Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '10

 
Kategori
Siyaset
 

Uyyy ben ölem looo!

Uyyy ben ölem looo!
 

Benim olmayan bazı acıları öyle içselleştiriyorum ki; acıyı etimde kemiğimde, beynimden uzak-yakın her hücremde hissediyorum. Gazeteci Metin Göktepe’nin öldürülmesinde aynı şeyi yaşamıştım. Aradan 14 yıl geçmesine rağmen; bu gün hala Metin Göktepe’nin o gün gazetelerde, televizyonda yayınlanan fotoğrafı gözümün önünden gitmiyor.

Gülümseyen bir yüz ve alnında bir parça kan. İnanamıyor insan bu kadar güzel bir insanın katledilişine. Ya da ben inanamıyorum , inanmak istemiyorum böyle sevinç dolu sevgi dolu bir yüzün ölmüş olabileceğine. Hani bir şair diyor ya ''gözümün gördüğüne gönlüm inanmak istemedi, oğul.'' Aynı öyle.

O günlerde yapılan açıklamalar geliyor aklıma. ’Yok sandalyeden düştü, yok duvardan düştü. Hele böyle açıklamalardan sonra, insanın üstünü başını yırtıp kendini çığlık çığlığa sokağa atası geliyor. Sığamıyorsun evlere odalara… Polisin Metin’e çopları indirişi canlanıyor gözümde. Başına gözüne sağına soluna neresine gelirse hırsla vuruşu canlanıyor. Oturduğum sandalyede sıçrıyorum, koltuk iğneli fıçı oluyor. Sonra Metin’in gülümsemesi yerleşiyor dudaklarıma, sessizce yüzükoyun kapanıyorum yatağıma. Sonra bir çığlıkla fırlıyorum yataktan.

-Uyyy ben öleeem looo….uyyy ben öleeemm looo…

Kucağında oğlunun fotoğrafıyla, Fadime ananın çığlığı içimden geçip odamın duvarlarına çarpıyor, tekrar bana geliyor. Nasıl bir şeydir kollarında çocuğunun yerine fotoğrafını taşımak? Ne menem acıdır? Ne biçim kahroluştur? Voltaya çıkıyorum odamda, yürüyorum yürüyorum oda bitmiyor. Yürüyorum acı bitmiyor. Dilimde bir ağıt’’ uyy ben ölem looo’’

Ne acaip bir ülkede yaşadığımı algılayamayacağım, yaşım kırkı geçti. Nasıl olur anlayamıyorum bir ülkenin en güzel, en genç, en nitelikli, en ince düşünen, en insan gibi insanlarını yiyip bitirip yok etmesini.

Benim olmayan acı demişim yazımın başında. Hayır; bu acı bal gibi, buz gibi benim acım. Bu ülkede yaşayan senin , benim, onun herkesin acısı. 2010 yılına gelindiğinde hala göz altılarda (Engin Ceber) ülkemin gençleri ölüyorsa; bu acı hiç geçmemiş, bu yara hiç kapanmamıştır. Metin Göktepe’nin alnından oluk oluk akmaktadır. Bizim alnımızda ise kara kara durmaktadır.

Metin’in kafasında bir darp var

Polis karakolundan morga kadar

Mosmor

Bir darbe var

Yüreğimizde beynimizde

Soruyor bir işaret fişeği

Biz ölerek mi yaşamayı

Öğreneceğiz hâlâ..

Can Yücel

Metin Göktepe’nin son haberi.

Bazı konular belalıdır.

İlgilenenin başına olmadık işler açılır.

Albay Rıdvan Özden’in dosyası da bu tür belalı konulardan biri.

Önceki gün insan hakları savunucusu sanatçı Şanar Yurdatapan Terörle mücadele ekiplerince gözaltına alındığında Albayın eşi Tomris Özden’le birlikte düzenledikleri basın toplantısına birlikte çıkıyordu. Gazeteler Yurdatapan’ın tutuklanışını ‘’sıradan’’bir haber saydılar. Basın toplantısında sözü edilen’’belalı konu’’ya ise hiç bulaşmadılar.

Oysa ortada, uygar dünyanın hiçbir ülkesinde, hiç kimsenin ilgisiz kalamayacağı kadar önemli bir iddia vardı. Tomris Hanım eşinin ölümünü ‘’kuşkulu’’ buluyor ve otopsi istiyordu.

Mardin Jandarma Alay komutanı Rıdvan Özden’in bir çatışmada PKK’lılar tarafından alnından vurulduğu açıklanmıştı.Ölüm raporunda sol kaşının 6 cm üstünde bir kurşun deliğinden söz ediyordu.Tomris hanım ise cenaze töreninden önce eşinin ölüsüne son kez baktığını ve alnında hiç bir kurşun yarasına rastlamadığını söylüyor ve çok önemli bir iddia ortaya atıyordu.

‘’Eşimin başının arka tarafı kan içindeydi. Yoksa kurşun karşıdan değil de arkadan mı geldi?’’ Tomris Hanım, eşinin kepinde kurşunun giriş noktasını gösteren bir işaret olduğunu öğrendikten sonra, Rıdvan Albayın öldüğü sırada üzerinde bulunan üniforma ve anılarını yazdığı kırmızı kapaklı ajandayı görmek istemiş, ama buna izin verilmemişti

Basın toplantısında Milliyet’te Yalçın doğan’ın bir yıl önce yazdığı bir makalenin fotokopisi de dağıtıldı. Doğan o yazısında bir çatışma sonrası yakalan 4 tutukluyu yargısız infaz edenleri mahkemeye verip, mahkum olmalarını sağlayan bir ‘’şef’’ten söz ediyordu. Doğan’ın yazısına göre ‘’şef’’in bu tavrı kızgınlık yaratmıştı. Sonra bir çatışma sırasında ‘’şef’’yanıbaşından sıkılan bir kurşunla’’can vermişti.

İşi takip eden eşininde sesi hemen kesilivermişti.

Not:(Can Dündar yazılarından alınmıştır.)

.

Leylim.

 
Toplam blog
: 105
: 670
Kayıt tarihi
: 18.10.07
 
 

Karlı bir kış günü, yaşam denilen bu yola düşmüşüm. Yürümüş yürümüş de bir arpa boyu yol alamamış..