- Kategori
- Edebiyat
Uzun derin soluklar

Bandırma’nın güzelim sahilindeydim bugün. Bandırma’da doğduğum için mi bilinmez, muhteşem bir şekilde beni çeken bir şey var onda.
Bugün, çok farklıydı. Ayağımın huysuzlanıp, delice sızlamasına karşın atılıvermiş bir adımla sahile inmek, denizin kokusunu, çayın tadını hissedememek…
Bunun yerine günlerini sokakta geçirmeye alışmış, pohpohlanmış, hop hoplanmış zibidi sokak serserilerinin her taşa, her kaldırıma ve yetmeyen bitmeyen bir saygısızlıkla yeni yapılmış yapıtlara, üç günlük aşklarını kazıma
telaşına düşerek kirlettiği her şeyi tüm çıplaklığıyla gördüm.
“Lanet olsun size, dünyayı kirleten bu gereksiz insanlara” diye de kestirip atamadım. Atamadım ama zihnimde bir de bunlara yer yoktu. Öyle ki; benim derdim bana yeter. Ama şu anda fışkırıyor, diyerek koşa koşa ayağına geldiğim ve rahatça dertleşebileceğim tek sadık dostum deniz, beni etkilemiyordu! Ya da bütün fedakârlığıyla bana bakıyor, ben fark edemiyordum.
Bunca kirlenmiş ve buğulanmış şey varken ortada, bir de gözlerim puslanmışı şimdi de. Önümdeki perde kalkmayacak kadar sağlam yapıdaydı.
Bir çay içseniz de böyle bir durumda pek bir çaresi olmaz. Ağlayarak gözyaşlarınızla katkıda bulunsanız da, bütün damlalar sizi düşünmeden buhar olur, bulut olup gider. Ve bedeninizin her parçası sizi terk etmek için hareket etmek ister, özgürlük ister.
Düşüncelerinizin mantığınızdan ayrıldığı noktada fiziksel olarak bitmeye gidersiniz. Aklınızdan bir şeyler geçer, kalem oynar ve karalar. Sonuçta ayaklarınız bağımsız olmak ister; sizden ayrılıp, sizden, bedeninizden ve lanet olası dertlerinizden ayrılıp çok uzaklara gitmek ister; acısını size çektirir.
Mideniz bulanmaya başladığında daha fazla kalamayacağınızı anlayıp dönmek istersiniz geri. Sizi alacak, çekecek bir şey yoktur. Yanınızdakilerse iki söz söyleyip sizin iyi olduğunu görerek egolarını tatmin etmek için vardırlar. Hepsi birer bencildir ve o anda bütün bunlar tüm çıplaklığıyla görülür.
Yalnız kalmak, tek bir ‘çıt’ duymamak için bahaneler ararsınız, bulamazsınız. Hep siz susarsınız! Kusamazsınız bile! “Yeter” kelimesi kendini soyutlar hayattan ve siz yorulursunuz yaşamaktan…
Nihayet uyuyup unutmak istersiniz ve dakikalar ilerledikçe hep aynı şey olur:
Uzun, derin soluklar…