- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Uzun bir aradan sonra...
Uzun bir aradan sonra merhaba arkadaşlar…
Ne kadar çok yazmak istesem de benim gibi iki küçük çocuk babası olan biri için yazmak, bazen neredeyse imkansız. Yani bazen oluyor ki Eric Van Buyten’e dönüşmem mümkün değil. Bu sadece vakit sorunu da değil, daha çok yaşamsal koşulların dayatmaları. Bu sorumlulukları bilmek de bireyin ödevi.
Evet, birey olmalı ve birey gibi yaşamalı. Bunu insanda kalite konusunda işlemiştim. Birey olmak gerek ve güzel bir şeydir bu. Ve ben birey olalı tamı tamına 16 sene geçmiş. Tabi ki diyeti de büyük. Birey olmak için tüm toplumla, anne ve babanızla ve belki de tüm arkadaşlarınızla savaşmanız gerekli. Çünkü arkadaş dahi olsalar sizin siz olma dayatmalarınızı kabul etmeyeceklerdir. Nitekim toplu hareket etmek hem kolay, hem de geçer akçedir toplumumuzda. Ben 25 yaşından sonra tatillerime hep yalnız çıktım. Amaç mevcut bulunduğum ortamı, kısa süreli dahi olsa, geçmişe gömüp, yeni bir ben olarak yaşamaktı. Ve hep faydasını gördüm bu kararımın ve her seferinde bambaşka ortamlara girecek yeni arkadaşlar biriktirdim. Biliyor musunuz hiç bir defasında yalnız kalmadım. Yeni yöre ve oranın yepyeni kültürlerine sahip eski insanları. O takip eden günlerde öğrendiklerim ileride yepyeni benler yaratacak fırsatlar vermişlerdir bana.
Aslında baba olmak da keza bana farklı sorumluluklar yükledi bir birey olarak. Bunun en ağırı ise artık eşinle sevgili olmaktan çok uzaklaşmak. Bu bilinçli bir çaba değil, bu tamamıyla vakitsizlik yüklü, yepyeni sorumluluk alanlarına istinaden. Çünkü biz artık birey olarak gün geçtikçe yok oluyoruz ve ihtiyaçlarımız da keza öyle, bizimle beraber yok oluyorlar. Bakın ben doğru ve yanlışı tartışmıyorum. Ben sadece sonuçlarından bahsediyorum.
Kimse mükemmel ölçüde mükemmel değil, hiç birimiz. Hepimizin kapasitesinin sınırları var. Tabi ki, eleştirmek kolay, ama farklısını yapmak, gerçekten zor. Gençlik ve olgunluk arasındaki temel fark bu… Nitekim artık biliyorsun yapamayacağını ve denemişsin, olmamış. Zannetmeyin ki Superman’in de problemleri yok. Hepimiz bu teknede, eşit haklarla savaşıyoruz insan olarak. Öyle ki bazılarımız daha az şanslı ve donanımlı, bazılarımız daha az donanımlı ancak az problemli. Yani birey olmak o kadar kolay bir nane değil yani!
Kadın olmak çok daha güç çünkü hem birey, hem güzel kadın, hem anne, hem de melek kadar gerçek olmak zorunda. Böyle bir boyun bağı yükü var üzerinde bilinçli veya bilinçsiz. Sayınca ne kadar çok sorumluluk birden ediyor. Bu yüzden hepsini beceremiyor kadınlar ama inkar edercesine başarılı buluyorlar kendilerini. Ve tabi ki de bir de biz beceriksizleri yermek var erkek olaraktan. Hepsi topyekün çok zor ve zamanı yok ediyor onlar adına. Geriye yetişmiş çocuklar ve kırık kalpli kocalar kalıyor. Tabi bu kocalar başka sevgililer tarafından avutulmamışsa. Ki bu, vaka-i vakkakiye. Hem Çin, hem Japon işi…
Ya erkek olmak ve anneleri tarafından beceriksiz yetiştirilmek; bu da son derece ağır değil mi?!! Ya babalar sperm sorumluluğu dışındaki tüm sorumlulukları, annenin yüreğine gömen o acımasız erkekler, onlara ne demeli? İnsafsız mı? Beceriksiz mi? Yoksa suya sabuna dokunmadan her şeye sahip olmak isteyen uyanıklar mı demeli… ERK-EK veyahutta ER-KEK. Hangisi olursa olsun anlamları pek hoş değil. Neden? Herkezden daha fazla erkekler birey olma sorumluluğundan kaçıyor…
Nerden-nereye; ne düşündüm, ne ettim! Güney Amerika’dan bahsedecekken bireyin sorunlu ve sorumlu yollarına saptım. Artık bir daha ki sefere ve tabi anlatacağım gördüklerimi…
Ve o güne değin kalın sağlıcakla…
By Eric Van Buyten