- Kategori
- Şiir
Uzayan yüzümüze gece bulaşmış

uzayan yüzümüze gece bulaşmış
bir ekim akşamı
senin ektiğin karanfil tohumları
yaşamı üretirken
martı çığlıklarının sofrasında
bir balıkçı ağlarını kurşunluyordu
kollarına doldurdukça kirpiklerinden
akan gözyaşını
yaşamın şiddeti gökyüzünden inen
mavi bir hüzün oluyordu
bir çocuk çığlığına karışan
sular ülkesinin rüzgarlar doğuran
olağanüstü günlerinde
bir kadının yarı açık gözlerinde
durgun akan nehirleri coşturuyordun
saydam sessizlikler ardındaki
denizin kıyısında
önceleri siz vardınız
dağlanmış tanrıları andırırdınız
militanların ardından son sözü
gözleriniz söyledi
hep aynı vakit
yürek gözelerinde
sarsıntıyla uyandırdınız
içinizdeki yokluk duygusunu
rakısı hep aynı bol sulandırılmış
tez bitmesin diye
aşk kurşunlanırdı yine geceye
siz söyleyeceksiniz
son sözü bu hasat zamanında
bir grev anısının içinden
sıkılmış düşlerinin renginden
çoğala çoğala zorlayıp
bin kilitli kapılarını zorlayıp geçtiniz
ülkeniniz hüzünleriyle başladınız söze
tükenmez sevinçlerinizden
yaralıydınız
göğsünüzde yaşlandı yaşam ağrısı
yüzünüzde dünya kadar bir gülümsemeyle
ne çok kıyametler koptu içinizde
o an bir bilseniz
aşka uzanan o paslı nacak alev alev
düş yürüyüşlerimizde
kaç kez soldu
yalnız bırakıp gitmek isteyişlerim
siz beni kendinize çekerken
on yıl öncenin dudak yarası
olanaksız aşklara inat
yüreklerimiz iğde mevsimlerinde
kalma suskuların
yol ayrımında
uzayan kollarınızda
kırlangıç sesleri
su halkalarında
kırılan salıncaklarda
gülmelerimiz
bir haber alıyorum
sapandan kurtulmuş
serçe telaşında
karanlığı omuzlayıp yakmak için yan yana
terhis olmuş asker sevinciyle
çıkageldi umut
tesbihimi çıkardım
yutkundum öfkeyle eski anılara
diyetidir bu yangın hali
kanamış dudaklarımızın
gözlerimizin altındaki anı yığını
uzayan yüzümüze gece bulaşmış
acemi gençliğimizin bakir uğultuları
Mehmet Özgür Ersan 03.12.2015