​ Uzaktan uzağa / Şiir / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '08

 
Kategori
Şiir
 

Uzaktan uzağa

Uzaktan uzağa
 

Kalabalıkların kirli suratlarına gömülü

Masum bakışlı düşleri topal çocukluğum

Rüzgarın

İpini koparıp göğe saldığı bütün uçurtmaların sahibi benim

Penceremde hep bir kuş cıvıltısı özlemi

Dudağımda savrulmamış gülüşlerin sancısı durur.

Yürümeyi öğrendim mayın tarlasında.

Her adımda bir ölüm gördüm, her ölümde bin isyan

Leşlerin kaderini yüklenmiş sanki insan

Kokuşmuş güruhlar arasında

Gerçeğini yitirmişti aşk, hüzün, mutluluk, gurur…

Kısır yaşantılarda yetinmeyi öğretti kentler

Hep bu yüzden

İzin verilen aralık dışında hayalim olmadı hiç.

Uçsuz bucaksız kırlarda bağıra çağıra koşmam için

Ruhu tutsak, bedeni hür kendimle savaşmak zorundaydım önce

Savaş…

Kaçınılmaz ve utanmadan…

Vuruldukça tanıdım çürük kahramanları

Alkışlar sustu yere düşünce

Hayata bir nefes daha bağışlasa zaman

Uzun ömürlerin bedelini ödüyordu kısa ömürler

Mücadele gerektiriyordu nefes almak bile

Bense her şeye inat yaşlı gözlerle,

Gece-gündüz derbeder

Koyların ıssızlığında aradım kayıplarımı

Güneşi doğururken dağlar uzakta

Kıvranışlar içinde buldum seni

Asırlık türküler dudağında

Gözlerin mülteci aydınlıklarla bana bakmaktaydı

Direnişlerin kan kaybetmişti adım başı her tuzakta

Ellerin umutla bana uzanmaktaydı.

Bir bakış ve bir uzanışla çıkagelmişti aşk.

Acemiydim, savunmasızdım, mağluptum

Sen tarihimin kabullenilen ilk yenilgisi oldun.

Gözyaşlarını silmeye geldim dedin

Kayıplarını bulmaya

Kederlerim donakaldı saçlarının ayazında

Kalbimdeki sisi dağıttı kelimelerin

Hangi cemre varlığın kadar çabuk getirirdi baharı

Fırtınaları meltemlere döndüren efsunlu iklimler gibiydin

Kışında yandığım kadar üşüdüm yazında

Yıllardır aynalarda aradığım suretim miydin?

Gülüşün güldürürken üzüntün öldürdü beni.

Bir potada erimişti ruhlarımız biz bilmeden

Ne zaman gitmek istesem

Yalnız cesedim gelirdi benle

Her şeyim sende kalırdı gölgem bile

Nasıl kaçabilirdim ki senden

Bütün adımlarım sana varır

Meydanlar seni bağırırdı

Duvarların kalbine kazılıydı adın

Emeğin kanlı savaşının tam ortasında verdiğim

Kansız mücadelemdin benim

Emeğimdin.

Bütün kavgalarım seni kazanmak içindi

Bilmedin, bilemedin.

Artık kazandıklarımla kavga ediyorum.

İçlerinde bir tek sen yoksun

Korkuların kucağına bırakıp gittin

Seni bulduğum gibi kaybettim ansızın

Devasa uçurumlar girdi aramıza

…ve ayrılık bu kez sürgün yüzüyle geldi

Kanatlarım kopuk, dilim kilitli…

Mecbur edildim yaşamaya çırpıntılarla sürecek saralı bir hayatı

Hüzünler, feryatlar sindi şarkımıza

Ben söyledikçe ağıtlar sardı kainatı

An geldi

Kızgınlığım dönüştü kine

Küfürler savurup lanetler yağdırdım aynamdakine

Giderken yanına ne aldın benden de

Böyle virane kaldım.

Söyle

Bu sonbaharın tuttuğu matem gidişine mi?

Ya cesur haykırışım oldun yeri, göğü sarsan

Ya saklımdın.

Müebbet bir ızdıraba mahkum ediyordun beni her nefes

Yasaklımdın.

İçime bir günah gibi dolardın bazen

Kainat cehennemim olurdu yanardım.

Yangınları sırtlanıp koşardım sana doğru

Küllerimle bile seni arardım

Şimdi

Renkleri dağılmış bir kentin iflah olmaz yorgunlarındanım

Karanlık bir odanın küçük penceresinden seyrediyorum telaşını insanların

Yollarda uçuşan yapraklardan anlıyorum

Eylül adımlı bir sonbaharın daha geldiğini

Havada toprak kokusu…

Pencere camlarını ağlatan hüzün…

Bir bilsen nasıl üşüyorum

Dışarıda bütün çilesini damlatıyor bir yağmur

Düşüyor, düşünüyorum.

Gülüşün güneşimdi, ısıtırdı içimi.

Bak ne kadar da başkayız,

İklimlerimiz bile yabancı artık.

Mekanlar uzak şimdi…

Kevser YENEL

 
Toplam blog
: 32
: 347
Kayıt tarihi
: 11.09.08
 
 

1984 Kayseri doğumluyum. Adana merkez okullarından birinde görev yapmaktayım. Branş öğretmeniyim...