlıkları hiç yazma, ne olur!
Düşenleri, düşürülenleri hiç anlatma!
Ne olur, güller açtır sayfalarda kalemim, kokusu hiç tükenmeyen güller. Elleri dokunan herkesin, içinde artsın o güller, yanaklarından taşsın, kokuları yayılsın damarlarında.
Herkes gül bahçesi olsun kendi dünyasında.
Gülleri yaz kalemim.
Güzel şeyler yazmalıyım diyorum kendi kendime. Mutluluğun resmini çizmeliyim kelimelerimle. Çocukların çığlıklarını duyurmalıyım bütün evrene.
Kimsesizlere yoldaş olmalıyım diyorum, yalnızlara, hayatın bozgunluğunu yaşayanlara.
Hadi, diyorum kalemime, hadi bir türkü söyle sayfalara. Kelimeler arasında bir fidayda, bir çayda çıra... Ya da, ne bileyim, şöyle tellerin arasında içimizi ısıtacak bir nağme, diyorum, yeter bana.
Yeter hepimize bir kelebek, tatlı bir ezgi, küçük bir sevda masalı.
Sanki hiç mutluluk olmamış, hiç sevdalar yaşanmamış gibi yanlızlıklar damlıyor kalemimden.
Hangi sayfaya bir çizgi çekse, sonu bir uçurumda bitiveriyor.
Hangi sayfaya bir nokta kondursa, noktalar çoğalıyor, çözümü olmayan bir denkleme dönüşüveriyor yaşam.
Soru işaretleri artıyor her cümlenin bitiminde, yaşamda sorudan başka bir şey kalmamış gibi. Her şeyin bir soruyla başlangıcı, diğerinin bir soruyla bitimine denk geliyor sayfalarda.
Umutsuzluklar damlıyor kalemimden. Yeni günde hiç çiçek açmayacakmış, dünyanın herhangi bir yerinde hiç çocuk doğmayacakmış, içimize hiç yağmur damlamayacakmış gibi.
Hayır, kara bulutları yazma kalemim, ölümleri, açlıkları hiç yazma, ne olur!
Düşenleri, düşürülenleri hiç anlatma!
Ne olur, güller açtır sayfalarda kalemim, kokusu hiç tükenmeyen güller. Elleri dokunan herkesin, içinde artsın o güller, yanaklarından taşsın, kokuları yayılsın damarlarında.
Herkes gül bahçesi olsun kendi dünyasında.
Gülleri yaz kalemim.